61. “Onlara: “Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin” dendiği zaman münâfıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.” İnsanlardan şeytanın saptırdıklarına, insanlardan bu tür davrananlara, yâni hayatlarında Allah’ı değil de tâğutları söz sahibi bilenle-re, hayatlarını Allah’ın istediği gibi değil de kendi istedikleri gibi, ya da tâğutların istedikleri gibi düzenlemeye çalışanlara, eğitim hayatlarını, sosyal, siyasal, toplumsal ve bireysel hayatlarını Allah ve Resûlünün belirlediği prensiplere göre ayarlamak yerine, kitap sünnete başvurmak yerine kendi hevâ ve heveslerine göre, ya da tâğutların direktif-lerine göre ayarlayıp düzenleyenlere denilse ki: Gelin Allah’ın indirdiğine! Gelin peygambere! Gelin Allah’ın kitabına, gelin peygamberin sünnetine! denilse, bir problem mi var? Çözüm mü arıyoruz? Bir hukuk problemi var da çözüm mü arıyoruz? Bir eğitim problemi var da ne yapalım mı diyoruz? Bir ihtilaf mı var? Muhakeme olmak mı istiyoruz? Bir konuda karar vermek mi istiyoruz? Bir karar mı alacağız? Bir iş mi yapacağız, ya da yapmayacak mıyız? Pozitif ya da negatif bir eylem mi ortaya koyacağız? Yâni bir konuda bir tavır mı belirleyeceğiz? Gelin Allah’la belirleyelim! Gelin peygamberle belirleyelim! Gelin onu Allah desin ve biz peygamber örnekliğin-de yapalım onu! Din budur zaten. Arkadaşlar işte din budur. Din Allah’ın bizden istediklerini fert planında peygamberimiz, toplum planın-da sahâbe nasıl uygulamışsa ben de onu din kabul edip aynen uygulamaya çalışırsam ben dindarım. İşte gelin Allah’a, gelin peygambere denilince, yâni Allah’ın istediklerini peygamber örnekliğinde anlamaya, kabul etmeye, uygulamaya çalışalım deyince bu tür insanların: Münâfıkları görürsün ki diyor Allah, onlar senden bir yan çizerler ki, bir yamukluk yaparlar ki. Senden bir kaçıp uzaklaşırlar ki. Peki suçun ne senin? Sen sadece onlara Kur’an okuyalım dedin. Sen sadece onları Allah’ın kitabına ve Resûlünün sünnetine çağırdın. Kitapsız ve sünnetsiz din olmaz dedin. Suçun ne senin? Niye kaçıyorlar senden? Sen problemleri Kur’an’la ve sünnetle çözelim dedin. Sen kitaba ve sünnete gidelim dedin. Peki o ne yapıyor? Hayır problemleri babamla çözerim ben! Hocamla çözerim! Abimle çözerim! Şeyhimle, efendimle, büyüğümle çözerim! Eh kitabı anladık, saygı değerdir, hür-met ederiz, ara sıra teberruken okuruz onu. Peygamberi de anladık, hürmete lâyık birisidir, bazen bazen salavat göndeririz, arada bir ziyaret ederiz, toprağını öperiz, adı anılınca elimizi kalbimize koyarız ve şöyle bir saygı ihraz ederiz. Ama benim büyüğüm var, benim efendim var, benim şeyhim var, benim yazarım, çizerim var, benim emirim, a-mirim var, benim sözünü dinleyeceğim ve problemlerimi kendisine ar-zedeceğim birilerim vardır diyorsa, onlar münâfıklardır diyor Kur’an. Sen onları kitaba ve sünnete dâvet edince öyle bir yan çizerler ki: Konya’da bildiğim bir arkadaşım var. 30 küsur senedir tanıştığımız çok sevdiğim ve kendisinden çok istifade ettiğim bir arkadaş. Pek çoğunuzun yakından tanıdığı bu arkadaşımın hayatta bir tek derdi var. Derdi Kur’an. Gece gündüz insanlar Kur’an’a yönelsinler, insanlar Kur’an okusunlar, anlasınlar diye koşturur. Okumak, okutmak, anlamak, anlatmak, bildiğim kadarıyla gece gündüz bunun dışında başka bir derdi yok arkadaşın. Konya içinde, Konya dışında tüm derdi insanları Kur’an yoluna dâvet etmek. İşi gücü bu. Kendisi kendisinin reklam edilmesini de sevmediği için burada adını söylemeyeceğim. Sürekli hakkında dua ederim, Allah gayretini artırsın, yolunu açsın ve uzun uzun ömürler versin de bu toplumu kendisinden istifade ettirsin inşallah. Ben dahil arkadaşlarına bu işi ısrarla empoze