Nisâ Suresine Dön

Nisâالنساء

48. Ayet

48Nisâ Suresi

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه۪ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدِ افْتَرٰٓى اِثْمًا عَظ۪يمًا

Şüphesiz ki Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun (şirkin) dışında kalanları dilediği kimse için bağışlar. Kim de Allah’a şirk koşarsa hiç şüphesiz büyük bir günahla iftirada bulunmuş olur.

Dipnot

Tevbe etmeden ölündüğü takdirde Allah’ın (cc) bağışlamayacağı tek günah şirktir. Şirk dışında kalan tüm günahlar, Allah’ın (cc) meşîetine kalmıştır. Dilerse bağışlar, dilerse bağışlamaz.

Şirk, İslam’ın ibadet olarak kabul ettiği bir eylemi Allah’tan (cc) başkasına yapmak ya da Allah’a (cc) ait sıfatlardan birini herhangi bir varlığa vermektir.

Şirkin birçok çeşidi vardır. Sevgide şirk (2/Bakara, 165), itaatte şirk (9/Tevbe, 31), dua ve ibadette şirk (7/A’râf, 37; 10/Yûnus, 106), yasama ve kanun koymada şirk (18/Kehf, 26; 42/Şûrâ, 21), bazı varlıkları toplumu kaynaştırmak için putlaştırma şirki (29/Ankebût, 25)...

Allah’a (cc) şirk koşan kimse, Allah’a (cc) en büyük iftirayı atmış, zulümlerin en büyüğünü işlemiştir (31/Lokmân, 13). Bu nedenle tüm amelleri boşa gitmiş (39/Zümer, 65) ve Allah (cc), cenneti ona haram kılmıştır (5/Mâide, 72)

