75. “Size ne oluyor da: “Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lütfet” diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” Yine bir savaş emri geliyor. Allah’a Allah’ın istediği kulluğu icra edemedikleri Mekke’den Medine’ye hicret eden, Allah adına her şeylerini terk eden, Medine’de Allah ve Resûlünün istediği biçimde İslâm toplumunu gerçekleştiren, adım adım dünya insanlığının fitne ve fesattan kurtuluşunu hedefleyen, tüm insanlığa gerçek kulluğu, gerçek hayatı, gerçek adâleti, gerçek hürriyeti ve insanlığı göstererek tüm insanlığı yalnız Allah’a kulluğa ve kurtuluşa dâvet eden Müslümanlara tekrar tekrar bu işin ancak savaşı göze alabilmekle mümkün olabileceğini anlatıyor. Bu mânâda sanki Nisâ sûresinin ilk âyetleri aile konusunu, ikinci bölüm âyetleri sanki toplum ve devlet konusunu, üçüncü bölüm âyetleri de insanlığa huzuru, güveni, saâdeti, selâmeti, hürriyeti, adâleti, özgürlüğü anlatan âyetlerdir. Dünya üzerinde dünyaya taparak zalimce egemen olan güçlerin belini kırmak, egemenliklerine son verip, onların zulüm ve işkenceleri altında kıvranan mazlumların, mus’-taz’afların imdadına yetişmek üzere Müslümanların savaşa teşvik edildiğini görüyoruz. Bakın Allah diyor ki: Size ne oluyor da sizler Allah yolunda savaşmıyorsunuz? Gerek erkeklerden, gerek kadınlardan, çocuklardan müs’taz’af oldukları halde, zayıf ve güçsüz oldukları halde kâfirlerin zulümleri altında ezilen ve ey Rabbimiz! Bizi ehli zalim olan bu ülkeden çıkar! Halkı zalim ve zorba olan şu kentten bizi kurtar! Şu şehrin zalimlerinin egemenliğinden bizi kurtar! Bize katından bir velî, bir sahip, bir kurtarıcı gönder diye dua dua yalvaranlar varken size ne oluyor da onların imdadına yetişmek için savaşmıyorsunuz? Ne oluyor size ki onları zalimlerin zulmünden kurtarmak, onları özgürlüğe kavuşturmak, onları bu zelil hayattan aziz ve şerefli bir hayata kavuşturmak, onlar üzerindeki zalim ve fâsık sultaların ellerini, boyunlarını kırıp zulümlerine engel olmak için savaşmıyorsunuz? Bu âyette anlatılanlar Mekke’de veya başka yerlerde Müslü-man olup da Medine’ye hicret edemeyen, kendilerini kâfirlerin zulüm ve işkencelerinden koruyacak güçleri olmayan kadın, erkek ve çocuklardır. Evet ne oluyor size ki zalim sultaların Müslümanlara eziyet ve işkencelerinin yasallaştığı bir dünyada bu zalimlerin ellerinde mazlum duruma düşürülmüş Müslümanların feryatları yükselirken savaşı göze alamıyorsunuz? Ne oluyor size ki yerlerinize çakılıp kaldınız? Ne oluyor size ki rahatınızın içine gömülüp kaldınız? Zevkiniz, sefanız, malınız, mülkünüz ağır bastı da Allah yolunda bir savaştan kaçar oldunuz. Duymuyor musunuz dünyanın her yerinden yükselen şu feryatları? Ey Rabbimiz! Ne olur bize yardım et! Bize katından bir yardımcı, bir kurtarıcı, bir velî gönder! Bizi şu zalimlerin elinden kurtar ya Rabbi! diye ağlaşan, kurtarıcı bekleyen insanların durumlarını görmüyor musunuz? Kim yetişecek bu mazlumların imdadına? Bunların, bu biçare, bu mazlum ve zayıf insanların imdadına Allah’ın yardımında Müslümanlar yetişmek zorundadır. Allah bu vazifeyi Müslümanlara yüklemektedir. Öyleyse ey o günün peygamber rehberliğindeki Medineli ve şu anda da tüm dünya Müslümanları! Bu görev sizin görevinizdir. Allah’ın yasası böyledir. Yeryüzünde zalimlerin, zorbaların zulümleri altında ezilen, Allah’a kulluktan koparılıp ahalisi zalim olan ülkelerde bir takım yapay tanrılara kulluğa zorlanmış ve Allah’tan bir kurtarıcı bekleyen insanları kurtarmak için savaşmak zorundayız. Zaten İslâm’ın savaşının hedefi budur. İslâm’ın savaşı yeryüzünde Allah kullarını Allah’a kulluktan koparıp, fitnelere düşürüp kendilerine kul köle edinen zalimlerin egemenliklerine son vermek, Allah kullarının önünü açarak özgür iradeleriyle bir hayat yaşamalarını sağ-lamaktır. Tüm sahte rablerin, tüm yapay tanrı ve tanrıça taslaklarının egemenliklerine son verip Allah egemenliğini gerçekleştirmektir. Yeryüzünde fitnenin kökünü kazıyıp Allah kullarının özgürce dinlerini seçebilmelerini sağlamaktır.