2-3. “Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi?” Şu Nebe-i Azîm konusunda. Veya Nebe-i Azîm’den ne diye sorup duruyorlar? “An ma” Neden? Öyle de denilmiş ki gerçekten onların durumunu çok hoş yorumlayan yorumlardan birisidir. Peki nedir bu müşriklerin sorup soruşturmaya çalıştıkları “Nebeü’l Azîm”? 1. Kur’an, 2. Vahiy, 3. Kıyamet günü demektir. Yani bir başka deyişle “Ba’s ba’del’mevt” demektir. 4. Veya “Emru’n Nebi” demektir. Yani peygamberin geliş sebebi olan iş. Peygamber efendimizin geliş gâyesini teşkil eden kendisine çağırdığı dâvet demektir. Ba’s veya kıyamet işte o işin açıklanmasıdır. Buna göre onlar bu konularda soruşturuyorlarmış. Ne bu? Ne oluyor? Ne yapacağız? Nedir bu hal? Ne diyeceğiz bu işe? Nasıl bir tavır alacağız? Kabullenecek miyiz? Yoksa ret mi edeceğiz? İlk baştakine göre açıklarsak; bu adamlar Kur’an’dan niye soruyorlar? Kur’an konusunda ne diye sorup soruşturuyorlar? Ne yapacaklar Kur’an hakkındaki konuşmayı? Yani Kur’an hakkında nedir bu? diye niye gündeme getiriyorlar? Çünkü: Onlar bu iş konusunda itilaf ediyorlardı. Yani istikrarlı değiller bu konuda. Kur’an konusunda ihtilâf halindeler. Müşrikler tasdik ve tekzipte ihtilâf ediyorlar. Kimileri tasdik ederken, kimileri tekzip ediyor. Ya da üçüncü bir ihtimal, ihtilâf Kur’an’da olmuş, Kur’an konusunda ihtilâf ediyorlar. Nasıl? Kur’an’a şiir diyorlar, sihir diyorlar, kehanet di-yorlar, yok efendim esâtıru’l evvelin diyorlar. Yani Kur’an konusunda ihtilâf içindeler, böyle bir istikrarı da yok. Ne diyeceklerini şaşırmışlar, ihtilâf ediyorlar. Sorup soruşturuyorlar, haberdar olmaya çalışıyorlar. İnsanların haber alma, haberdar olma merakı vardır. Bakıyoruz hep haber peşinde koşuyorlar. Kim ölmüş? Kim öldürmüş? Nasıl öldürmüş? Neyle öldürmüş? Kim nereye gitmiş? Kim nereden gelmiş? Kim seçmiş? Kim seçilmiş? Kim kazanmış? Kim kaybetmiş? Bu-günkü trafik kazaları kaç can almış? Kimin nesi doğmuş? İnsanlar merakla bilmek, duymak öğrenmek istemektedirler. Hattâ semadan, yıldızlardan, yarından, yarından sonrasından da haberdar olmak istemektedirler. Belki de hakları vardır. Çünkü Allah onlara beş duyu vermiştir. Koklamak, tatmak, dokunmak, duymak isterler, haberdar olmak isterler. İnsan fıtraten öğrenmeye hazır yaratılmıştır. İslâm insanın bu fıtrî özelliğini hayra kanalize eder. Ama bakıyoruz da bugün insanların ha-berdar olma merakları çoğunlukla İslâm’ın hakim olmadığı konulara yöneliktir. Yani insanların merak konularında İslâm söz sahibi değil. Birisi bir ev yaptırıyordur, merak ederiz. Acaba kaça mal oluyor? Hattâ adamın evini ölçüp adımlamaya bile kalkarız. Önümüzdeki arkamızdaki tüccarın ticaretini, kazancını, sanatını merak edip öğren-meye çalışırız. Filan artistin kocasını, falan sanatçının karısını, falan siyasînin oğlunu, kızını, karısını, damadını merak edip haberdar olmaya çalışırız. Acaba bugün Avrupa kupalarında kaç