Necm Suresine Dön

Necmالنجم

2. Ayet

2Necm Suresi

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ

Arkadaşınız sapmadı ve azgınlaşmadı.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

2. “Arkadaşınız (Muhammed), sapmamış ve azmamıştır.” Vahiyle hareket eden, hayatını o vahiyle düzenleyen, istinat noktası vahiy olan sahibiniz, arkadaşınız sapıtmadı, kendi arzusuna, kendi hevâ ve hevesine uymadı. Kendi kendine, kendi görüşlerine gö-re bir dünya kurmadı. Kendi fikirleri, kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat yaşamaya yönelmedi. Arkadaşınız sapmadı, sapıtmadı, yolunu kaybetmedi. Azmadı da, azgınlaşmadı da. Doğru yolu, hak yolu bilememek, şaşırmak gibi veya bildiği halde doğru yolu terk edip bir başka yola gitmek gibi bir duruma düşmedi. Dikkat ederseniz burada; “arkadaşınız, sahibiniz” denmektedir. Elçimiz, Resûlümüz demiyor da Rabbimiz, arkadaşınız diyor. Sizin kendisini tanıdığınız, kendisiyle sohbet edip, arkadaşlık kurduğunuz, sizin lehinize hareket eden dostunuz deniyor. Şu içinizde doğup büyüyen, çocukluğu, gençliği aranızda geçmiş, tüm geçmişini tanıdığınız, tüm hayatına muttali olduğunuz, hepinizin yakından bildiği arkadaşınız. Kırk yıllık geçmişiyle aklına, ahlâkına, eminliğine, dürüstlüğüne şahit olduğunuz, aleyhinde delil getirebileceğiniz bir tek falsosuna bile şahit olmadığınız, bir tek yüz kızartıcı suçuna muttali olmadığınız, tek bir yalanını yakalamadığınız, sizi asla aldatmamış, emânetlerinize zerre kadar hain davranmamış, Allah kullarını aldatmamış bir insanın, kırk yaşından sonra birden bire değişerek Allah’tan kendisine böyle bir vahiy gelmediği halde, Allah yeryüzünde kendisini sözcü seçmediği halde, Allah’a iftira ederek, Allah kullarını aldatarak; “bana vahiy geliyor” diye yalan söyleyip, insanları kandırmasını nasıl düşünebiliyorsunuz? Nasıl diyebiliyorsunuz bunu tüm hayatını tanıdığınız emin bir kimseye? Kendisi asla sapmayan, insanları da saptırmaya çalışmayan, kendisi asla aldanmayan, sizi de asla aldatmaya çalışmayan arkadaşınız hakkında nasıl şüphe edebilirsiniz? diye Rab-bimiz elçisinin doğruluğuna, hak yolda oluşuna şehadette bulunuyor. “Arkadaşınız” ifadesiyle Rabbimiz onları bu konuda düşünmeye çağırıyor. O yabancı birisi değil ki, sizin arkadaşınızdır. Sizin içinizde doğup büyüyen, bildiğiniz tanıdığınız bir kimsedir o. Daha önce ona “Muhammed’ül Emin” diyen sizler değil miydiniz? Hiç düşünmü-yor musunuz? Bir adam belli bir zaman dilimi içinde hem akıllı, hem deli, hem güvenilir, hem hain olabilir mi? Belki Rasulullah Efendimize ve onun getirdiği vahye dün de, bugün de karşı çıkan tüm kâfirlerin en büyük yanılgı noktaları işte burada oluyordu. Düne kadar kendisine “Muhammed’ül Emin” dedikleri, her şeylerini kendisine emânet ettikleri bir insana Allah vahyi iner inmez, o insan Allah vahyiyle konuşmaya başlar başlamaz, Kur’an gelir gelmez, gelen bu vahiy yeryüzünde, insan hayatında etkili bir gündem oluşturur oluşturmaz, etkisi çevreye yayılır yayılmaz, vahyi için Rabbimizin yeryüzünde seçtiği sözcüsünden zerre kadar bir şüphesi olmayan kâfirler hemen o elçinin bir şair, bir kâhin, bir sihirbaz olduğunu söylemeye başlıyorlar. Tarih boyunca bu hep böyle olmuştur. Vahyi, Allah’ın insan hayatına karışmasını reddeden kâfirler, sürekli bu vahiy için odak nokta seçilmiş elçileri reddetmişlerdir. Vahyin yeryüzündeki sözcüsüne karşı çıkıp, onu reddederken de, sadece reddetmekle bu işi götüremeyeceklerini bildikleri için, Allah sözü olduğu konusunda zerre kadar bir şüpheleri olmadığı halde “bunu o uydurdu” deme yolunu tutuyorlardı. Rabbimiz de işte böyle kitabında, her indirdiği sûresinde ısrarla bu sözlerin elçiye ait değil, kendisine ait olduğunu, elçinin bu sözlere hiçbir ilâve ve çıkarma yetkisinin, hiçbir gizleme ihanetinin olamayacağını vurgulamaktadır. İşte burada da yeminle Rabbimiz bu hususu anlatıyor.