36-37. “Yoksa Mûsâ’nın ve sözünü yerine getiren İbrahim’in kitaplarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki.” Yoksa Mûsâ’nın (a.s) sahifelerindeki bilgiler kendisine haber verilmedi mi? Bu son elçimize gönderdiğimiz gerçeklerin aynısını ihtiva eden önceki kitaplarımızın gerçekleri ona ulaşmadı mı? Tevrat ona ulaşmadı mı? Vefa eden, vefalı davranan İbrahim’in sahifelerindeki gerçek bilgileri duymadı mı? Burada Rabbimiz biz kullarını birdenbire tarihle karşı karşıya getirerek bizi tarihin eskimez gerçekleriyle yüzleştiriyor. İnsanları daha önce İbrahim ve Mûsâ’ya (a.s) verilen kitaplarla, sahifelerle karşı karşıya getiriyor Rabbimiz. Zaten kitabımız Kur’an’ın her bir bölümünde ısrarla vurguladığı kitaplara imanın esprisi işte burada açıklık kazanıyor. Çünkü insanlık yeryüzünde, tarihin hiçbir döneminde vahiyden uzak, vahiyden mahrum bir dönem yaşamamıştır. İnsanlık zaman ve mekânın her bir biriminde mutlaka Allah bilgisiyle karşı karşıya bulunmuştur. Değilse, eğer insanlar yeryüzünün herhangi bir yerinde vahiyden mahrum bir zaman ve zemin içinde bulunmuş olsalardı, Allah’ın rahmetinden uzak bir dönem yaşamış olsalardı, o zaman şu sözü söylemeye hak kazanmış olurlardı: “Ya Rabbi, bizi yarattın, bizi bu dünyaya getirdin ama getirdiğin bu dünyada bize yol göstermedin, bize bu dünyada nasıl bir hayat yaşayacağımız konusunda bir bilgi gön-dermedin. Bize kendini tanıtmadın, bizi varlığından haberdar etmedin. Bize bizden istediğin kulluğu bildirmedin. Bize razı olacağın hayat programını göstermedin. Bize kitaplar ve elçiler göndermedin, bu durumda biz ne yapalım?” Ama şimdi hiç kimsenin bunu demeye hakkı kalmamıştır. Çünkü tarihin her döneminde herkes bu nîmetle, vahiy nîmetiyle karşı karşıya gelmiştir. İşte Rabbimiz burada önceki kitaplarından, önceki elçilerine gönderdiği sahifelerinden söz ediyor. “Suhuf”; İlk semavi kitaplar; peygamberlere verilen sahifenin çoğulu. Sahife, yazılı veya yazılacak kâğıttan, kırtastan bir parçadır. Bu da bizim sahife dediğimiz, safhadan daha genel olarak yaprak ve varak adı verilen parçadan ibarettir. Çoğulu "sahaif" ve "suhuf"tur. Bu sûretle sahife ve suhuf, mektuba, risâle ve kitaba da denir. Peygamberlere verilen bu suhuflardan 10 sahife Hz. Âdem'e, 50 sahife Hz. Şit'e, 30 sahife Hz. İdris'e ve 10 sahife de Hz. İbrahim'e verilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de "Suhuf-u Ûla (ilk sahifeler)"den bahsedil-mektedir. Bunların yukarıda bildirilen sahifeler olduğu anlaşılmaktadır (Taha,133). Ayrıca işte bu sûrede ve A’lâ sûresinin