etmeye başlayınca, ısrarla arkadaşlarını Allah’ın kitabına ve Rasulullah’ın sünnetine yönlendirmeye başlayınca, Allah affetsin ama arkadaşları arasından şöyle diyenler çıktı: Vallahi acele işimiz olmasa, mecbur kalmasak senin sokaktan geçmek istemiyoruz dediler. Arkadaşı bir sokaktan geçerken görmüşlerse yollarını değiştirdiler. Sebep ne? Diyorlardı ki vallahi bizi yine yakalayacaksın ve son okuduğun âyeti anlat! Son tanıdığın hadisi anlat! diyeceğinden korktuğumuz için seni uzaktan görünce cadde değiştiriyoruz dediler. Çok garip değil mi? Halbuki öyle birbirimizden kaçmayıp da birbirimize şöyle desek olmaz mı? Farz edin ki bir sokakta, bir cadde-de, bir dükkanda, evde, düğünde, dernekte karşılaştık. Konu mu açacağız? Niye biz açıyoruz da? Allah’a açtıralım, peygambere açtıralım konuyu. Nasıl? Gardaş, sen son okuduğun âyeti anlat! Ben de son okuduğum hadisi gündeme getireyim desek, hep Allah’ı ve Resûlünü konuştursak ne kadar güzel olur değil mi? Bir Allah söylese, bir peygamber söylese o zaman çok hoş olacaktır. Meselâ bir dostun dükkanına gidiyorum, veya bir arkadaşın bürosuna gidiyorum. Diyorlar ki ne alırsın? Ne istersin? Buyur bir şeyler ikram edelim. İyi, tamam, Allah razı olsun, bir âyet, ya da bir hadis ikram et de dinleyelim diyorum. Adam şaşırıyor, afallıyor ben böyle deyince. Çünkü âyetten de, hadisten de haberi yok adamın. Diyor ki hocam, ben çay söylesem de, o senden olsa! Âyeti, hadisi sen ikram etsen olmaz mı? Niye diyorum bu sefer de, senin kitapta yok mu bunlar? Senin görevin değil mi bu? Sen kitapsız, peygambersiz misin? Biraz sıkıştırınca terliyor, sıkılıyor, zorlanıyor işte yeri gelince hocaları imtihan etmek için öğrendiği bir âyet, bir hadis vardır ya kafasında onu okuyor ve bitiriyor işi. 10 gün sonra, 20 gün, 1 ay sonra bir daha gidiyorum dükkanına, tekrar 1 âyet, 1 hadis diyorum yok adamda. 1 aydır, 15 gündür kitapsız ve sünnetsiz yaşamış adam. Halbuki kitapsız, sünnetsiz filan dediniz mi köpürür değil mi adam? Ama işte kitapsız dolu piyasa, sünnetsiz dolu. Sözüm yabana, meclisten ırak mı, İran mı onu bilmem de sizler 1 aydır ne kadar kitaplısınız? 15 gündür ne kadar sünnetli, yahut sünnetsizsiniz? Yâni sizler de mi kitapsız ve Sünnetsizlerdensiniz? Eyvah! Eyvah! Eyvah ki iki Sünnetimiz kalmış bizim. Birisi yemek tabağının tabanında son yemek kırıntıları filan kalmışsa onu temizleme Sünneti, sonra ikincisi de çocuğumuzun bilmem nesinin Sünneti. Tamam hepsi bu kadar. Öyleyse bakın Allah diyor ki, gelin Allah’ın kitabına, gelin peygamberin sünnetine denilince münâfıkları görürsün ki senden yan çizerler, tüyüp giderler. Peki acaba biz ne yapıyoruz? Bizler yoksa fikir planında yan çizmiyoruz da eylem planında mı yan çiziyoruz? Fikir planında tamam, kitap sünnet, okunmalı, anlaşılmalı, kitapsız sünnet-siz olmaz diyor da bunu eyleme dönüştürüp gerçekleştirme planında mı tüyüyoruz? İman planında iddia planında tamam da amel planında mı yan çiziyoruz? Kur’an’ı bir araştırın başından sonuna Allah onun hiçbir yerinde ben iman edenlere cennet vereceğim buyurmuyor. Yalnız iman karşılığında cennet vaadeden bir tek âyet görmedim ben bu-güne kadar. Ya? İnanalar ve inancını yaşayanlara, inanıp salih amel işleyenlere cennet var diyor Kur’an. Bir de müstakıllen amel karşılığında cennet vardır diyen âyetler de var. Öyleyse unutmayalım ki inanmamız, inandım dememiz hiç mi hiç yetmeyecektir amel işlememişsek. Yâni fikir planında kabul yetmiyor. İman ve amel, düşünce vehareket, iddia ve eylem birlikte olacak-tır. Kitaptan ve sünnetten kaçanlara, kitaba ve sünnete karşı yan çizenlere, kitaptan ve sünnetten habersiz yaşayanlara, kılık kıyafet düzenini, eğitim düzenini, kazanma