84. “Ey Muhammed! Allah yolunda savaş; sen ancak kendinden sorumlusun, inananları teşvik et; umulur ki Allah, inkâr edenlerin baskınını önler. Allah'ın kahrı da, ibret alınacak cezası da pek şiddetlidir.” Sen Allah yolunda savaş. Arkadaşlar, dikkat ederseniz âyetin ifadesi Rasulullah Efendimizedir. Emir Rasulullah’adır. Rasulullah Efendimizin çevresinde birileri taah deyip de, dilleriyle tamam ey Allah’-ın Resûlü biz sana itaat ettik, emrin başımızın üstüne deyip de, zâhiren ona itaat ediyor ama kalplerinden, içlerinden birtakım numaraların içine girip aslında ona itaat etmiyorlarsa da, biz onu idare ediyoruz aslında ona inanmıyoruz deseler de, kimileri biz de Müslümanız dedikleri halde Müslümanlara karşı aleyhte tavırlar sergileseler de, münâfıklık yapsalar da ve gönülden iman etmiş Müslümanlardan kimileri bu münâfıkların propagandalarından etkilenerek birlikte girişecekleri bir savaşta onu yapayalnız bıraksalar da, kimileri dünya tutkuları, zevkleri ve yaşama arzuları sebebiyle savaştan geri kalıp peygambe-rin yanında yer olmasalar da Allah kontrolünde olan, Allah desteğinde olan ve kıyamete kadar tüm insanlığa tavizsiz bir kulluk örneği sergilemek zorunda olan peygamberlerine ve özellikle son elçisine diyor ki bakın Rabbimiz ey peygamberim sen Allah yolunda savaş. Öyle bir savaş emri ki, öyle bir savaş ki Rabbimiz peygamberine emrederken sadece ona emretmektedir. Allah için çıkacağı bu savaşta yanında hiç kimse olmasa da, onunla birlikte savaşacak, ona bu savaşta destek olacak hiçbir kimse bulunmasa da, herkes onu yal-nız bıraksa da Rabbimiz peygamberinin bu savaş emrine uymasını ve tek başına savaşa gitmesini emrediyor. Peygamberim yürü, sen ancak kendinden sorumlusun. Sen bu konuda başkasından sorumlu değilsin. Başkaları seni ilgilendirmez. Sen tek başına savaşa git. Tek başına bile olsan sen galip geleceksin. Çünkü galibiyet Allah’ın elindedir, zafer Allah’a aittir. Sen Allah safındasın, sen Allah desteğindesin. Allah için çıkacağın bir savaşta yanında birilerinin olup olmaması hiç önemli değildir. Sen tek başına yürü ama mü’minleri de savaşa teşvik et. Eğer onlar böyle bir emre evet diyerek Allah yolunda seninle birlikte savaşa çıkarlarsa, seninle birlikte Allah kontrolünde, Allah desteğinde bir hayatı yaşamaya talip olurlarsa bu elbette onların hayrına olacaktır. Böylece umulur ki Allah kâfirlerin baskılarını, zulümlerini giderir, onların tekebbürlerini, istik-barlarını kırar ve Müslümanları mus’taz’afları da sahili selâmete çıkarır. Unutmayın ki Allah baskısı çok zorlu olan, baskısı kahredici olan, intikamı çok şedit olan, cezalandırıp işi sonuca bağlaması çok zorlu ve müthiş olandır. Unutmayın ki galibiyet Allah’ın elindedir. Yardım ve zafer onun elindedir. Mülk ve saltanat, egemenlik ve hâkimiyet ona aittir. O dilediğini galip getirir dilediğini mağlup eder. Dilediğine mülkü verir dilediğinden de zorla çekip alır. Dilediğini üstün getirir dilediğini alçaltıp zelil eder. Allah desteğinde bir peygamber çevresinde kendisine yardım edecek bir tek Allah kulu olmadan da tek başına savaşa giderse elbette Allah onu tüm dünyaya galip getirecektir. İşte tarih bunun canlı şahididir. Yeryüzünde Allah adına yürüyen, Allah desteğinde hareket eden nice Allah elçileri nice süper güçlere karşı meydan okumuş ve galip gelmişlerdir. Dünyanın en büyük gücüne ve ordusuna sahip olan Firavunlar karşısında Hz. Mûsâ ve Hz. Harun (a.s)’ların galibiyetini bilirsiniz. Sadece iki kişi. Demek ki peygamber Allah’a kulluk noktasında, Allah’ın emirlerini icra noktasında, Allah’ın bir savaş emrini yerine getirme noktasında tek başına kalabilir. Çevresindeki tüm insanlar Allah’a iman ve Allah’ın istediği bir hayatı yaşama konusunda onu yalnız bırakıp kendince bir dünya yaşamak zorunda kalabilir peygamber. Tüm toplum, tüm dünya kendisine düşman kesilip Allah’a kulluk konusunda sadece kendisi ve iki kızcağızı kalabilir Lût (a.s)gibi. Etrafında hiçbir kimse onun imanını paylaşmaya yanaşmayıp onu desteklemeyebilir. Tüm akrabaları, karısı da dahil onun önünü kesmeye, onu ve davasını yok etmeye soyunabilir. Bütün bu olumsuz şartlara rağmen peygamber yaşadığı hayatını Allah için yaşayacak, tek başına Allah’a kulluğu sür-dürecek, Müslümanların ilki olma kavgasını sürdürecek, kendisi Allah’a Allah’ın istediği kulluğu sürdürürken insanları da buna teşvik edecek. İnsanları da kendi imanına, kendi teslimiyetine, kendi kulluğuna çağırmaya devam edecek. İşte bu dâveti, bu şefaati ve insanların hayrına, iyiliğine, kulluğuna delâleti de bakın Rabbimiz bundan sonraki âyetinde şöyle anlatır: