66. “Şâyet onlara “Kedinizi öldürün” yahut “Memleketinizden çıkın” diye emretmiş olsaydık, pek azından başkaları bunu yapmazlardı. Kendilerine verilen öğüdü yerine getirmiş olsalardı onlar için daha iyi ve daha sağlam olurdu.” Eğer sizinle ilişkimiz rahmetimin gereğine dayanmasaydı, eğer gerçekten biz size büyük büyük yazılar, ağır ağır yazgılar yazsaydık, daha ağır sorumluluklar yükleseydik ne yapardınız? Ne ederdiniz? Nasıl altından kalkardınız? Eğer onlar üzerine daha büyük yasalar belirleseydik, kendilerinden öncekilere farz kıldığımız meşakkatli, ağır a-melleri yüklemiş olsaydık, meselâ İsrâil oğullarına yaptığımız gibi toplumsal bir kısas olarak kendi kendinizi öldürün, yahut birbirlerinizi öldürün, yahut vatanlarınızı terk edin deseydik pek azı müstesna onlar-dan kimse buna tahammül edemeyecekti. Rabbimiz burada kendilerinden istenilen fıtratlarına uygun bir itaati gerçekleştiremeyenleri çok güzel bir sorgulamaya tabi tutuyor. Bu konuda ufacık bir fedâkârlığa bile katlanamayanlar büyük fedâ-kârlıklara hiç katlanamayacaklardır. Yâni kendilerinden Allah için ha-yatlarını fedâ etmeleri, mallarından, mülklerinden, vatanlarından, yurtlarından vazgeçmeleri istense bunu hiç yapamayacaklardır. Meselâ haydi nefislerinizi öldürün, canlarınızı verin, Allah için kelle koltukta bir savaş ortamına girin, hayatlarınızı benim için fedâ edin, yerlerinizi, yurtlarınızı benim için terk edin ve böylece benim rızamı ve cennetimi kazanın denseydi, sizin için böyle bir yazgı, bir yasa belirlenmiş olsay-dı gerçekten çok azınız müstesna çoğunuz beceremeyecektiniz. Şu anda bize de böyle bir emir verilse, haydi ne duruyorsunuz! Kendinizi öldürün! İntihar edin! Haydi benim yolumda tüm mallarınızı, mülklerinizi, evlerinizi, barklarınızı terk etmedikçe, benim yolumda canlarınızı fedâ etmedikçe cennetimi kazanamayacaksınız! diye bir emir gelse ne yaparız? Becerebilir miyiz bunu? Belki de olduğumuz yerlerimizde yığılıp kalıp, bize bu emri veren Allah’a isyanın doruk noktasında Onunla karşı karşıya kalacaktık. Öyleyse bilelim ki Rab-bimiz bize karşı çok Raûf ve Rahîmdir. Bize bizim altından kalkabile-ceğimiz yükler yüklemektedir. O halde onun bizden kendisine ve Resûlüne istediği itaati gönül rahatlığı içinde gerçekleştirmek ve Rab-bimize ham etmek zorundayız. Halbuki onlar Allah kendilerine neyi emretmişse onun gereğini yerine getirselerdi, Allah’ın vaazını dinleselerdi, vaaz u nasihatin gereğini icra etselerdi, yâni Allah’ın tarif buyurduğu gibi Allah ve Resûlünün emirlerine itaat etselerdi onlar için daha hayırlı olurdu. O zaman Rableri tarafından onların hayatlarının düzeltilmesi, aile hayatlarının sağlamlaştırılması, toplumsal hayatlarının dengeye getirilmesi, tüm işlerinin ıslah edilmesi noktasında onlar için daha hayırlı olacaktır. Yâni eğer o münâfıklar böyle bir tereddüt, böyle bir zihni bocalama göster-meyip de Allah ve Resûlünün hükmüne razı olsalardı Allah da onların kalplerine imanı yerleştirir sabit kadem kılardı. Çünkü Allah’ın emirleri bizim hoşumuza gitmese de doğru olandır, güzel olandır, hayırlı olandır.