5. “Allah'ın sizi koruyucu kılmış olduğu mallarınızı, beyinsizlere vermeyin, kendilerini bunların geliriyle rı-zıklandırıp giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.” Mallarınızı onu doğru dürüst kullanmaya ehil olmayan sefihlere vermeyin. Servetleri israf ederek kullanılmaması, harcanmaması gereken yerlerde harcayarak, israf ederek toplumun sosyal, ekonomik ve ahlâkî yapısını bozacak sefihlere mallarınızı teslim etmeyin. Rabbinizin size dünya hayatınızı Onun istediği bir güzellik içinde sürdürmeniz adına lütfettiği o mallarınızı hayrını şerrini, faydasını zararı-nı, menfaatini zararını bilemeyen sefihlere vermeyin diyor Allah. Burada anlatılan sefihlerden kasıt az evvel bahsi geçen, malları konusunda dikkatli olmamız istenen yetimler olabileceği gibi toplumda fayda ve zarar mekânizmasını işletemeyecek durumda olan tüm insanlardır. Tüm erkekler ve kadınlardır. Veya burada anlatılan sefihler kadınlarınız ve çocuklarınızdır deniyor. Toplumda israf ederek, harcanmaması gereken yerlerde mal harcayarak içtimaî dengeyi bozacak herkestir. Böyle durumda olan kimselerin velîleri onlara gerek kendi mallarını gerekse başka malları vermeyecektir. Tamam kişinin özel mülkiyet hakkı vardır, bunu kimse-nin ihlâl etmesi caiz değildir, onların hayati ihtiyaçları söz konusu olduğu zaman harcayabilirler, ama kişi toplumun ekonomik düzenini, kültürel yapısını ve ahlâkî anlayışlarını bozacak kadar ileri gitmişse İslâm toplumunda ona izin verilmez. Hattâ böyle savurgan kişilerin mallarına sadece temel ihtiyaçlarına harcanmak kayd u şartıyla devlet el kor. Buna hacr denir. Çocukluktan, delilikten, akıl ve din noksanlığından, ya da iflas durumundan ötürü devlet kişinin tüm mallarına el koyar. Küfür toplumlarında, cahiliye toplumlarında olduğu gibi İslâm toplumunda kişiye malı konusunda sınırsız yetki verilmez. Meselâ adam malını nerelerde ve nasıl kullanırsa kullansın, bu tasarrufunun topluma ne tür zararları olursa olsun mutlak tasarruf hakkı tanımaz İslâm. Böyle hayrını, şerrini bilemeyerek malını israf eden kişinin tüm ferdi mülkiyet haklarından mahrum eder. Böyle sefihlerin mallarında tasarruf hakkı toplumundur. Veya âyetin bir başka mânâsı da ailenin reisi olan erkeklere diyor ki Rabbimiz, malını tut, malın senin elinde olsun, karıyın ve çocuklarının ihtiyaçlarına harcayan sen ol. Böylece onların hem Rablerine karşı, hem de kendinize karşı itaatlerini sağlamış olursunuz. Her şeyi ellerine veriverirseniz onlar ne sizin meşru dairedeki isteklerinize, ne de Rablerine karşı sorumlu oldukları görevlerini yerine getirmeme konusunda cesaret bulabilirler. Onları örfe uygun bir şekilde güzellikle rızıklandırıp doyurun, giydirip kuşatın ve kendilerine de güzel söz söyleyin, maruf söz söyleyin. Ona Allah’ın istediği biçimde malın kazanç, iktisap ve sarf yollarını gösterin, malın hukukuyla alâkalı Allah’ın, İslâm’ın kendisinden beklediklerini ona anlatın diyor Rabbimiz. O zaman buradaki velîler onların en yakın akrabaları olan velîleri olabileceği gibi Allah yasalarını bilen, Allah âyetlerinin bilincinde olan, Rabbimizin mala ilişkin bizden istediklerine muttali olmuş vahyi tanıyan akıllı Müslümanlar da olabilecektir. Bunlar böyle kimselerin mallarında tasarruf hakkına sahip olacaklardır. Meselâ işte görüyoruz, adam daha almadığı, daha hak etme-diği gelecek maaşına güvenerek belki de bazen o maaşının iki, üç, beş misli miktarda borçlanarak taksitle çok lüzumsuz bir şeyler alarak hem kendini, hem de çoluk çocuğunu çok kötü bir duruma düşürebil-mektedir. Kapitalist tüketim ekonomisinin ürünü olarak İslâm dışı şeyler yapabilmektedirler. Aklı başında din bilenlerin buna engel olmaları gerekir. Veya adam ay başında maaşı alıyor ama ayın ikisinde cebinde metelik kalmıyor. Kumara harcıyor, oyuna harcıyor, lüzumsuz şeylere harcıyor ve anında tüketiyor parasını. Aslında böyle kimselerin elinden alınacak malları ve kendilerine Müslümanca bir harcamanın yolları iyice anlatıldıktan sonra vereceksin. Böyle bir toplumda kime yapılacak bu diyor insan içinden. Böyle İslâmî olmayan, sosyal, ekonomik ve ahlâkî yapılanması, her şeyi İslâm’a ters olan bir toplumda bunu yapmak çok zordur, biliyorum. İslâmî bir otoritenin olmadığı böyle bir toplumda kim kimi dinleyebilecek de? Doğrusu toplumun fertlerinin tümüne, topyekün insanlara Allah’ın dinini bilen kimseler tarafından bu konuda ciddi bir eğitim verilerek insanların kalplerine, zihinlerine bunu yerleştirebilirsek belki bu problem o zaman çözülebilecektir. O zaman toplumda israfın önü alınabilecektir. O zaman insanlar kendi mallarında sınırsız bir özgürlüklerinin olmadığını, toplumun diğer fertlerine karşı sorumlu olduklarını anlayacaklar ve bu tür ahlak dışı tasarruflardan va geçebileceklerdir. Evet, bunu önce böyle israfçı kimselerin velileri yapacak, sonra da toplumun bütün fertleri yapmaya çalışacaktır.