gol atıldı? Hangi takımlar düştü? Hangi yayınevi hangi yayınları çıkarmış? Amerika’-daki tren kazasında kaç kişi ölmüş? Borneo’daki yangın neleri götürmüş? Hep merak içinde öğrenmeye çalışırız. Şu evlerimize aldığımız aygıtlara bakılırsa, basın ve yayın mensuplarının yıldırım süratiyle koşturmalarına bakılırsa bunu çok daha iyi anlayabiliyoruz. Hep haber peşindeyiz. Hattâ sabahleyin gazetem evime gelmedikçe tuvalete bile gitmem diyor adam. Haberdar olacak ya! Allah korusun da Pavlos’un köpeğinin şartlanmasından daha beter bir şartlandırılmayla karşı karşıyayız. Sözlerin en güzeli, en doğrusu Kur’an olduğuna göre gelin bir de Kur’an’ı dinleyelim bu konuda. Bakın Rabbimiz yarattığı bu insanın yaratılış özelliklerini, yani fıtratını göz ardı etmeden onun haberdar ol-ma ihtiyacını gidermek için haberler göndermiş kitabında. Bu mânâda Kur’an’ın tümüne haberler de diyebiliriz. Sâd sûresinde Cenab-ı Hak-k’ın Kur’an için bu ifadeyi kullandığını biliyoruz. “De ki, o azim bir haberdir.” (Sâd 67) Bu Kur’an Azîm bir haberdir. Kur’an en büyük haberdir. Önünde saygıyla eğilinmesi, durup dinlenilmesi gereken, insanların tümünü, zamanın tümünü, mekânın tümünü ilgilendiren bir haberdir Kur’-an. Bizi ilgilendiren, hem bugünümüzü, hem yarınımızı, hem dünyamızı hem de âhiretimizi ilgilendiren Kur’an’dan başka bir haber yoktur. Söyleyin Allah aşkına, kıyametten daha büyük, daha önemli bir haber olabilir mi? Bundan daha önemli, bundan daha büyük bir haber olur mu? Olmaz değil mi? Yani en büyük haber, azamet sahibi, önünde saygıyla eğilinmesi gereken, dehşeti, büyüklüğü kabul edilmesi gereken bir haber ancak Kur’an’dır, Kur’an haberleridir. Bugün herhangi bir haber programı değil, dünyanın bütün haber şebekelerini meşgul edecek bir haber yayınlansa kaç gün sürer? Ya da kaç kişiyi ciddi ilgilendirir bu haber? Meselâ bir dünya savaşından söz edin. Kimi ülkelerdeki, kimi şehirlerdeki, kimi köylerdeki insanlar gerçekten hiç tanınmayacaktır değil mi? Hiç ilgilenmeyeceklerdir değil mi? İsterseniz takip edin dünya çapındaki haber şebekelerini, CNN’i, BBC’yi, gazetelerini tarayın, size lâzım olanları ayırarak tarayın, on milyon insanı ilgilendirir. Yüz milyona lâzımdır diye yeniden bir ayırım daha yapın, bakın ki ne kadar az habercik kalacaktır. Evet en büyük haberler kaç kişiyi ilgilendirir? Veya ilgilenseler bile ne kadar süreyle ilgilendirir insanları? Kaç gün? Kaç ay? Kaç yıl süreyle ilgilendirir insanları? Bir yıl, elli yıl, yüz yıl... Öyle olmuştu nitekim sonunda. Ama bakıyoruz, Kur’an kıyamete kadar bütün insanları, bütün zamanları, bütün mekânları kapsayacak gerçekten azamet sahibi bir haber. Kur’an’ın bize verdiği haberler öyle azîm, öyle büyük ve önemli haberlerdir ki tüm insanları, tüm zamanları ilgilendiren haberlerdir. İş-te bundan haberdar olun! diyor Allah. Ne soruyorsunuz? Ne öğrenmeye çalışıyorsunuz? Ne oluyor? Hindistan’daki