Nebe Suresine Dön

Nebeالنبإ

36. Ayet

36Nebe Suresi

جَزَٓاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَٓاءً حِسَابًاۙ

(Bu,) Rabbinden bir mükâfat olarak yeterli bir armağandır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

36. “Bunlar Rabbinin katından, hesapları karşılığı verilenlerdir.” İşte muttakilere hazırlanan bu cennet ve oradaki hayat Allah’tan bir karşılık ve Atâen Hisâba bir neticedir. Atâen hisâba: 1. Kâfî bir atiye; 2. Kesin bir atiye; 3. Kesir anlamına, bir de çok çok mükafat, 4. Veya ameller adedince, amellere göre hesaplanmış bir atiye, bir ihsan anlamlarına gelmektedir. Burada daha önceki âyetlerde kâfirler, cehennemlikler hakkında kullanılmış olan(_®5@«4¬: _®š³!«J«% )yı tekrar hatırlayalım. Bir de mü’minler için kullanılan bu ifadeyi hatırlayalım. Birinde muvafık bir ceza, yani günahlarına muvafık, yaşadıkları hayata muvafık bir ceza, küfürlerine uygun bir ceza, öbüründe de böyle hesapsız, kat kat mükâfattan söz ediliyor. Birinde kan içirilecek, irin içirilecek bir azap, öbüründe güzelin güzeli bir manzara. O zaman aklımıza şu gelir: İnsanlar kime kul olduklarını, ve kul oldukları, kulluk yapıp arzularını gerçekleştirdikleri varlıktan ne beklediklerini bir düşünsünler! Ya da kendisine kulluk yaptıkları varlıkların yarın kendilerine neler sunabileceklerini? Neler ikram edip nasıl bir ceza verebileceklerini düşünmeli insanlar. Düşünün, yarın ne verebilecekler size bu kendilerine kulluk ettiğiniz varlıklar? Ne var ellerinde? Neye gücü yeter onların? Meselâ çevrenin, modanın, âdetlerin, toplumun, modanın, ba-banın, ananın, amirin, müdürün, ağanın, patronun, yönetmeliklerin, yasaların kulu olan, bunlara kulluk yapmaya çalışan insanlar bunlardan ceza ya da mükafat olarak ne beklediklerini, ne umduklarını bir düşünsünler. Meselâ kayınpederinin, ağasının, patronunun, amirinin, müdürünün kulu olan insanlar olsa olsa kayınpederinin tüm varlığına sahip olabilirler, onun tüm statüsünü elde edebilirler değil mi? Başka ne yapabilirler ki? Birilerine kul köle olanlar, onun sözünden çıkmayanlar olsa olsa ancak onun sahip olduklarına sahip olabilirler değil mi? Daha başka bir şey veremezler. Haydi bunu biraz daha büyütelim ve diyelim ki o kul olduğumuz kişi bize tüm dünyayı verebilecek güçte birisi olsa ve tüm dünyayı kendisine kulluk edene verse, peki düşünelim şimdi ne kadar süreyle verebilir onu bize? Ölünceye kadar değil mi? Tüm dünyayı verse bile biz ölünce biter değil mi bu saltanat? Peki aksini yapıp onu dinlemezse insan, ona kul-köle olmazsa da diyelim ki ceza verecektir. Peki ne kadar ceza verilebilir? En fazla ölümdür dünyada onun verebileceği ceza. Ölünce bu ceza bitecektir değil mi? İşte Allah’tan başkalarının kendilerine kulluk yapanlara verebilecekleri mükafat da, ceza da budur. Peki ya Allah’ın kendisine kulluk edenlere vereceği mükafat ve ceza nedir? İşte şu anda üstünde gezip dolaştığınız on dünya büyüklüğünde bir cennet, üstelik ölümle de son bulmayacak ve ebediyen kaybedilmeyecek bir devlet. İşte ölümle de kurtuluşu olmayan ebediyen içinde kalınacak bir cehennem. Varın ikisini siz mukayese edin. Mukayese edin de kime kulluk yaptığınızı ve kulluk yaptığınız varlıktan ne beklediğinizi iyice anlayın. Öyle değil mi? Meselâ; ben çevremden birisinin dediğini iki etmesem, her de-diğinin peşinde koşsam, kulu-kölesi olsam, ayaklarına kapansam, eşiğinde yatsam kalksam. Beni bu vaziyette gören birisi bana dese ki: “Hayrola ya! Nedir bu senin yaptığın?” Ben desem ki: “Ya bu adamın İstanbul’da 10 tane villası var, bu kulluğumun karşılığı olarak üçünü bana verecektir her halde. Sekiz helikopteri var, herhalde ikisini bana ayıracaktır. Almanya’da on beş eyalet onun, herhalde üçünü bana verecektir.” Tamam Almanya’daki eyaletlerin hepsini de bana verebilir. Ama kaç yıllığına verebilir? Ne kadar süreyle verebilir? Ben onun verdiklerine ne kadar süreyle sahip olabilirim? Ölüme kadar değil mi? Rabbim ki, ben ona kul-köle olursam, kullukta en son sırada yer alsam bile on dünya kadar bana mülk lütfunda bulunacaktır. Unutmayalım ki birilerine kul-köle olanlar, ancak onların ikramlarına ulaşabilirler, çünkü kural budur dünyada, herkes kölesini besler. Güçlü, kuvvetli, dinç bir köle, iyi bir hizmetçi, iyi bir koruyucu anlamına gelecektir. Ya da bu bir kanundur, çünkü Allah da kullarını, kö-lelerini destekleyip onları izzet ve ikrama boğuyor. Öyle ise biz kimin kölesi olduğumuzu, kimin arzularına boyun büküp, hatırını kazanmaya çalıştığımızı, kimden ne beklediğimizi iyi bir düşünelim. Allah’ın kendisine kulluk yapan kullarına ödeyeceği ücret işte böyledir. Dünyanın on katı bir cennet, ama dünyadakilerle mukayese edilmez nîmetlerle dolu bir cennet. Ölümle sınırlı da değil. Ebediyen içinde kalabileceğim bir cennet. Öyle olacaktı tabii, herkes kölelerine ikram eder, herkes kölelerini mükafatlandırır. Ebrehe, kendisine itaat adına geldiğini zannettiği peygamberimizin dedesini ikrama boğmaya çalışıyordu. Çünkü kendi zannınca kendisine itaat ve hizmete dönecekti bu ikramları. Ço-ban köpeğine yal çalar, köpeğinin karnını iyice doyurmak ister. Çünkü doyurduğu o köpek kendisini koruyacaktır. Adam işçisine iyi bakar, çünkü hizmeti kendisine dönecektir. Adam koyunlarını iyi doyurur niye? Süt verecek de ondan. ABD de bazen kölelerine, koyunlarına ikramda bulunur. Neden? Çünkü sonunda sütlerini sağacak da ondan. Yani sen onların köleliğini kabul et yeter ki, onlar sana neler yap-mazlar neler!