144. “Ey İnananlar! Mü'minleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin. Allah'ın aleyhinize apaçık bir ferman ver-mesini mi istersiniz?” Hitap Müslümanlara yöneliyor. Ey Müslümanlar! Sakın ha sakın mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost ve velî edinmeyin. Müslümanları bırakıp da kâfirlerle bir dostluk, bir velâyet ilişkisi içine girmeyin. Allah’ı ve Allah’ın dostları, Allah’ın velîleri olan mü’minleri bırakıp da kâfirlerin her cinsine -ister yahudi olsun, ister hıristiyan olsun, ister müşrik ya da ateist olsun fark etmez- velâyetle yaklaşan, onların velâyetleri altına giren, onların aldıkları kararları uygulamadan yana bir tavır sergileyen insanların imanları nifaka dönüşüyor, Allah’a teslimiyetleri değerini kaybediyor ve Rabbimizin bu beyanıyla bu insanlar münâfık haline geliyorlar. Allah düşmanı kâfirlerin velâyetini kabul etmek, onlarla birlikte oturup kalkmak, onların İslâm’a ve Müslümanlara saldırılarında onların yanında olup onları desteklemek, kâfirlere içten içe sevgi beslemek, imanla asla bağdaşmaz. Çünkü Allah’a bağlılık imandır. Allah’ı velî ve dost kabul etmek imandır. Allah’ın velâyeti altına girip tüm hayatında O’nun kararlarını uygulamak imandır. Allah’a iman eden, Allah’ın koruması altına giren mü’minlerle dostluk kurmak, onlarla velâyet ilişkisi içine girmek imandır. Bu gerçeklerden hareketle bir mü’minin dünya işlerinde, bireysel, sosyal, ailevi, toplumsal, ekonomik, siyasal hayatında, âhirete müteallik işlerinde, yâni hayatının tüm alanlarında kendisiyle ilgili tüm problemlerinde bir dostluk, bir velâ ilişkisi içine girecekse, birileriyle birlikte hareket edecekse, birileriyle istişare edecek, birilerinin kararına başvuracaksa, birilerinden akıl danışacaksa kendisine velî olarak, dost olarak ancak ve ancak Allah dostluğuna ehil müminleri seçecektir kendisine. Mü’minleri sevecek, mü’minleri dost bilecek, mü’minleri velî bilecek, mü’minlere bağımlı olacak, mü’minlerin derdini, tasasını kendi tasası, sevincini kendi sevinci, başarısını kendi başarısı bilecektir. Tüm işlerini, tüm hayatını, siyasetini, ekonomisini, eğitimini, sosyal ve bireysel hayatını, aile hayatını mü’minlere göre düzenleyecek, hesabında mü’minler olacaktır. Müslüman izzet ve şerefi Müslümanlarda ve Müslümanlarla birliktelikte görecektir. Birtakım basit dünyevî hesaplarla, birtakım basit menfaat kaygılarıyla bir Müslümanın mü’min-leri bırakarak kâfirleri dost edinmesi, hayatını onlar kaynaklı yaşaması asla düşünülemez. “Sizler ey mü’min görünenler, ey Müslümanlık iddiasında bulunanlar, istiyor musunuz ki Allah sizin aleyhinizde bir delile sahip olsun? Yâni Allah’a kendi aleyhinizde bir delil mi vermek istiyorsunuz? Allah’ı ve Allah dostu mü’minleri bir kenara bırakıp ta kâfirleri dost edinerek münâfık olduğunuz konusunda Allah’a bir delil mi vermek istiyorsunuz?” Yâni ben sizi apaçık delillerle, apaçık âyetlerle uyardığım halde, niye benim dostlarımı bırakıp da düşmanlarımı dost bildiniz? Niye benim düşmanlarımla dostluk ilişkisi içine girdiniz diye Allah’a aleyhinizde apaçık bir nifak delili mi vermek istiyorsunuz? Yâni böylece apaçık münâfık olduğunuzu kanıtlamak mı istiyorsunuz? diyor Rabbimiz. Yapmayın böyle. Kendi azabınıza, kendi cehenneminize kendi kendinize delil hazırlamayın. Dostlarımı bırakıp düşmanlarımla dostluk kurarak apaçık bir münâfıklık tavrı sergilemeyin. Çünkü bu apaçık bir nifak alâmetidir. Rabbimizin bu âyetinden anlıyoruz ki Allah kullarını apaçık âyetleriyle uyarmadıkça onlara ceza vermemektedir. Yine anlıyoruz ki Allah’ın cehennemine gidenler ancak uyarıldıkları halde uyarıya aldırış etmeyenler müspet cevap vermeyenler olacaktır. Ve böylece kendilerine Allah tarafından uyarıcılar, elçiler gönderilmeyen insanların azaba uğratılmayacakları yasası da ortaya konuluyor. Ama bu arada tabi şunu da bildiriyor ki Rabbimiz dünyadaki toplumların hiçbirisi tarihin ilk dönemlerinden bu yana asla uyarısız kalmamıştır. Her bir dönem insanları mutlaka uyarılmışlardır. Uyarının ulaştırılmadığı hiçbir toplum yoktur. İşte gerek geçmişte yaşamış olanlar, gerek şu anda yaşayanlar, gerekse gelecekte yaşayacak olanlar Allah’ın bu apaçık âyetleriyle uyarıldıkları halde, Allah tarafından nifak ve münâfıklık apaçık kendilerine beyan edildiği halde, eğer bu uyarıların tamamen tersine hareket ederek Allah’a kendi aleyhlerinde bir delil vermişlerse artık bu Allah’ın değil onların kendi problemleridir. Çünkü Allah onlara gereken uyarısını ulaştırmıştır. İşte dünya üzerinde bu kitaplar vasıtasıyla Allah’ın apaçık uyarıları kendilerine ulaştığı halde insanlar Allah’ın kendilerine verdiği seçeneklerini, aksi istikâmette kullanarak Allah ve mü’minleri bir kenara bırakıp kâfirleri dost ve velî edinenlere ceza olarak da bakın Allah şunu anlatıyor: