161. “Yasak edilmişken fâiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü onlardan inkâr edenlere, elem verici azap hazırladık.” Kendilerine yasak edildiği halde fâizden yana olmaları, fâizci bir hayatı sürdürmeleri ve helâl yollar dururken haram yollarla insanların mallarını yemeleri sebebiyle bu yasa onlara hak oldu. Bu onların kendi hür iradeleriyle, kendi elleriyle kazandıkları bir cezadır, bir âkıbettir. Halbuki asla fâize bulaşmayacaklardı, haram yollarla insanların mallarını yemeyeceklerdi. Allah önceki kitaplarda bunun yasasını anlatmıştı onlara. Haram helâl yasalarını bildirmişti Allah onlara. Allah’a, Allah’ın kitaplarına, Allah’ın yasalarına inanan ve haram helâl yasalarını belirleme yetkisinin sadece Allah’a ait olduğunu bilen bir Müs-lümanın hiçbir zaman Allah’ın istemediği bir yolla mal elde etme hakkı yoktur. Mal kazanma ve harcama konusunda Allah helâl yolları nasıl belirlemişse Müslüman öylece bir tavır almak zorundadır. Allah fâiz haram demişse, Allah rüşvet haram demişse, rek-lâmlarla, enflasyonlarla insanların ceplerine uzanmak kötüdür demiş-se, Müslümanım diyen bir kimsenin bu yollara tevessül etmesi düşü-nülemez. Yalanla, dolanla, eksik ölçüp tartmayla Müslümanın ilgisi olamaz. Ama eğer insanlar Allah’ın helâl-haram yasalarını çiğneyip haram yollara yönelirlerse o zaman unutmasınlar ki Allah da onları tıpkı İsrail oğulları gibi cezalandıracaktır. Bakın âyetin sonunda diyor ki Rabbimiz: Kâfirlere acıklı bir azap hazırladık. Evet kim ki Allah’la bir çatışma içine girer, Allah’ın yasalarına riâyet etmez, Allah’ın helâl-haram sınırlarını tecavüz eder, Allah’ın helâl dediklerine haram, haram dediklerine de helâl demeye kalkışırsa, karşısındakinin mallarını haram yollarla yer, kâfirce bir ekonomik hayatın içine girerse onlar için dayanılmaz bir azap vardır diyor Rabbimiz.