Nisâ Suresine Dön

Nisâالنساء

132. Ayet

132Nisâ Suresi

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلًا

Göklerde ve yerde olanların tamamı Allah’a aittir. Vekil olarak Allah yeter.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

132. “Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır. Vekil ola­rak Allah yeter.” Yine aynı ifade. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Ve vekil olarak Allah yeter. Göklerde ve yerdekiler konusunda hük­metmek, tasarrufta bulunmak sadece Allah’a aittir. Tüm varlıklar üze­rinde egemen olan sadece O olduğu için vekil de sadece Odur. Vekil, işte bizim adımıza, bizim hayat programımız adına aldığı kararlar konusunda kendisine güvenebileceğimiz, yasalarına teslim olabileceğimiz, boyunlarımızdaki kulluk ipinin ucunu eline teslim ede­bileceğimiz ve çektiği yere gözü kapalı gidebileceğimiz bir tek varlık biliyoruz. O da bizi bizden daha iyi bilen, bizim hayatımızı, bizim hayat programımızı herkesten daha iyi bilen, bilgisi tam olan, bilginin kay­nağı olan Rabbimizdir. Çünkü O bizim için bize en uygun, en faydalı, en yararlı, en güzel, en münâsip ve en mütenasip kararları alandır. İşte böyle Velî vekil bildiğimiz Rabbimize hayatımızı düzenlemesi ko­nusunda vekaletimizi veriyoruz. Ya Rabbi! Beni yaratan sen olduğuna göre, benim sahibim sen olduğuna göre, beni en iyi tanıyan da sensin! Benim nasıl mutlu olacağımı? Nasıl huzurlu olacağımı? Nasıl bir hayat yaşarsam den­ge-de olacağımı bilen de sensin. Öyleyse ben bu konuda vekaletimi sana veriyorum. Benim adıma, benim hayatıma ne karar alırsan ben onları aynen uygulayacağım ya Rabbi! diyoruz. Uunutmayalım ki Allah’ı vekil bilmek, Velî bilmek her şeyiyle ona teslim olmak ve hayatın tümünü onun belirlediği biçimde yaşa­mak demektir. Eğer onu vekil biliyoruz, ama hayatımızı ona danışma­dan yaşıyorsak veya onu vekil biliyoruz ama hayat programımız ko­nusunda biz kendimiz karar veriyoruz sonra da Allah’a onaylattırmaya çalışıyorsak bu vekalet işi sapıklıktan başka bir şey değildir bilelim. Allah’ın mutlak egemen kabul edildiği, Allah’ın mutlak güçlü ka­bul edildiği, Allah’ın vekil kabul edildiği ve sadece Allah’ın yasala­rına teslim olunduğu ve Allah için hayat yaşandığı bir dünyada hiçbir kimsenin şefkatsiz, merhametsiz kalması, hiç kimsenin bir başkasına zulmetmesi mümkün değildir. Herkesin mutlak güçlüye teslim olduğu, herkesin mutlak egemene boyun büktüğü, herkesin kalbinin Allah’a imanla dolduğu, herkesin aklının doğru bilgiyle, Allah bilgisiyle meşbu olduğu, herkesin karnının helâl rızıkla doyduğu, herkesin helâl elbi­selerle örtüldüğü, ekonomik ve cinsel yönden herkesin meşru dairede doyuma ulaştığı bir dünyada, yâni hayatın belirleyicisinin Allah olduğu bir dünyada huzur olacaktır, sükun olacaktır. Önceki âyetle birlik söyleyecek olursak, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Öyleyse ey erkekler, ey kadınlar isteyeceğinizi Allah’tan isteyin. Neye ihtiyacınız var? Ne isteyeceksiniz? Evlenmek mi istiyorsunuz? Meşru yoldan cinsel arzularınızın doyumunu mu isti­yorsunuz? Bir kocaya, bir kadına ihtiyacınız mı var? Allah’a yönelin, ona iltica edin, ondan isteyin. Mülkün sahibi odur. O size kadınlar ve­rir, kocalar verir. Midesi aç olanlarınıza bol bol rızıklar verir, kalbi aç olanlarınıza bol bol imanlar verir, kafası aç olanlarınıza bol bol bilgiler verir. Çünkü Ğanî olan odur, zengin olan odur, mülkün sahibi olan, egemen olan, güçlü olan, vekil olan, kendisine kulluk edilmeye, hamd edilmeye lâyık olan, kendisinden istenilmesi gereken ve istediğine hükmeden odur. Ama bütün bunlara rağmen, Rabbimiz kendisini bize böylece anlatmış olmasına rağmen, Rabbimiz bu kadar mülkün sahibi olma­sına ve mülkünü cömertçe bize sunmuş olmasına rağmen, mülk onun iken, mülkün sahibi o iken, eğer biz kullar sadece onu vekil bilip, ve­kaletimizi sadece ona vermemiz, sadece onun emirlerine teslim ol­ma-mız gerekirken, sadece ona hamd edip, onun istediği bir hayatı yaşa-mamız gerekirken tutar da ona yönelmez, ona kulluk etmez, ona teslim olmaz ve onun istediği bir hayatı yaşamazsak o zaman bilelim ki: