38. “Cebrâil ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahmân olan Allah’ın izni olmadan kimse konuşamayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir.” O gün, o kıyamet günü Ruh kıyam eder, Ruh kıyam ettirilip ayağa kaldırılır ve melekler de saf saf kaim olurlar. Yani Ruh ve meleklerin saf saf kalktıkları gün o insanlar konuşamaz olur. Demek ki Ruh ayağa kaldırılıp ikâme edilecekmiş o gün. Peki Ruh nedir acaba? Nedir bu Ruh ki yarın ayağa kaldırılacak? Bu Ruh hakkında sekiz görüş serdedilmiş: 1. Allah’ın bir ordusudur bunlar ki, yarın kıyamet günü hesap kitap ortamında ikâme edilecekler. Anlaşılan o ki bunlar melek değil, insan sûretinde ama insan da değil, böyle Allah’ın yarattıklarından birileri, bir ordu. Kıyamet günü saf saf ayağa kalkıp divan duracaklar. 2. Bunlar meleklerin en şereflileri, en büyükleri demektir. Kıyamet günü hesap kitap dönemi ikâme edilecekler. 3. Meleklerdir. 4. Meleklere muhafız görevlilerdir. Yani meleklerin de muhafızı varlıklar vardır ve o gün onlar kıyam edecekler. 5. Veya yaratılışça meleklerin en azametlileridir. Sema, dağlar, arz ve meleklerden daha büyük Allah’ın melekleridir. Tek başına bir tanesi bir saf oluşturacakmış. 6. Veya Cebrâil (a.s)’dir. Kur’an-ı Kerîm’de Ruhun Cebrâil anlamına kullanıldığı pek çok âyet var. Yarın hesap kitap dönemi Ruh, yani Cebrâil (a.s) ayağa kalkacak. 7. Veya buradaki Ruhtan kasıt, insanların ruhlarıdır. İki nefha arasında henüz cesetlerine girmeden insanların ve meleklerin ruhları böyle iki saf oluşturacaktır denmiş. Veya bu Ruh için beni Adem denilmiş. O gün hesap kitap için tüm insanlar ayağa kaldırılacak, ikâme edilecek. 8. Ya da başka bir anlamla ayağa kaldırılacak olan bu ruh, Kur’an-ı Kerîm’dir. Çünkü biz biliyoruz ki Kur’an’ın bir adı da Ruhtur. Buna göre bu sayılanlar ve melekler saf saf ayağa kalkacaklar, her biri bir saf oluşturup bekleyecekler. Allah’ın izin verdiğinin ötesinde hiç kimse konuşamayacak, konuşan da doğru söyleyecek, doğru konuşacak. Bunu da şöyle anlamaya çalışıyoruz: 1. O gün orada, Rahmânın huzurunda kimse konuşamayacak, kimsenin konuşmaya cesareti olamayacak, ancak Allah’ın konuşmasına izin verdikleri de sadece hak konuşacak, hakkı konuşacak, hak olarak konuşacak, doğruyu konuşacak, doğruyu söyleyecek. Konuşanlar sevap söz söyleyeceklerdir. Yani doğru söyleyecekler. Ancak şefaate lâyık olan kişilere şefaat edebileceklerdir. Allah’ın şefaate izin verdiği kimselere şefaat edebilecekler, Allah’ın ken-dilerinden razı olduğu insanları kurtarmaya kalkışacaklardır. Allah’ın şefaate izin vermediği kimselere, yakınlarına, akrabalarına, arkadaşlarına, kendi istediklerine şefaat etmeye kalkışmayacaklardır. Öyleyse şunu diyebiliriz: Konuşacak olanları, yani şefaatte bu-lunacak olanları da yarın Allah belirleyecek, hakkında şefaat edilecek olanları da yine O belirleyecek. Konuşan, şefaatte bulunan hak konuşacak, haklı konuşacak ve hak sahiplerine şefaatte bulunacaklardır. Şefaat edecekleri de şefaat edilecekleri de yarın Allah belirleyeceğine göre, öyleyse bugünden birilerini şefaat edecek makama oturtup da bunların eteğine yapışmak, bunların önlerinde eğilmek, bunlara hediyeler götürmek, ellerine, eteklerine sarılmak, bunlardan yardım beklemek, bunların hatırını kazanmak gibi Allah’a yapılması gereken kulluk vazifelerinden bir kısmının bunlara yapılmasına gerek yoktur. Bu kişiler gerçekten yarın şefaat etme makamında olsalar bile, hakkın dı-şına çıkıp ta şefaat edilecekler listesinde ismi olmayan kimselere şefaatte bulunamayacaklardır. Hakkın dışında bir şey konuşamayacak, hakkın dışında bir şey yapamayacaklardır. 2. Buradaki konuşan ancak hakkı söyleyecek, hakkı konuşacak ifadesini bir de “La İlâhe illallah” sözü olarak anlamışlar. Yani konuşan herkes bunu söyleyecek, bunu konuşacaktır. Çünkü en sevap söz, en doğru söz budur. 3. Veya ayağa kaldırılıp ikâme edilen Ruh kıyamet günü şöyle diyecek: “Cennete ancak Rahmet ile cehenneme de ancak amel ile girilir!” İşte bu sevap bir sözmüş ve bunu o gün Ruh söyleyecekmiş. 4. Veya bunun bir başka mânâsı da isteyenin suali, istenenin cevabı dosdoğru olacakmış. Her ikisi de savaba olacakmış. Bu anlatılanlara göre melekler denmiş, Muhafız melekler den-miş, ben-i Adem denmiş, ben-i Ademin ruhları denmiş. Buna göre her halde ikisinin yoğunlaşması gerekecek dünyamızda.