88. “Ey Müslümanlar! Münâfıklar hakkında iki fır-ka olmanız da niye? Allah onları yaptıklarından dolayı başaşağı etmiştir. Allah'ın saptırdığını siz mi yola getirmek istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimseye sen hiç yol bulamayacaksın.” O zaman bu münâfıklar konusunda bu ikiye bölünüp ihtilafa düşmeniz niye? Neden bu münâfıklar konusunda ikiye ayrılıyorsunuz? Neden böyle kimileriniz onlara iyi, kimileriniz kötü diyorsunuz? Neden bir kısmınız onlara Müslüman gözüyle bir kısmınız da münâfık gözüyle bakıyorsunuz? Halbuki Allah kazandıkları sebebiyle, işledikleri suçları sebebiyle onları tepe taklak getirmiştir. Her şeylerini kaybedip hüsrana mahkûm olmuşlardır onlar. Kaybetmelerine, hüsranlarına sebep de Allah’ın onlar hakkında adâletsizce verdiği bir karar, bir hüküm değildir. Allah onlar hakkında verdiği hükmüyle onlara zulmet-miş değildir. Onlar bu konudaki kendi seçimlerini kendileri vermiştir. Bu adamlar kendi seçimleriyle, kendi seçenekleriyle, kendi tercihleriyle Allah’tan başka güç ve kuvvet sahiplerinin varlığına inanmışlar, Allah berisinde kendilerinde güç ve kuvvet gördükleri bu varlıklara, bu ta-ğutlara güvenip Allah’ı ikinci, üçüncü plana attıklarından dolayı, tağut-ları Allah’a tercih ettiklerinden dolayı dünyaya, dünyanın geçici nîmetlerine meyledip âhireti ikinci plana attıklarından dolayı, kendi kendilerine Allah’ın istemediği bir hayata talip olduklarından dolayı, iki yüzlü bir politika izlediklerinden, Müslüman olmadıkları halde Allah’ı ve Müslümanları kandırabilmek için Müslüman görüntüsü sergilediklerinden dolayı, inanmadıkları halde sırf dünyevî çıkarlar peşinde oldukları için inanmış göründüklerinden dolayı Allah da onların bu seçimlerini onaylamış ve onları tepe taklak getirmiştir. Böylece hem dünyada Allah onların cezalarını vermiş hem de öbür tarafta da onları cehenneme gönderecektir. Ve artık şu anda eğer bir kişide münâfıklık özellikleri açığa çıkmışsa, açıkça ondan münâfıklık özellikleri dökülüyorsa bir Müslümanın kalkıp ta acaba bu adam iyimidir? Kötümüdür? mü’min midir? yoksa münâfık mıdır? diye bir düşünce içine girmesi yakışık almayacaktır. Yoksa Allah’ın saptırdıklarını siz yola getirmek, hidâyete ulaştırmak mı istiyorsunuz? Zaten bunlar Allah’ı tanımayan, İslâm’ı bilmeyen, kitaptan, peygamberden, hidâyetten habersiz insanlar değillerdir. Bunlar Allah’ı tanıdıktan sonra, Allah’ın hidâyeti kendilerine ulaştıktan sonra kendi kendilerine sapmışlar, sapıtmışlar, hidâyeti bırakarak sapıklığı tercih etmişler, daha önce tanıştıkları İslâm’ı reddetmişler, Allah’ın razı olduğu hayatı terk etmişler, Allah’a ve peygambere itaatten çıkmışlar, Allah da onların sapıklığını onayladığı halde sizler halâ onları hidâyette mi görüyorsunuz? Halâ onlar hakkında hüsnü zan edip iyi şeyler mi düşünüyorsunuz? Veya Allah’ın saptırıp dalâlette bıraktığı bu insanları halâ hidâyete ulaştırabileceğinizi mi zannediyorsunuz? Var mı böyle bir güç elinizde? Ne gücünüz var ki Allah’ın saptırdığını doğru yola getirmeyi düşünüyorsunuz? Allah kimi saptırmışsa artık onu doğru yola ulaştıracak yoktur. Rivâyetlere göre Rasulullah ve beraberindeki Müslümanlarla Uhut savaşına çıkan insanlardan kimileri savaştan geri dönmüşlerdi. Geri dönerken de müminleri geri döndürmeye çalışmışlardı. Ve işte bu geri dönen münâfıklar hakkında Müslümanlar iki gruba ayrılmışlardı. Bunlardan bir grup bunları öldürelim, bunlar Allah ve Resûlünün emrine muhalefet edip dinden çıkmıştır derken öteki grup ta hayır öldürülemezler, çünkü bunlar Müslümandırlar diyordu. İşe bunun üzerine Rabbimiz bu âyetini indirdi. Âyetin gelişinden sonra Rasulullah Efendimiz Buhârî ve Müslim’in birlikte rivâyetlerinde şöyle buyurdu: ”Bu gerçekten güzeldir. Ateşin gümüşteki yabancı maddeleri arındırdığı gibi Rabbim bu pislikleri arındırdı” Buyurmuştur. Durum böyle olunca Müslümanların onlara karşı takınmaları gereken tavır kendi aralarında fırkalaşmaları olmaya-caktır. Bu münâfıklar karşısında ihtilâflara düşerek güçlerini zaafa uğratmayacaklardır. Münafıkların vartalarına düşmeyeceklerdir. Çünkü onların istedikleri zaten budur. Onların en büyük hedefi İslâmı ve müslümanları parçalamaktır. Bu konuda Allah ve Resûlü ne demişse, nasıl bir hüküm vermişse müslümanlar parçalanmadan ona tabi olmak zorunda olacaklardır.