Nisâ Suresine Dön

Nisâالنساء

144. Ayet

144Nisâ Suresi
Mushafta Aç

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ اَتُر۪يدُونَ اَنْ تَجْعَلُوا لِلّٰهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُب۪ينًا

Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Allah’a karşı aleyhinize apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?

Dipnot

Kâfirleri dost edinmenin hükmü hakkında bk. 5/Mâide, 51

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

144. “Ey İnananlar! Mü'minleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin. Allah'ın aleyhinize apaçık bir ferman ver-mesini mi istersiniz?” Hitap Müslümanlara yöneliyor. Ey Müslümanlar! Sakın ha sa­kın mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost ve velî edinmeyin. Müslüman­ları bırakıp da kâfirlerle bir dostluk, bir velâyet ilişkisi içine girmeyin. Allah’ı ve Allah’ın dostları, Allah’ın velîleri olan mü’minleri bırakıp da kâfirlerin her cinsine -ister yahudi olsun, ister hıristiyan olsun, ister müşrik ya da ateist olsun fark etmez- velâyetle yaklaşan, onların ve­lâyetleri altına giren, onların aldıkları kararları uygulamadan yana bir tavır sergileyen insanların imanları nifaka dönüşüyor, Allah’a teslimi­yetleri değerini kaybediyor ve Rabbimizin bu beyanıyla bu insanlar münâfık haline geliyorlar. Allah düşmanı kâfirlerin velâyetini kabul et­mek, onlarla birlikte oturup kalkmak, onların İslâm’a ve Müslümanlara saldırılarında onların yanında olup onları desteklemek, kâfirlere içten içe sevgi beslemek, imanla asla bağdaşmaz. Çünkü Allah’a bağlılık imandır. Allah’ı velî ve dost kabul etmek imandır. Allah’ın velâyeti altına girip tüm hayatında O’nun kararlarını uygulamak imandır. Allah’a iman eden, Allah’ın koruması altına giren mü’minlerle dostluk kurmak, onlarla velâyet ilişkisi içine girmek iman­dır. Bu gerçeklerden hareketle bir mü’minin dünya işlerinde, bireysel, sosyal, ailevi, toplumsal, ekonomik, siyasal hayatında, âhirete müte­allik işlerinde, yâni hayatının tüm alanlarında kendisiyle ilgili tüm problemlerinde bir dostluk, bir velâ ilişkisi içine girecekse, birileriyle birlikte hareket edecekse, birileriyle istişare edecek, birilerinin kara­rına başvuracaksa, birilerinden akıl danışacaksa kendisine velî ola­rak, dost olarak ancak ve ancak Allah dostluğuna ehil müminleri se­çecektir kendisine. Mü’minleri sevecek, mü’minleri dost bilecek, mü’minleri velî bilecek, mü’minlere bağımlı olacak, mü’minlerin derdini, tasasını kendi tasası, sevincini kendi sevinci, başarısını kendi başarısı bile­cektir. Tüm işlerini, tüm hayatını, siyasetini, ekonomisini, eğitimini, sosyal ve bireysel hayatını, aile hayatını mü’minlere göre düzenleye­cek, hesabında mü’minler olacaktır. Müslüman izzet ve şerefi Müslü­manlarda ve Müslümanlarla birliktelikte görecektir. Birtakım basit dünyevî hesaplarla, birtakım basit menfaat kaygılarıyla bir Müslümanın mü’min-leri bırakarak kâfirleri dost edinmesi, hayatını onlar kaynaklı yaşaması asla düşünülemez. “Sizler ey mü’min görünenler, ey Müslümanlık iddiasında bulu­nanlar, istiyor musunuz ki Allah sizin aleyhinizde bir delile sahip ol­sun? Yâni Allah’a kendi aleyhinizde bir delil mi vermek istiyorsunuz? Allah’ı ve Allah dostu mü’minleri bir kenara bırakıp ta kâfirleri dost edinerek münâfık olduğunuz konusunda Allah’a bir delil mi vermek is­tiyorsunuz?” Yâni ben sizi apaçık delillerle, apaçık âyetlerle uyardığım halde, niye benim dostlarımı bırakıp da düşmanlarımı dost bildiniz? Niye benim düşmanlarımla dostluk ilişkisi içine girdiniz diye Allah’a aleyhinizde apaçık bir nifak delili mi vermek istiyorsunuz? Yâni böy­lece apaçık münâfık olduğunuzu kanıtlamak mı istiyorsunuz? diyor Rabbimiz. Yapmayın böyle. Kendi azabınıza, kendi cehenneminize kendi kendinize delil hazırlamayın. Dostlarımı bırakıp düşmanlarımla dostluk kurarak apaçık bir münâfıklık tavrı sergilemeyin. Çünkü bu apaçık bir nifak alâmetidir. Rabbimizin bu âyetinden anlıyoruz ki Allah kullarını apaçık âyetleriyle uyarmadıkça onlara ceza vermemektedir. Yine anlıyoruz ki Allah’ın cehennemine gidenler ancak uyarıldıkları halde uyarıya aldı­rış etmeyenler müspet cevap vermeyenler olacaktır. Ve böylece ken­dilerine Allah tarafından uyarıcılar, elçiler gönderilmeyen insanların azaba uğratılmayacakları yasası da ortaya konuluyor. Ama bu arada tabi şunu da bildiriyor ki Rabbimiz dünyadaki toplumların hiçbirisi tari­hin ilk dönemlerinden bu yana asla uyarısız kalmamıştır. Her bir dö­nem insanları mutlaka uyarılmışlardır. Uyarının ulaştırılmadığı hiçbir toplum yoktur. İşte gerek geçmişte yaşamış olanlar, gerek şu anda yaşayan­lar, gerekse gelecekte yaşayacak olanlar Allah’ın bu apaçık âyetle­riyle uyarıldıkları halde, Allah tarafından nifak ve münâfıklık apaçık kendilerine beyan edildiği halde, eğer bu uyarıların tamamen tersine hareket ederek Allah’a kendi aleyhlerinde bir delil vermişlerse artık bu Allah’ın değil onların kendi problemleridir. Çünkü Allah onlara gereken uyarısını ulaştırmıştır. İşte dünya üzerinde bu kitaplar vasıtasıyla Al­lah’ın apaçık uyarıları kendilerine ulaştığı halde insanlar Allah’ın ken­dilerine verdiği seçeneklerini, aksi istikâmette kullanarak Allah ve mü’minleri bir kenara bırakıp kâfirleri dost ve velî edinenlere ceza ola­rak da bakın Allah şunu anlatıyor: