157: “Ve: “Meryem oğlu Îsâ Mesih'i Allah'ın elçisini öldürdük.” demelerinden ötürüdür. Oysa onu öl-dürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ay-rılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husus-taki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler.” Ve bir de Allah’ın elçisi Meryem oğlu Îsâ’yı öldürdük deme-lerinden ötürü artık Allah onların kalplerine mührünü basmış ve onların küfürlerini onaylamıştır. Ama onların içinden elbette önceki peygamberlerine samimiyetle inanan, o peygamberlere gönderilmiş kitaplara samimiyetle bağlanan ve şimdi de tüm insanlığa gönderilmiş son elçi Hz. Muhammed (a.s)’a samimiyetle iman edenler bunun dışındadır. Elbette önceki peygamberlere Allah’ın istediği gibi iman edenler aynı kaynaktan gön-derilen son elçiye de iman ettiler. İsrail oğullarından bu samimi insan-lar hem kendi içlerinden, kendi kavimlerinden gelen peygamberlere hem de ataları İbrahim (a.s)’in öteki oğlu İsmail (a.s)’in soyundan gelen son elçiye de iman ettiler ve Müslüman oldular. Ama ırkçılık yapa-rak son elçiye iman etmeyen yahudi ve hıristiyanlar da sapıklığın doruk noktasındaki küfür ve şirk hayatlarını sürdürmeye devam ettiler. Bunlar Allah’ın kelimesi olan, Allah’ın en büyük bir mûcizesi ve yasası olan Îsâ (a.s)’a da aynen daha önce Meryem annemiz hakkında yaptıkları o büyük iftira gibi iftirada bulundular. Dediler ki biz Meryem oğlu Îsâ’yı öldürdük. Bu da tıpkı Meryem hakkındaki zina iftiralarının aynısıdır. Peygamberleri Hz. Îsâ’yı inkâr etmelerinden de öte utanmadan bir de Onu öldürdük diye övünmeleri gerçekten çok büyük bir küstahlıktı. Âl-i İmrân sûresinin beyanına göre onlar Hz. Îsâ’nın hak bir peygamber olduğunu biliyorlardı. Allah’ın elçisi olarak öldürdük diyorlardı. Yâni bir bilgisizlik, bir cehalet ve yanlışlık sebebiyle de-ğil Allah’ın elçisi olduğunu bile bile öldürdüklerini iddia ediyorlar. Yâni gerçekten bir toplumun bile bile elçilerini öldürdükleriyle övünmeleri çok garip bir şeydir. Bakın Allah diyor ki: Onlar onu ne öldürdüler, ne de astılar. Lâkin onlara benzetildi, benzer gösterildi, ya da onun hakkında şüpheye düştüler, şüpheye düşürüldüler. Onlara onun benzeri bir kimse gösterildi de bu konuda şüpheye düştüler. Ya başka birisini ona benzetildi de peygamberi öldürüyoruz diye onu öldürdüler. Bu konuda çok farklı şeyler söylen-mişse de aslını Allah bilir diyoruz. Evet şüpheli bir durumda kaldılar. Acaba bu öldürdüğümüz, bu asıp çarmıha gerdiğimiz gerçekten omuydu, değil miydi diye şüphede kaldılar. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler şüphe içindedirler. Onun öldürülmesi konusunda onların kesin bir bilgileri de yoktur. Ancak zanna tabi oluyorlar. Zan da hiçbir zaman gerçeğin ifadesi değildir. Zan işte, sadece bir hipotez, bir tasarım, bir varsayımdan başka bir şey değildir. Onu öldürdük diyenler yakînen, hakikaten öldürmüş değillerdir. Evet kesin olarak onu öldürmüş değillerdir onlar. Onlar bu konuda kendilerinden emin değillerdir.