ve harcama düzenini, ev düzeni-ni, tüm düzenlemelerini Allah’a ve Resûlüne sormadan yapanlara, yâ-ni kitapla ve sünnetle diyalogu keserek yaşayanlara şöyle bir teklifim olacak: Elektrik kabloları, lavabo muslukları, koltuk takımları ve sergiler de dahil olmak üzere evimizdeki tüm eşyaları şöyle bir çıkarıp sokağa dökelim. Hepsini sokağa çıkaralım. Sonra evimizi yeniden düzenlemek için bu eşyaları yeniden yerleştirirken koşup peygamber Efendimizi çağıralım. Diyelim ki ey Allah’ın Resûlü! Vallahi pişmanım! Sana sormadan, bilir bilmez bunlar bunlar lâzımdır, şunlar şunlar ihtiyaçtır diye eve neler neler almışım! Sonradan anladım ki bunların ihtiyaç mı? İsraf mı? Lüks mü? olduğunu sana sormam lâzımmış! Ama şimdi anladım bunu! İşte ev, işte eşya, işte sen ve işte ben! Buyur ver kararını! Senin bunlar lâzımdır, bunlar ihtiyaçtır dediklerini eve koyacağım, değildir dediklerini de atacağım! deseniz ne kalır evinizde hiç düşündünüz mü? Eğer İslâm o yerleştirmeye düzen demiyorsa bozgunculuk demektir bu. Yâni İslâm onlara ihtiyaç demiyorsa, tamam bu da olmalı! Bu da ihtiyaçtır! Evde bu da bulunmalı! demiyorsa, biz Allah’a ve Peygambere sorarak düzen yapmadığımız için bizimki de bozuk demektir ve biz de düzen bozucuyuz demektir. Veya çocuklarımıza aktardıklarımız, hanımlarımıza duyurduk-larımız, kendi kafamıza yerleştirdiklerimiz eğer Allah ve Resûlüne so-rulmadan yapılmışsa biz de düzen bozuyoruz demektir. Biz de ifsat edenlerdeniz demektir. Meselâ kafamızı şöyle bir keselim, içindekileri bir masanın üzerine boşaltalım ve çağıralım Kitap ve sünneti. Diyelim ki Ya Rabbi! Ya Rasulallah! İşte ben bilir bilmez bütün bunları lâzımdır diye doldurmuşum kafamın içine! Kafamın içi çöplük gibi! Ama şimdi anladım ki bunu size sormadan yapmışım bunu! Şimdi pişman oldum! Gelin ya Rabbi, ya Rasulallah şunları, şu kafamın içindeki bilgileri bir ayıklayalım! Bunlardan lâzım dediklerinizi, kalsın dediklerinizi tekrar koyacağım ve gereksiz bulduklarınızı atacağım! desek acaba neler kalır oraya koyabileceğimiz? Bir düşünün. O zaman belki kafamız: Tamtakır, bomboş sanırsın bir kaval, martavaldır, martavaldır martaval mı olacak? Biraz öyle gibi değil mi? Nehir isimleri at, şehir isimleri at, arkadaş isimleri at, artist isimleri at, cadde isimleri at, plaka numaraları at, fizik problemleri at, cebir denklemleri at, kimya formülleri at, şarkıları at, türküleri at, at, at. Ne kaldı geriye? Tabi ben burada kendi arzumuzla kafamıza yerleştirdiklerimizi kast diyorum. Yoksa biz istemeden gardiyanların okuduklarından öğrendiklerimiz değil tabii. Hani gardiyanlar sürekli bir şeyler okurlar mahkûmlar da mecburen öğrenirler ya o ayrı. Ben onları kast etmedim. Soralım Rasulullah’a, ya Rasulallah bilir bilmez bir sürü şey yerleştirmişim ben bu kafaya, gel şunları yeniden bir yerleştirelim! diyelim. Nerede kullanacağımıza göre yerleştirmeliyiz ama. Meselâ adam Bakara öğreniyor para kazanmak için, Âl-i İmrân öğreniyor doçent olmak için, Nisâ öğreniyor kitap yazmak içinse bu da bozuk düzen olacaktır elbette. Dün peygamber onları Allah’ın kitabına ve kendi hükmüne çağırmıştı. Bugün biz de insanları Allah’ın hükmüne, Allah’ın kitabına, Allah’ın yasalarına ve peygamberin pratikte uygulamalarına çağırırken Müslümanız dedikleri halde bu insanlar eğer buna razı olmazlar da başka başka hayat tarzları, başka başka yasalar, başka başka hayat programları arayışları içine giriyorlar, başkalarının kanunlarını uygulamadan yana bir tavır sergiliyorlarsa kesinlikle bilelim ki onar da münâfıklardan olacaklardır. Allah ve Resûlünün istediği bir hayatı yaşamayarak başka başka hayat anlayışlarına yönelenler kesin münâfık olacaklardır.