Nisâ Suresine Dön

Nisâالنساء

151. Ayet

151Nisâ Suresi

اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّاۚ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابًا مُه۪ينًا

Bunlar, hakiki kâfirlerin ta kendileridir. Kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

150,151. “Allah'ı ve peygamberlerini inkâr eden, Al­lah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen “Bir kısmına inanır, bir kısmını inkâr ederiz” diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kâfir olanlardır. Kâfirlere ağır bir azab hazırlamışızdır.” Muhakkak ki Allah’ı ve peygamberlerini küfredenler, örtenler, örtbas edenler. Allah’ı ve elçilerini örtüp gündemlerinden düşürenler. Allah’ı ve elçilerini reddedenler, tanımayanlar, inkâr edenler, Allah’a ve peygamberlere küfredenler. Allah’la elçilerinin arasını ayırmak is­teyenler. Bazen Allah’ı kabul edip peygamberi reddetmek biçiminde, bazen Allah’ı da peygamberleri de reddetmek biçiminde, bazen da peygamberlerden bazılarını kabul edip bazılarını reddetmek biçiminde Allah’ı ve elçilerini inkâr edenler, Allah’a ve elçilerine Allah’ın ve elçi­lerinin istediği gibi iman etmeyenler, işlerine geldiği zaman Allah’a, işlerine geldiği zaman işlerine gelen peygambere iman ettiklerini iddia edenler diyorlar ki: Biz bir kısmına inanır bir kısmını reddederiz. Bir kısmını kabul eder bir kısmını kabul etmeyiz diyerek böylece bu ikisi arasında bir yol tutmak istiyorlar bu adamlar. Yâni hayatlarında Allah’ın ve elçileri­nin varlığını, varlık sebebini kendilerince yorumlamak istiyorlar alçak­lar. Allah’ın ve elçilerinin getirmiş oldukları dini, getirmiş oldukları ha­yat programını kendilerince yorumlamak istiyorlar. Allah bir din gön­dermiş ve bu din “Elhamdü lillahi Rabbil âlemin” diye başlıyor, “minel cinneti vennas” diye bitiyor. Evet Allah’ın dini, Allah’ın kitabı ve o kita­bın pratiği olan, tebyini olan Resûlünün sünnetiyle tamamlanmıştır. Ama kâfirler o dini kendilerince yorumlayıp algılamak istiyorlar. Hal­buki Allah’ın dinine göre Kur’an’da ismi geçen tüm peygamberlere inanmak zorundayız. Hayatları yasal olarak Kur’an’da anlatılmış, ör­neklenmiş tüm peygamberlerin örnekliliğini kabul etmek zorundayız. Çünkü yasal olarak Allah bu kitabında onların hayatlarını bize haber vermiştir. Onların tümünün örnekliğine iman onları bize anlatan Al­lah’a demektir. Yâni bu bir iman konusudur, iman gereğidir. Peygamberlerden bir kısmına iman edip bir kısmını reddetmek küfürdür. Ben Allah’a inanırım ama peygamberlere ya da falan peygambere inanmam de­mek küfürdür. Veya peygamberin hayattaki peygamberlik misyonunu, peygamberlik örnekliğini reddetmek de küfürdür. Ben Allah’a inanırım ama peygamberin bize sadece Allah’ın mesajını, Allah’ın âyetlerini bize ulaştırmanın dışında başka hiçbir özelliğinin olmadığına inanırım. Peygamberin varlığı, misyonu sadece kitabı bize ulaştıran bir posta­cıdan öteye geçemez. Onun hayatı, onun yapıp ettikleri beni bağla­maz. Ben onun örnekliğini kabul etmek zorunda değilim demek de küfürdür. Bu peygamberin varlık sebebini reddetmektir. Evet, Allah’la Resullerinin arasını ayırmak küfürdür. Allah’a evet, Allah’ın kitabına evet ama peygambere hayır demek küfürdür. Tıpkı kitabın bir kısmına evet ama bir kısmına hayır demek gibi. Veya meselâ Fâtiha’yı kabul edip Bakara’yı reddetmek, Bakara’nın 280 âyetini kabul edip 6 âyetini kabul etmemek, Âl-i İmrân’ın yarısını kabul edip yarısını reddetmek, Mâide’ye hoşuma gitmiyor demek, En’âm’a olmadı demek, Enfâl bu devirde geçerli olamaz, çünkü orada savaş­tan, ganîmetten söz ediliyor, bu devirde böyle şeylerin yeri yoktur demek, Nisâ’daki miras âyetlerini, yahut birden fazla kadınla evlenme ruhsatını bu devirde asla kabul edemem demek küfürdür. Yâni böyle bir orta yol tutarak işine gelen âyetleri kabul edip işine gelmeyenleri reddetmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Veya pey­gamber (as)’in şu