3-4. “O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy iledir.” O peygamber, asla hevâsından, kendisinden, kendi nefsinin arzularına göre söz söylemez. O peygamber kendisine gelen Allah sözünün dışında ona kendisinden bir şeyler katıp karıştırarak, kendisinden bazı ilâveler ve çıkarmalar yaparak kendi kendine bir din oluşturma, kendi kendine bir sistem kurma yoluna gitmez. O sadece vahyi konuşur. Sadece vahyin sözcülüğünü, Allah’ın sözcülüğünü yapar. Onun konuştukları sadece Allah vahyidir. Öyleyse ne oluyor size? Daha önce sevip saydığınız, değer verdiğiniz bir insana şimdi vahyi konuşmaya başladı, Allah sözlerini gündeme getirmeye başladı diye mi gazaplanıyorsunuz? Halbuki onun konuştuğu sadece vahiydir. Allah konuş dediği için o, bunları konuşmaktadır. Ne zaman mecnun demişlerdi ona? Ve ne için mecnun demişlerdi? Peygamberliğini ortaya koyduktan, Kur’an okumaya, Allah’tan aldığı mesajı insanlara ulaştırmaya ve insanların hayatlarına karışmaya başladıktan sonra demişlerdi bunu. Kur’an’da Allah’ın kendisine indirdiklerini insanlara dediği, duyurduğu için, insanların hayatlarının bozukluklarını eleştirip onları Allah’ın istediği kulluğa çağırdığı için, böylece insanların rahatlarını, keyiflerini kaçırmaya başladığı andan itibaren bunu demişlerdi. Yani Kur’an okuduğu, Kur’an’la amel ettiği, hayatını Allah adına yaşamaya başladığı için demişlerdi ona bunu. Bugün de öyle. İnsanların hayatına karışmadığınız müddetçe, onların bozukluklarına ilişmediğiniz sürece, onlara hakkı duyurup bâtıllarını tenkit etmediğiniz sürece, sizden iyisi yoktur. Ama insanların hayatlarına karıştığınız zaman demeyecekleri yoktur size. Bu ve benzeri âyetlerden anlıyoruz ki; Rasulullah Efendimizin söylediği sözlerin tamamı vahiydir, vahye dayanmaktadır. Onun, bu Allah sözüdür diye bize ulaştırdıkları da vahiydir, kendi konuştukları da vahiyden kaynaklanmaktadır. O, Allah’ın yeryüzünde konuşan ya-nıdır. Allah’ın sözcüsüdür. Onun hayatı, sözleri, fiilleri ve takrirleri Allah tarafından onaylanmıştır. O, sürekli Allah kontrolünde bir beşerdi ve eğer söyleyip yaptıkları konusunda bir hatası, bir kusuru olmuşsa, zaten bu hemen Allah tarafından uyarılıp düzeltilmiştir. Evet, sürekli Allah kontrolünde olan ve Rabbimiz tarafından kendisine gönderilen vahyi açıklamak ve o vahyin gölgesinde şeriatın kaidelerini ve esaslarını koymakla mükellef olan Rasûlullah efendimizin sözlerini elbette vahyin dışında mütalaa etmemiz mümkün olmayacaktır. Çünkü biz biliyoruz ki vahiy sürekli onun yaptıklarını onaylamak ve düzeltmek durumundaydı. Rasûlullah efendimizin kendiliğinden, kendi içtihadıyla yaptıkları, söyledikleri konusunda eğer bir yanlışı, bir hatası olmuşsa gönderdiği vahyiyle Rabbimiz hemen onu düzeltiyor ve din olarak onun bize yanlış intikaline izin vermiyordu. Çünkü Rasûlullah efendimiz bizim yasal kulluk örneğimizdi ve ondan bize intikal eden her şey bizim için dindi ve bizim için bağlayıcıydı. Ama bu ifademden onun söylediği her sözün Allah tarafından kendisine vahy edilmiş sözler olduğu manası çıkarılmamalıdır. Bu sözümle demek istiyorum ki Rasûlullah efendimizin hadisleri genel olarak vahyin dışında mütalaa edilmemelidir. Sadece kutsi hadisler bunlardan farklı olarak Rabbimiz tarafından vahiy yollarından birisiyle Rasûlullah efendimize telkin edilen sonra da Rasulullah efendimiz tarafından kelimelere dökülen hadislerdir. Yani bu hadislerin Rabbimize izafe edilmesi lafız itibariyle değil de muhteva itibariyledir. Böyle bir üslubu Kur’an’da da görmekteyiz. Meselâ Rabbimiz kitabında her bir peygamberin kavimleriyle konuşmaları Arapça olmamakla birlikte bu konuşmalarını Arapça bir dille aktardığını görüyoruz.