Nisâ Suresine Dön

Nisâالنساء

146. Ayet

146Nisâ Suresi

اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللّٰهِ وَاَخْلَصُوا د۪ينَهُمْ لِلّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ اَجْرًا عَظ۪يمًا

Tevbe edenler, (hatalarını) düzeltenler, Allah’a tutunanlar ve dinlerini (içine şirk ve riya karıştırmadan) Allah’a halis kılanlar; onlar (münafıklarla değil), müminlerle beraberlerdir. Ve Allah, müminlere büyük bir ecir verecektir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

146. “Ancak tevbe edenler, nefislerini ıslah edenler, Allah'ın kita­bına sarılanlar ve dinlerine Allah için candan bağlananlar müstes­nadır. Onlar inananlarla beraberdir. Allah mü'minlere büyük ecir verecektir.” Kim tevbe edip dönerse. Güneş batıdan doğmadan, ölüm ge­lip çatmadan, yâni ya evrensel kıyamet kopmadan, ya da kişinin ferdi kıyameti dediğimiz ölümü onu yakalamadan önce kim tevbe edip Rabbine dönerse, Rabbinin istediği hayata dönerse, Rabbine kulluğa yönelirse. Önceki kıblesini değiştirirse. Nefsinin, şeytanın ve tâğutla-rın yörüngesinde günahlara doğru giderken bir anda yönünü Allah’a çevirirse. Allah’tan habersiz toplum için yaşadığı önceki hayatından, önceki küfründen, şirkinden, nifakından, isyanından vazgeçip Allah’ın istediği bir hayata yönelir; “Ya Rab!” derse. Affet Allah’ım! Kaçak ku­lun sana yöneldi derse. Yepyeni bir iman ve teslimiyet atmosferine gi­rebilirse. Ve durumunu ıslah ederse. Hayatını ıslah ederse. Halini dü-zel­tir ve Allah’la barışabilirse. Allah’la arasını düzeltebilirse. İçlerin­deki nifak hastalıklarını atıp, nifak ve toplum için yaşama pisliklerin­den arınıp amellerini ve niyetlerini ıslah edip Allah’ın istediği bir hayatı yaşamaya yönelebilirse. Allah’a da sarılırsa. Allah’a bağımlı olabilirse. Tüm sevgisini, ka­bulünü, reddini Allah’a bağımlı kılabilirse. Allah’a, Allah’ın kitabına, Allah’ın yoluna, Allah’ın dinine, Allah’ın Resûlüne Allah’ın hayat prog­ramına sımsıkı sarılıp O’na bağımlı, O’na ait olabilirse. Ve dinini de Allah için ihlâslı hale getirirse. Dinde muhlisler ola­rak sadece duasını dâvetiyesini, kulluğumuzu ona yaparsa. Halis bir din sahibi, katışıksız bir din sahibi olursa. Din kişinin hayat progra­mıdır. Din kişinin yaşam biçimidir. Öyle bir din yaşayacağız ki, öyle bir hayat programımız olacak ki o hayatın tümünde sadece Allah’ı dinle­yecek ve başka şeyleri katıp karıştırmayacağız. Yâni hayatımızın bazı bölümlerinde Allah’ı, bazı bölümlerinde de başkalarını dinleyerek, ha­yatımızın bazı bölümlerinde Allah’ın yasalarını, bazı bölümlerinde de başkalarının yasalarını uygulayarak katışıklı bir din, şirket içinde bir hayat yaşamayacağız. Şirke düşmeyeceğiz. Yirmi dört saatimizin tü­münü Allah’a ait kılacak, sadece O’nu dinleyecek ve sadece O’na kulluk yapacağız. İşte eğer onlar böyle katışıksız bir din sahibi olurlarsa. Dinlerini karıştırmaz, dinlerini paramparça etmezler, hayatlarının tamamında Allah’ın hayat programının içine girerlerse. Yâni tanrılar sistemini red­deder, yalnız ve yalnız Allah’a kulluğa yönelmenin hesabını yapar­larsa. Artık onlar mü’minlerle beraberdirler. Artık onlar mü’min ol­muş­lardır. Artık eski hayatları, eski dünyaları silinmiş, küfürleri, şirkleri bitmiştir. Yeter ki dönüş Allah için olsun. Allah onların tüm geçmişle­rini sıfırlayacak, onları analarından doğdukları gündeki gibi tertemiz hale getirecektir.