şu işleri, şu şu yönleri kabul ama şu şu yönlerini beğenmedim. Peygamberin Mekke’deki dönemi tamam ama Me­dine’-deki dönemi hoşuma gitmedi demeye hiç kimsenin hakkı ve selahi-yeti yoktur. Bu din Allah’ın dinidir. Bu dini koyan Allah’tır. İslâm’ı, dini Allah’ın koyduğu gibi, Allah’ın istediği gibi kabul etmeyenler âyet­leri seçiyorlar, peygamberleri seçmeye çalışıyorlar, peygamberin sözlerinden, peygamberin sünnetinden işlerine gelenleri gelmeyenleri seçiyorlar, şunlar şunlar tamam ama şunlara şunlara hayır diyorlar. Kimileri diyorlar ki efendim İslâm gerçekten çok güzel bir ahlâk yasası belirlemiş, vazetmiştir. Binaenaleyh İslâm’ın ahlâk yasalarını alalım ama İslâm’ın siyasetini reddedelim. Veya İslâm’ın namazını kabul edelim ama hukukunu reddede­riz. Veya İslâm’ın orucunu, haccını kabul edelim ama ekonomik dü­zenlemelerini reddedelim. İslâm’ın temizlik yasalarını kabul edelim ama eğitim yasalarını reddedelim. Veya İslâm’ın ölüm ötesi hayatla il­gili haberlerini bu devirde kabul etmek mümkün değildir. Veya ölüm ötesi anlayışını kabul deriz ama yaşadığımız bu dünya hayatıyla ilgili yasalarını kabul edemeyiz. İslâm’ın hayatımıza karışmasını kabul edemeyiz diyenlerin tamamı kâfirdir. Kendilerinin istediği gibi bir dine, kendi hevâ ve heveslerine uygun bir hayat programına evet, ama Al­lah ve Resûlünün istediği bir dine, bir hayat programına evet diyenle­rin tamamı kâfirdir. Evet yahudiler diyorlar ki biz Mûsâ’yı kabul ederiz Ama Îsâ’yı ve Muhammed (a.s)’ı kabul etmeyiz. Hıristiyanlar diyorlar ki biz Îsâ’yı ve Mûsâ’yı kabul ederiz ama Muhammed (a.s)’ı asla kabul etmeyiz. Müslümanlar da diyorlar ki biz Adem (a.s) dan buyana Mûsâ’yı, Îsâ’yı, Muhammed (a.s)’ı ve tüm peygamberlere iman ederiz. Biz peygam­berlerin arasını ayırmayız. Aslında biz Mûsâ’yı ve Îsâ’yı kabul ederiz diyen yahudi ve hıristiyanlar doğrusu bu peygamberlere de Allah’ın istediği bir imanla iman etmiyorlardır. Çünkü Allah’ın istediği şekilde olmayan bir imana iman denmez. Veya başka bir ifadeyle bu konuda iman mutlak sûrette bir kitaba müstenit olmalıdır. Şu anda ellerinde kitap olmayan, kitaplarına ve peygamberle­rine olmadık iftiralarda bulunmuş, kitaplarını tahrif edip hayatı düzen­leme özelliğini bozmuş, İlâhi kitap olma vasfını değiştirmiş, peygam­berlerinden kimilerini öldürüp kimilerine olmadık işkencelerde bulun­muş bu adamlar kalkacaklar ve diyecekler ki biz Mûsâ’ya iman ediyo­ruz, biz Îsâ’ya inanıyoruz ama Muhammed (a.s)’ı reddediyoruz de­sinler, bu zaten baştan bâtıldır. Evet yahudiler ve hıristiyanlar böyledir. Bizim içimizde de şu anda dini parçalayanlar, hayatı parçalayanlar ve hayatın bazı bölüm­lerinde Allah’ı bazı bölümlerinde de kendi hevâ ve heveslerini, ya da Allah’tan başkalarını dinlemeye çalışanlar. Bazen Allah’a bazen da başkalarına kulluk edenler. İmanı parçalayanlar, kitabı parçalayanlar, ahlâkı, siyaseti, hukuku, ekonomiyi parçalayan, bunları Allah ve Re­sûlünün istediği şekilde değil de kendi hevâ ve heveslerine göre yo­rumlamaya çalışan, yaşadıkları hayatın programını Allah ve Resûlüne sormadan kendi kendilerine belirlemeye çalışan, Allah’ı, Allah’ın kita­bını, Allah’ın elçilerini reddeden, işlerine geldiği zaman Allah ve Re­sûlüne, işlerine gelmediği zaman da kendi hevâ ve heveslerine müra­caat edenler de Allah ve elçilerinin arasını ayıranlardır. Ve böyle ya­panlar: İşte bunlar gerçek kâfirlerdir. İşte hak kâfirler bunlardır. Ve on­lara alçaltıcı bir azap vardır. Evet Allah’a hayır diyen, peygamberlere hayır diyen, Rasulullah’a hayır diyenler, Allah’ı ve Resûlünü hayatla­rına karıştırmayanlar, Allah’la elçilerinin arasını ayıranlar, dini parça­layanlar, hayatı parçalayanlar, peygamberin hayatını parçalayıp işine gelenleri kabul edip işine gelmeyenleri reddedenler gerçek kâfirlerdir. Ve böyle kimseler için dünyada alçaltıcı bir azap, âhirette de acıma­sız, tam kendi hayatlarına uygun bir azap onların olacaktır.