40. “Kitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lüt-fundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnîdir, kerem sahibidir" dedi.” Kendisinin yanında kitaptan, vahiyden bir ilim bulunan bir kimse ise dedi ki. Yâni Allah bilgisiyle, Allah vahyiyle bilgilenmiş birisi de dedi ki. Yâni Süleyman (a.s) bizzat kendisi dedi ki bir. Ya da kendisinde kitap bilgisi bulunan, Allah kitaplarını bilen vezirlerinden birisi dedi ki: Ben onu sen gözünü bir yandan bir yana çevirmeden sana getiririm. Yâni eğer bu sözü söyleyen bizzat Süleyman (a.s) ise o zaman mânâ şöyle olacaktır: Yâni ey İfrit! Senin ki de iş mi? Ben bunu senden daha hızlı getiririm. Göz açıp yumacak kadar kısa bir zaman içinde ben onu buraya getiririm dedi. Evet hemen geldi bile Belkıs’ın tahtı. İşte şu anda Belkıs’ın tahtı Süleyman (a.s) ın sarayındadır. Allahu Ekber! Allahu Ekber! Allahu Ekber! Ve lillah il hamd. 3000 kilometre uzaklıktaki, sarayın içindeki bir taht bir anda Allah’ın izniyle orada. Evet böyle bir nîmet kendisine verildiği an, Süleyman (a.s) ın, bir peygamberin, bir Müslümanın tavrının ne olacağının bilgisiyle karşı karşıyayız şu anda. Süleyman (a.s) oturduğu yerde Belkıs’ın tahtını görünce dedi ki: İşte bu Rabbimin bana bir fazlıdır, bir lütfudur. Rab-bim beni imtihan ediyor, şükür mü edeceğim? Yoksa nankörlük mü edeceğim? Kim ki böyle bir Allah nîmetiyle karşı karşıya kalınca hemen şükrederse kendisi için şükretmiş olur. Ama kim de nankörlük ederse, küfran-ı nîmette bulunursa, şükretmezse Rabbim Ganî’dir, kimsenin şükrüne, kimsenin teşekkürüne muhtaç değildir. O ikrama lâyık, üstünlüğe lâyık tek varlıktır. O gün Süleyman (a.s)’a, bu Kur’an, bu âyetler indiği dönem de Muhammed (a.s)’a, bugün de bize, kıyamete kadar da tüm Müslümanlara nereden, nasıl bir nîmet gelirse gelsin, o nîmetin gelişinin ardından Süleyman (a.s), Muhammed (a.s) ve tüm Müslümanlar işte bu sözü söyleyecekler, söylemek zorundadırlar. İşte bu âyetle bize bunu hatırlatıyor Rabbimiz. O gün Süleyman (a.s) unu söyledi. Muhammed (a.s) da söyledi. Şimdi imtihan sırası bizdedir, bizler de bunu söyleyeceğiz inşallah. Rabbimizin bize verdiği sayısız nîmetler karşısında bizler de aynen örneklerimizin tavrını sergileyeceğiz, Rabbimize teşekkür edeceğiz, O’na kulluğa yöneleceğiz inşallah. Nankörlerden, O’nu unutanlardan olmayacağız. Şunu asla unutmayalım ki, eğer verdiği nîmetlerden ötürü O’na şükredersek, O’na kul olursak, bunu kendimiz için yapmış olacağız. Bizim şükrümüze Allah’ın asla bir ihtiyacı yoktur. Kim de küfrederse bilsin ki Allah Ganî’dir, kimsenin Ona bir zarar vermesi de müm-kün değildir. Yâni eğer Allah’ın verdiği nîmetleri O’na isyanda kullanmaya, O’nun verdiği nîmetlerle O’nunla çatışma içine girmeye kalkışırsak bilelim ki sonunda kaybedenler bizler olacağız Allah korusun.