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

48. “Allah kendisine ortak koşmayı elbette bağışla-maz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse, şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur.” Allah sadece şirki bağışlamaz. Sadece müşriki affetmez, ama onun dışında tüm günahları kullarından dilediği için bağışlar. Kim Al­lah’a şirk koşmuşsa o da Allah’a iftira ederek büyük bir günah işlemiş olur. Rabbimiz tüm günahları affedeceğini müjdeliyor ama bir şartla. Şirk olmayacak. Kişi Allah’ın huzuruna şirk koşmadan, Allah’a ortak koşmadan, Allah’ın yetkilerini başkalarına vermeden, Allah’a yetki sınırlaması getirmeden gelmiş olacak. Değilse şirki asla affetmem di-yor Rabbimiz. Şirkin dışında hangi tür günah olursa olsun, ne kadar büyük olursa olsun affederim diyor Allah. Zaten kul günaha girerken Allah’ın kulu olarak yapmıştır bu gü­nahları. Allah’ı, Allah olarak, Rab olarak, Rahmân ve Rahîm olarak bildiği ve kabul ettiği müddetçe kulun işleyeceği günahların büyük­lü-ğü, Allah’ın büyüklüğü yanında ne olabilir ki? Allah’ı böylesine tüm gü-nahları affedebilecek bir Rab olarak kabul eden bir kişinin günah­ları Allah’ın büyüklüğü yanında ne kadar olabilir de? Ama kişi şirk ko­şar, böyle kendisini anlattığı biçimde Allah’ı kabul etmez, kendi sıfat­larıyla muttasıf, noksan sıfatlardan münezzeh olarak Allah’a inanmaz ve şirke düşünce, her konuda, hayatın her alanında söz sahibi ve egemen olarak yalnız Allah’ı değil de başka Rableri, başka ilâhları, başka efendileri de kabul edince, işte o zaman iş değişmiştir. Çünkü bu durumda onun günahlarını affedebilecek büyük­lük-te, otoritede, hâkimiyette bir tek Allah’ı yoktur artık. Onun inandığı Allah bölünmüş, parçalanmış, gücünü kaybetmiş, yerdeki otoritesini yitirmiş bir Allah’ı vardır onun. Hayatında tek başına egemen olma­yan, hayatın bazı alanlarında yetkilerini, gücünü, kuvvetini başkala­rına devretmiş bir Allah. Böyle bir Allah nasıl affedebilir onu? Zira müşrik hep böyle bir Allah inancı içindedir. Onun inandığı Allah kanun yapmasını bilmez, kanunu insanlar yapmalıdır. Onun inandığı Allah hukuktan anlamaz, bu konuda onun bu eksikliğini giderecek, ona yar­dım edecek yerde bir kısım hukuk tanrıları olmalıdır. Eğitim konu­sun-da bilgisi ve gücü yoktur o Allah’ın, ona bu konuda yardımcılar ge­re-kir, eğitim uzmanlarına ihtiyacı vardır. onun inandığı Allah onun ha­yatının pek çok bölümüne karışmaz. Meselâ düğününe, derneğine, kazanmasına, harcamasına, kı­lık kıyafetine, yemesine, içmesine, karışmaz o Allah. Tüm bu konu­lar-da sadece Allah yetkili değildir. Allah’tan başka dinlemesi gereken varlıklar vardır. Nefsini, çevresini, toplumu, âdetleri, modayı, yönet­melikleri, yasaları, tâğutları da dinlemelidir bu konuda. Ne okuyaca­ğı-na, ne yiyeceğine, nerede kazanıp nerede harcayacağına, çocukla­rını nasıl eğiteceğine karışmaz o Allah. Bunlara kendisi karar vermeli­dir. Veya Allah ve Resûlüne değil de başkalarına sormalıdır. İşte böyle müşrikçe Allah’a inanan, inandığı Allah’ın yeryüzünde bir çok konuda ortakları bulunabileceğini düşünen kişinin inandığı bu Allah güçsüz, kuvvetsiz, yetkileri parçalanmış olduğu için böyle bir Allah nasıl o kadar günahı affedebilir? Nasıl güç yetirebilir buna? Meselâ rızık konusunda Allah’a tümüyle güvenmeyip de ikinci üçüncü derecedeki Rezzâklarının korkusundan ötürü bir kısım gö­revlerini yapmaktan çekinen kişinin inandığı Allah nasıl affedebilecek de günahları? Veya ilimde Allah’a tam olarak güvenmeyip yerde onun eksikliğini tamamlamak üzere birtakım gayb biliciler aramaya kalkışan bir adamın inandığı böyle aciz ve bilgisiz bir Allah nasıl affedebilir onu? Rubûbiyette Allah’a güvenmeyip yerde Allah’ın bu eksiğini ta­mamlamak üzere bir kısım kanun koyucular arayan, bir kısım prog­ram yapıcılar arayan ve bunların, bu yapay tanrıların ve tanrıçaların kanunlarını da kanun bilen bir insanın inandığı bu Allah ne yapabilir de? Şifa konusunda Allah’a güvenmeyip, Allah’ı tek Şafi bilmeyip yerde bir kısım şifa dağıtıcılar arayan kişinin inandığı bu Allah’ın ne gücü olabilir de? Öldürmede diriltmede, ruh vermede Allah’a güvenmeyen biri-nin Allah’ı ne becerebilir de? Veya Allah’ı Azîz bilmeyip, izzeti sa­dece Allah’ta değil de başkalarında, malda, mülkte, makamda man­sıpta arayan birinin inandığı bu Allah elbette kendisini affedebilecek bir Allah değildir. Mağfirette afta tevbede Allah’ı ikinci plana atarak bir kısım aracılara sığınmaya çalışan birinin ya Allah’ı elbette onu affede-meyecektir. Veya kendi kendisini kontrol etmede murakabe etmede Allah’ı ikinci plana atarak bir kısım aracıları etkin ve yetkin bilen ve onların koltuğunun altına girmeye, onlara sığınmaya çalışan birisinin Allah’ı elbette onu koruyamayacak ve kurtaramayacaktır. Ama şirk koşmadan Allah’a Allah’ın istediği biçimde inanan mü’minlerin gü­nahlarını affedecektir O Allah. Buradan anlıyoruz ki büyük günah işlemiş olanlar Allah’a şirk koşmadıkları sürece, yâni bu günahlarını şirke dönüştürmedikleri sü­rece dilerse Allah onu affeder, dilerse de cezalandırır. Bu Onun dile­mesine kalmıştır. Ama yanlış anlamayalım bu şirkin dışındaki büyük günahların işlenebileceğine bir ruhsat değildir. Bu ifade şirkin ne bü­yük bir günah olduğunu vurgulamak içindir. Evet Allah şirkin dışındaki günahları affediyor, şirki de affediyor. Kitabımızın başka bir ayetinin beyanına göre kâfir tevbe edip Müslümanlığa yöneldiği zaman tıpkı anasından doğmuş gibi tertemiz günahlarından arınmış olur. Müşrik de şirkinden vazgeçer ve İslâm’a yönelirse onun da önceki hayatı af­fedilecektir. Küfrün de, şirkin de affı bunları bırakıp tevhide yönelmektir. Müslüman olan bir kimsenin işlediği günahlar da tevbe ederek, yö­nünü değiştirerek Allah’a yönelmekle affolunur. Allah büyük merha­met sahibidir. Müslümanlar da affediyor, kâfiri ve müşriki de affediyor Rabbimiz. Şu anda yeryüzünde hiç kimsenin, hiçbir kulun önü kapalı değildir. Herkes için yollar açıktır. Herkes istediği takdirde Müslüman-ca bir hayata ve Allah’ın affına ulaşabilir. Ama kim de Rabbimizin bu rahmetini, bu affını istismar ede­rek, görmezden ve duymazdan gelerek Allah’a şirk koşmaya devam edecek olursa, yalnız Allah’a kulluk etmeyerek başkalarına da kulluğa yönelecek olursa, sadece Allah’ı dinlemeyerek başkalarını da dinle­meden yana, başkalarının yasalarını da uygulamadan yana bir tavır sergileyecek olursa, Allah’la birlikte Allah’la çatışan modayı da, âdet­leri de, toplumu da, çevreyi de, yönetmelikleri de, amiri, müdürü de dinleyip, onları da razı etmeye çalışacak olursa, 24 saatlik bir gece ve gündüz hayatının bir bölümünü Allah’a verip, öteki bölümlerini Al­lah-tan başkalarına verecek olursa, Allah’ın hakkına tecavüz edecek olur-sa gerçekten o Allah’a en büyük bir iftirada bulunmuş demektir Allah korusun.