28. “Şu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak.” Şu kitabımı al götür ve onu onlara at! Sonra da onlardan şöyle bir kenar dur. Bak bakalım nereye dönecekler? Ne yapacaklar? Ondan sonra Hüdhüd kalktı, mektubu aldı, gitti bu bölümler yok tabii burada. Biz âyetlerin arasını kendimiz dolduralım. Yâni âyetlerin suskun geçtiği yerleri kendimiz söyleyelim. Bir mektup. Süleyman (a.s) Kudüs’te, Saba Melikesi de Yemen’de. Arada herhalde bin, bin beş yüz kilometrelik bir mesafe var. Mekke’den de bir bin beş yüz kilometrelik mesafe varsa işte üç bin, dört bin kilometrelik bir mesafe var. Kudüs, Maan, Tebûk, Hayber, Medine, Mekke ve oradan sonra uzun bir yolculuk Yemen. Sebe’lilerin ülkesi. Haktan, hakikatten uzak bir ülke. Dünya işlerini kendilerince belli bir düzene koymuş olsalar da Allah’la barışık değiller. Yalnızca Allah’a secde etmeleri gerekirken, sadece Allah’ı dinlemeleri gerekirken Allah’tan başkalarını da dinleyen bir toplum. Güneşe tapınan bir toplum. Güneş tanrısı adına, güneş tanrısı nam-ı hesabına ülkeyi yöneten güçlere secde eden bir toplum. Yâni ülkelerini Allah yasalarıyla değil de kendi yasalarıyla yöneten bir toplumun ülkesi. İşte bu toplumun insanları bir kuş aracılığıyla bir Allah elçisinin mesajıyla, bir peygamber tebliğiyle karşı karşıya gelecekler. Hüdhüd mektubu götürdü ve bırakacağı yere bıraktı, geriye çekildi ve onları gözetlemeye koyuldu. Kadın mektubu alır almaz hemen ülkesinin ileri gelenleriyle istişare etti.