Nebe Suresine Dön

Nebeالنبإ

22. Ayet

22Nebe Suresi

لِلطَّاغ۪ينَ مَاٰبًاۙ

Azgınlaşıp haddi aşanların dönecekleri yerdir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

21-22. “Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır.” Cehennemse, o gözetleyici olarak hazır beklemektedir. Gözetleyici, mirsad, rasathane olarak pusu kurmuş müşterilerini beklemektedir cehennem. Bunun birkaç mânâsı vardır: 1. Ceza vermek için, müşterilerine hak ettikleri töreni göstermek üzere gözetleyici olarak beklemektedir cehennem. Anlıyoruz ki cehennemin böyle gözetleyici olması bizzat kendisinin kimi ve neyi beklediğini bilmiş olması, Kur’an’ın anlatımına göre cehennemin sanki şuurlu, akıllı, mantıklı bir varlık olduğunu gösteriyor. Meselâ Furkân sûresinde cehennemin sanki insan gibi şuurlu bir varlık olduğu ve müşterilerini tanıdığı anlatılmaktadır: “Bu ateş, onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını, öfkesini ve uğultusunu işitirler.” (Furkân 12) Sanki müşterilerini tanıyor ve uzaktan onları görünce de kükremeye, homurdanmaya başlıyor. Sanki uzaktan hortumlarını, alevlerini gönderiyor onları yakalamak, tutmak ve yutmak istiyor. Veya Hü-meze sûresinin beyanıyla cehennem nereye gideceğini, insanların, müşterilerinin neresine el atacağını, onların defterlerini dürmeye nerelerinden başlayacağını biliyor. “O, kalplere uzanan, Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir.” (Hümeze 6,7) Burada da bu şuurlu varlığın müşterilerinin kalbine el atacağı, insanın kalbine uzanacağı anlatılıyor. Neden? Çünkü kalp insanlarda kabul ve ret, iman ve küfür makamıdır. Kalp insanlarda düşünce, idrak, heves, niyet ve irade makamıdır. İman ve küfür konusunda kişide en sorumlu yer onun kalbidir. Onun içindir ki bu âyet-i kerîmesinde Rabbimiz cehennem ateşinin kalbe uzanacağını anlatmaktadır. Kaf sûresinde anlatıldığına göre müşterileri içine dolduktan sonra Cenâb-ı Hak şöyle soracakmış: “Doldun mu ey cehennem? Daha ister misin bu sığır sürülerinden? Bu kâfirlerden daha ister misin?” Cehennem de diyecekmiş ki: “Daha yok mu ya Rabbi? Daha yok mu ya Rabbi! O kadar kükreyip coştum ki bugün bir türlü doymak bilmiyorum! Bu sığır sürüsü tiplilerden, bu kütüklerden daha varsa gönder ya Rabbi!” Veya bunun bir ikinci anlamı da: “Daha mı var ya Rabbi? Hayret, daha bitmedi mi Allah’ım? Bu kütüklerin sonu gelmedi mi?” diye şaşkınlığını ifade edecektir. İşte cehennem sanki şuurlu bir varlık olarak böyle korkunç bir bekleyicidir. Tabi Allah’ın kanunları, sünnetullahın tezahürü olarak bi-ze intikal eden bu kanunlara karşı gelmenin anlamı yoktur. Peki kimleri bekliyormuş cehennem? Yani müşterileri kimmiş cehennemin? Kimler gideceklermiş oraya? Bakın bunu da Rabbimiz şöyle anlatır: Tuğyan eden, tâğutluk yapanlar, haddi aşanlar için, Allah karşısında güç, bilgi iddiasında bulunarak, Allah’la ve Allah yasalarıyla savaşa tutuşarak, Allah’ın kitabına, Allah’ın hayat programına sırt dö-nerek hayatlarını kendi kendilerine düzenlemeye kalkışanlar için bir sığınak, bir barınak olarak cehennem bekleyip durmaktadır. Meab birkaç mânâya gelir: 1. Dönüş demektir. Dönüş yeri demektir. 2. İnkılap yeri demektir. Cehennem inkılap yeridir. 3: Sığınak, barınak demektir. Tâğîn de tuğyankârlar, tuğyan edenler demektir. Allah karşısında hadlerini aşanlar, kul olduklarını unutup tanrılık iddiasına kalkışanlar demektir. Yaratıcılarının rubûbiyetini reddedip, yaratıcılarının kendileri adına belirlediği yaşam biçimini reddedip kendi kendilerine hayat programı yapmaya çalışanlar, Firavunluk yapanlar demektir. Kalem sûresinde görmüştük. Bahçenin ürünü üzerinde başkalarının hakkına inanmayanlar. Malında başkalarının da hakkı olduğuna inan-mayanlar demektir. Hayatta kendilerini etkin ve yetkin zanneden kimseler demektir. Hayatlarında Allah’ı diskalifiye ederek yaşayanlar demektir. İşte cehenneme gidecek olanlar bunlardır. Cehennemin müşterileri bunlardır. O zaman bizde şöyle dönüp kendimize bir bakalım. Acaba bizler de Tâğîn miyiz? Acaba bizler de cehennemin beklediği müşterilerinden miyiz? Sosyal ilişkilerimizi, ekonomik dünyamızı, ya da siyasal yapılanmalarımızı, bireysel planda, toplumsal planda problemlerimizi tespitini ve çözümünü kiminle ayarlıyor, kiminle belirliyoruz? Veya teşhis ve tedavi konusunda kime müracaat ediyoruz? Sorgulayalım kendimizi. Bakın âyet tâğutların cehenneme gideceğini söylüyor. Hayatlarını Allah’a sormadan, Allah’ın kitabıyla düzenlemeden yaşayanların cehenneme gideceklerini anlatıyor. Ya biz? Bizim hayat programımızı kim belirliyor? Çocuğumuzun mektebine, evimizin eğitimine, malımıza, mesleğimize, dükkanımıza, gündüzümüze, gecemize ilişkin programları kim çiziyor? Allah mı çiziyor? Hayatımızın kaçta kaçına Allah, kaçta kaçına Zerdüşt karışıyor? Zerdüşt buyuruyor, biz yapıyoruz. Onun gaflet edip hayatımızda bıraktığı boşluğu da biz dolduruyoruz. Dinle dolduruyoruz. Peki buna göre biz neredeyiz? Bizim yerimiz neresi? Allah için bir düşünün. Eğer bütün bu konularda kendimize ve enfüsümüz anlamına kendimizden, içimizden birilerine müracaat ediyor, ama Allah ve Resûlüne müracaat etmiyorsak, o zaman biz de tâğîndeniz Allah korusun. Böyleleri için cehennem bir sığınak, bir barınak, bir dönüş yeridir, bir inkılap yeridir unutmayın.