113. “Ey Muhammed! Eğer sana Allah'ın bol nîmeti ve rahmeti olmasaydı, onlardan birtakımı seni sapıtmağa çalışırdı. Halbuki onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar, sana da bir zarar veremezler. Allah sana Kitab ve hikmet indirmiş, sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın sana olan nîmeti ne büyüktür.” Eğer Allah’ın lütfuyla sana vahiy göndererek seni bilgilendirme nîmeti olmasaydı, rahmetiyle Rabbin seni korumasaydı o hainlerden bir grup seni saptırmış gitmişti. Halbuki Allah’ın sana rahmeti ve seni koruması karşısında o hainler kendilerinden başkasını saptırıp kandıramaz. Sen Allah’a dayandığın sürece, senin hareket noktan vahiy ol-duğu sürece, sen insanlar arasında Allah’ın kitabıyla hükmettiğin sürece kimse seni saptıramaz. Onlar sana hiçbir zarar veremezler. Çün-kü Allah sana kitabı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediklerini öğret-miştir. Rabbinin sana olan lütufları pek çoktur. Allah’ın Resûlü insanların arasında hükmediyordu. Ama bili-yoruz ki Allah’ın Resûlü bir insandı ve gaybı da bilmiyordu. Allah’ın Resûlü kalplerden geçenleri bilmez ki. O ancak zâhire göre hükmeder, davacılara göre, davacıların beyanlarına göre hüküm verirdi. Kendisi de ısrarla bunu söylüyordu. Ey Müslümanlar eğer ben sizin hakkınızda bir hüküm verirsem bu sizin bana getirdiğiniz bilgiler ve beyanlar doğrultusunda olacaktır. Ben hiçbir zaman sizin getirdiğiniz bilgilerin dışına çıkarak, içlerinizde sakladıklarınıza muttali olarak hüküm veremem. Ben böyle bir yetkiye sahip değilim. Binaenaleyh davalaştığınız ve benden hüküm istediğiniz konularda bana doğru bilgiler getirin diyordu. Haklı olarak Allah’ın Resûlü gaybı bilmediği için, işin arka planını bilmediği için kendisine gelen davalı ve davacıların ifadeleri neyse ona göre hükmünü veriyordu. Nitekim İmam Buhârî’nin rivâyet ettiği bir hadislerinde Allah’ın Resûlü şöyle buyurur: “Şunu iyi biliniz ki ben bir insanım. Sizin aranızda sizden işittiğime göre hüküm veririm. Olabilir ki sizden biriniz kendi delilini karşısındakinden daha iyi bir şekilde açıklar ve ben de onun lehine hüküm verebilirim. Her kime bir Müslümanın hakkını hükmedip vermiş olursam bilesiniz ki o ateşten bir parçadır. İster onu yüklenip gitsin, isterse onu bıraksın.” Öyleyse buradan şunu anlıyoruz ki davalı ve davacı kendisine gelerek aralarında hüküm verdiği konularda Allah’ın Resûlü asla sorumlu değildir. Onların yanlış beyanlarına göre verilen hükümden sorumlu olanlar o beyan sahipleridir. İfadelerindeki yanlışlık ve yamukluklardan Rasulullah değil kendileri sorumlu olacaklardır. Öte âlemde bu yanlış beyanlarının cezasını çekeceklerdir. Ama bakın bu dünyada da Rabbimiz böyle bir hırsızlık olayında insanların verdikleri yanlış beyanlarla Rasulullah Efendimizin bir yanılgı içine düşerek, yanlış bir hüküm vererek suçsuz olan bir yahudi’yi suçlandırma durumuna düş-mekten koruyuverdi. Irkçılık yaparak onu yanıltmak isteyenlerin planlarına, komplolarına Allah fırsat vermedi. Rabbimiz fazlıyla, rahmetiyle peygamberini bilgilendirerek, gönderdiği bu âyetleriyle konuya müdahale ederek işi açığa çıkarıverdi. Eğer Rabbimizin rahmeti ve lütfu olmasaydı, eğer zamanında âyet göndererek bu konuda peygamberini uyarmasaydı, komplocuların iç yüzlerini açıklamasaydı onlar verdikleri yamuk beyanlarıyla suç-luyu suçsuz, suçsuzu da suçlu gösterecekler, sana da böylece hüküm verdirecekler ve seni saptıracaklardı. Allah vahyiyle buna engel oldu. Öyleyse insanlar her ne zamanki Allah’ın vahyiyle hareket etmezler, Allah’ın kitabıyla hüküm vermezler, Allah’ın kitabından habersiz hükümler vermeye başlarlarsa kesinlikle bilelim ki o toplumda suçlular suçsuz, suçsuzlar da suçlu durumuna düşürüleceklerdir. Şu anda bunun en acı örneklerini yaşıyoruz. Ama bakın Allah’ın vahyi insanların imdadına yetişti de onları bir yanlış karar vermekten kurtarıverdi Rabbimiz. Peygamberini bir yanılgıya düşmekten kurtarıverdi Rabbimiz. Allah’ın kitabıyla hareket ettiği sürece peygamber menfaatlerini ön plana çıkararak peygamberi saptırmaya çalışanlara karşı peygamber her zaman korunmuştur. Eğer biz de her işimizde, her kararımızda, her hükmümüzde Allah’ın vahyine müracaat edersek bilelim ki biz de yanlışlara düşmekten Rabbimiz tarafından korunacağız demektir. Allah sana kitabı ve hikmeti, kitabın pratikte nasıl uygulanacağını, hangi âyetin hangi problemi nasıl çözeceğini, kitabın pratik hayatta nasıl indirgeneceğini yâni sünneti vermiştir. Ve de Allah sana bilmediklerini öğretmiştir. Bilgi tümüyle Allah’tandır. Bilginin kaynağı Allah’tır ve insana bilmediğini öğreten odur.