38. “Mallarını insanlara gösteriş için sarf edip, Allah'a ve âhiret gününe inanmayanları da Allah sevmez. Şeytanın arkadaş olduğu kimsenin ne fena arkadaşı vardır!” Mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ediyorlar. Allah tarafından Allah’ın istediği bir hayatı yaşayarak Allah’ın rızasını ve cenneti kazanmak için verilmiş o mallarını onu verenin yolunda harcaya-rak Müslümanca bir hayat yaşamaları gerekirken insanlar için, toplum için yaşıyorlar. Toplumun değer yargılarına göre bir hayat yaşıyorlar. Toplum istedi diye mal harcıyorlar. Rububiyeti ona ehil olmayanlara, ibadeti ona lâyık olmayanlara sunmaya çalışıyorlar. Allah korusun bu gizli şirktir. Yaptıkları amellerinde sadece Allah’ın rızasını gözetmeyerek kendi kendilerini helâke sürüklemeye çalışıyorlar. Böyle riyakârların cehenneme gideceklerini anlatan pek çok hadis var. Bu sahih hadislerden bir tanesi de, bu ümmetten günahkârlar arasında cehenne-me gidecek üç grubu bildiren hadistir. Bunlar riyâ için cihad yapan, riyâ için Kur’an okuyan ve yine riyâ için mal harcayanlardır. Bazıları yaptıkları ibadetlerinde Allah’tan hiçbir mükâfat beklemeden sadece insanlar duysunlar, bilsinler ve görsünler diye yaparlar. Sadece insanlar kendisine cömert desinler diye mal harcarlar. Kimsenin görmeyeceği bir ortamda, yani kendilerine bir övgü sağlamayacak bir durumda zırnık bile vermezler. Gerçekten bu çok kötü bir şirktir. Bazıları da hem insanlar bilsin, görsün, hem de Allah sevap versin diye yaparlar. Yani yaptığı ibadetten gösterişin yanında bir de Allah rızası niyeti taşırlar. Hadis-i kutsilerde böyle kendisine başkalarının ortak edildiği ibadetleri Rabbimizin asla kabul etmeyeceği ortaya konulmaktadır. “Ben ortaklıktan müstağniyim” buyuruyor Rabbimiz. İnsanı riyakârlığa sevk eden sebepler bildiğim kadarıyla üçtür. Bunlardan birincisi; övülmeyi sevmek, ikincisi zemmedilmekten korkmak, üçüncüsü de insanların elinde olan şeylere tama etmektir. Bu-hâri’de rivayet edilen bir hadislerinde Resûl-i Ekrem efendimiz buyurur ki; “Kim gaza eder de, gazasından maksadı bir deve yuları olursa, onun için o gazadan sadece niyet ettiği vardır.” Allah’a da, âhirete de iman etmiyorlar. Zaten Allah’a ve ahire-te, âhiretin hesabına kitabına inanmayan bir kimseden başkası da beklenemez. Böyle yaşayanlar bir kere mecburen şeytanla dost olmak zorundadırlar. Hayatlarını Allah için değil de insanlar için, toplum için yaşayanların değişmez dostları şeytanlardır. Çünkü şeytan kendi dünyasında Allah’la giriştiği kavgada kendine bir hak tanımış ve ben Allah için bir hayat yaşamayacağım, Allah’ın istediği bir hayatı değil, kendi istediğim bir hayatı yaşayacağım, hayatıma Allah’ı karıştırma-yarak kendim belirleyeceğim diyerek, Allah’a kafa tutarak Adem’e secde emrini yerine getirmemişti. Allah’ın emrine boyun bükmemiş, Allah’a teslim olmamıştı. Allah’ın emrine teslim olmayan mutlaka kendi emrine teslim o-lacaktır. Allah yasalarını beğenmeyen mutlaka kendi hevâ ve heves-lerini din kabul edecek, hayat programı kabul edecektir. İşte böyle Rabbi ile kavgaya tutuşan şeytan elbette kıyamete kadar kendi tanrılığının kavgasını sürdürecek, insanları Allah’a kulluktan koparıp, tıpkı kendisi gibi kendi hevâ ve heveslerine göre bir hayat yaşamaya sevk edecekti. Gelin ey insanlar dinlemeyin o Allah’ı. Kimmiş o Allah? Neden dinleyecekmişsiniz onu? Bu dünyada hayat programlarınızı kendi kendinize yaparak, kendi keyfinize göre özgürce bir hayat yaşamak dururken, özgürce istediğiniz her şeyi yapmak dururken neden Allah’ın emirlerine boyun büküp onun kulu kölesi yapacaksınız kendinizi? Allah diyor ki, siz bilirsiniz. İsterseniz Rabbinizi dinlemeyip şeytanı dinleyin. Rabbinizin istediği hayatı değil de şeytanın gösterdi-ği hayatı yaşayın. Ama unutmayın ki kimi şeytan böylece aldatmışsa, kimi ayartıp bana kulluktan koparıp kendisine kul köle edinmişse, kim şeytanı dost edinmişse bilsin ki o ne kötü bir dosttur? Bilsin ki o insanı cehenneme götürücü, kendi ebedî azap mahalline götürücü bir dosttur. İnsanlar mallarını şeytanların gösterdiği yollarda değil Allah’ın gösterdiği yollarda ve Allah için harcamalıdırlar. Eğer mal harcamada değer yargısı olarak insanlar Allah’ın değer yargılarını değil de toplumun, ya da şeytanın değer yargılarını kabul etmişlerse bu işten hiçbir hayır göremeyeceklerdir. Ama bana bu hayatı, bu ömrü, bu imkânları, bu malları veren Allah’tır. Öyleyse ben de bu ömrümü, bu ekonomik gücümü Allah için harcayacağım diyen kişi yaptığı harcamalarının karşılığını görecektir.