yangını öğrenmeseniz ne çıkar? Ne oluyor size? Nelerin peşindesiniz? Sorup soruşturmanız sizi neye dâvet ediyor? Üstelik ciddi de değilsiniz, ihtilâf üzeresiniz bu konuda. Eğer bundan haberdar olmazsanız, bunun haberine muttali olmaz, bununla ilgilemezseniz, kabul etmezseniz, tamam demezseniz, onu anlamaya, onu algılamaya, onunla amel etmeye çalışmazsanız işiniz bitiktir diyor Rabbimiz. Allah diyor ki ne oluyor size? Neyin peşindesiniz? Neleri öğrenmeye? Nelerden haberdar olmaya çalışıyorsunuz? Haber mi arı-yorsunuz? Alın size azametli bir haber: Kıyamet! Eğer etkisinden kurtulabilecekseniz, altından kalkabilecekseniz alın size bir diriliş ve hesap kitap haberi. Ne olmuş? Babam mı ölmüş? Sevdiğim birisi mi bo-ğulmuş? Dükkan mı yanmış? Trafik kazasında elli kişi mi ölmüş? Bunlar da haber mi sanki? Zaten günün birinde ölecekti ve ölmüş iş-te. İkiz çocuk doğmuş ta birisi ölmüş, birisi yaşıyormuş. haber mi bu? Alın size azîm haberler. Büyük kelimesinin bile cılız kalacağı, azamet sahibi haberler. Alın dayanabilirseniz haşr, kabir, mahşer, sırat, mizan, cennet, cehennem, azap, ateş, ikab, âhiret, hayat, ölüm, İslâm, Kur’an. Bundan daha büyük haber olur mu? Yer yerinden oynarken, yıldızlar yerinden sökülüp sağa sola düşerken, denizler alev alev kaynarken, dağlar yerinden sökülüp yürütülürken, ana kucağındaki çocuğunu atarken, altı aylık çocuğun sıkıntıdan başı ağarıp yetmişlik bir ihtiyara dönerken, kişi en çok sevdiklerini terk edip onlardan kaçarken ayakkabının boyasının rengi, peynirin küflüsü haber olur mu hiç? Allah için söyleyin. Kur’an azîm bir haberdir. Kur’an’ın bize öğrettikleri en büyük haberdir. Ben gazetenin yazdığını, televizyonun ulaştırdığını onlar ulaştırmasalar da öğrenebilirim. Bir saat sonra, bir gün sonra, bir ay, bir yıl sonra da öğrenebilirim. Ama bu kitap öyle bir haber kaynağıdır ki onun verdiği haberleri ondan başka hiçbir kaynaktan öğrenme imkânına sahip değilim. Ah! Keşke insanlar kendilerine lâzım olmayan haberler peşinde koşacaklarına, gerçekten kendilerine lâzım olan haberlere yönelebilselerdi. Allah insana beş duyu vermiştir. Haberdar olmak zorundadır insan. Ama bunları yönlendirecek, hayra kanalize edecek, kontrol edecek akıl da vermiştir Rabbimiz. Keşke insanlar hayvanlar gibi bunları kontrolsüz kullanacaklarına insan gibi kullanmayı becerebilmiş ol-salardı. Hacımızı da hocamızı da bu şeytan vahiylerinden engelleye-miyoruz. Ama şunu söyleyelim: Kur’an’ın dışındaki haberlere ne kadar zaman ayırırsanız ayırın. Ama mutlaka Kur’an’a zaman ayırın! Beş saat televizyon, üç saat gazete, bir saat tabelâları, levhâlârı, dük-kan reklamlarını okuyoruz da Allah için biraz da Kur’an levhâlârını, Kur’an tabelâlarını okumalı değil miyiz? Allah diyor ki bakın: Neyin haberini soruyor bu adamlar? Şu üzerinde karasız kaldıkları, ihtilâf ettikleri çok büyük bir haber olan tekrar dirilme haberini mi?