97. “Kendilerine yazık edenlerin canlarını aldıkları zaman onlara: “Ne yaptınız bakalım?” deyince, “Biz yeryüzünde zavallı kimselerdik” diyecekler, melekler de: “Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya! “cevabını verecekler. Onların varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü dönülecek yerdir!” Melekler kendi kendilerine zulmetmiş, kendi kendilerine yazık etmiş, kendi kendilerine zulmeder oldukları halde o kimselerin canlarını almaya geldikleri zaman. Müslüman oldukları halde Allah yolunda hicret ederek, peygamberin çağrısına icabet etmeyen, İslâm coğrafyasında Müslümanlarla birlikte peygamber egemenliğinde bir hayata koşmayan ve geçerli bir mâzeretleri olmadığı halde kendi yurtlarında, kâfir toplumları içinde ikâmet eder oldukları halde ölümleri kendilerini bulan kimselerin kötü sonlarını anlatıyor Rabbimiz burada. Hicret emrini aldıkları halde imkânları varken hicret edip Müslümanlara katılmayanların süi âkıbeti. Allah’ın son peygamberi Mekke döneminde 13 yıl çok zor şartlar altında Allah’ın istediği biçimde dâvetini sürdürdükten, insanları Allah’ın dinine dâvet ettikten sonra Allah’ın emriyle dâvetinin yeni vatanı Medine’ye hicret buyurur. İslâm’ın bu yeni yurdunda tüm Müslüman-ları toplayıp bir güç oluşturmak üzere harekete geçer. Tüm civar ka-bilelere haber göndererek bütün Müslümanların Medine’de toplanma-larını emreder. Müslümanların kâfir ve müşrik toplumları içinde oturarak onların sayılarını çoğaltmaları ve o müşrik ve kâfir toplumlarla yapılan savaşlarda bilinmeden, yanlışlıkla kendilerine bir Müslüman okunun isabet ederek kendi kendilerini ziyan etmemeleri için onlara uyarılarda bulunur. Gerçekten de o dönemde buna çok büyük ihtiyaç vardı. Müslümanların Medine’de toplanıp güç birliği yapmaları gerekiyordu. Ama sonradan Mekke feth olduktan sonra artık Medine’ye hicret zorunluluğu ortadan kalkıyordu. Ama Müslümanların güçlenip de kâfirlerin bellerini kıracakları, Mekke’yi fethedip rüştlerini ispat edecekleri ana kadar nerede bir Müslüman varsa Medine’ye hicret etmek zorundaydı. İşte bu hicret emrini aldıkları halde, hicret etme imkânları olduğu halde hicret etmeyerek nefislerine zulmeden, kendi kendilerine yazık eden bu insanların canlarını almak için melekler geldiği zaman derler ki: Siz neydiniz? Siz ne haldeydiniz? Bu durumlarınız neydi böyle? Dininizle ilgili ne durumdaydınız? İnancınız neydi, hayatınız neydi? Bu nasıl bir hayat ki imanlarınızdan kaynaklanmıyordu? Nasıl bir hayat yaşıyordunuz ki inancınızın eseri görülmüyordu? Nasıl bir hukukunuz vardı ki inancınızın kokusuna bile rastlanmıyordu? Nasıl bir kılık kıyafet içindeydiniz? Nasıl bir eğitime kendinizi teslim etmiştiniz? Nasıl bir ekonomi? Nasıl bir sosyal ve siyasal hayatın içindeydiniz ki imanlarınızla bağdaşmıyordu? Sizler Müslüman değil miydiniz? Sizler inandığınızı iddia etmiyor muydunuz? Allah ve Resûlüne inanıp itaat ettiğinizi iddia eden Müslümanlar olarak inancınıza ters düşen bu tâ-ğutlar egemenliğinde bir hayata nasıl razı oldunuz? Kimin dininde olduğunuzu iddia ediyor, kime itaat ediyordunuz? Kimi Rab biliyor, kimin yasalarını uyguluyordunuz? Dillerinizle söylediğiniz neydi? Hayatlarınızla uyguladığınız neydi? Yaşadığınız toplumlarınızda birileri Rablik iddiasında bulunarak, sizi kendi yasalarına uymaya zorlayarak Allah egemenliğinde Müslümanca bir hayatı yaşamanıza, imanınızı hayatınızda görüntülemenize, iman kaynaklı bir hayat yaşamanıza, Allah’ın yasalarını uygulamanıza izin vermediy-se, onlara teslim olup boyun bükmenize sebep neydi? Niye hicret yur-duna gidip orada Müslüman kardeşlerinizle birlikte peygamber egemenliğinde Müslümanca özgürce bir hayata koşmadınız? Bu ne rezil bir hayat ki ölümü hicret yurdunda değil de kâfir yurdunda karşılıyor-sunuz? Sebep ne buna? O Allah ve Resûlünün dâvetine, mü’minlerin çağrısına icabet ederek özgürce Allah’a kulluklarını yaşayabilecekleri Medine’ye hicret etmeyerek ölümü küfür yurdunda karşılayanlar meleklerin bu sorusuna karşılık diyecekler ki bakın: Biz zayıftık, biz mus’taz’aftık, biz yeryüzünde zayıf bırakılmış-tık, hicret edip peygamber egemenliğinde bir hayata koşmaya gücü-müz yetmiyordu. Yaşadığımız coğrafyada da bizi inancımız doğrultu-sunda Allah’ın istediği bir hayatı yaşamaktan engelleyerek kendilerine kul köle edinen bu tâğutlarla savaşacak, onlara karşı koyacak gücümüz kuvvetimiz de yoktu. İçinde bulunduğumuz arzda kalmaya ve böyle bir hayatı yaşamaya mahkûm ve mecbur idik, başka çaremiz yoktu. Allah’ın melekleri diyecekler ki: Peki Allah’ın arzı geniş değil miydi? Ha hicret etseydiniz oraya. Madem ki içinde yaşadığınız coğrafyada sizin Allah’a Allah’ın istediği kulluğunuz engelleniyordu, Müslümanca bir hayat yaşamanıza izin verilmiyordu, madem ki inancınıza ters şeyler yapmanız konusun-da zorlanıyordunuz, madem ki hayatınızda imanlarınızı görüntüleme-nize müsaade edilmiyordu ve sizler zayıf olduğunuz için bu tâğutlarla bir kavganın içine giremeyecek kadar güçsüzdünüz, öyleyse niye iman kaynaklı bir hayat yaşayabileceğiniz, dininizi kurtarabileceğiniz bir yurda hicret etmediniz? Neden hicreti denemediniz? Allah’ın arzı geniş değil miydi? Bakın âyetin devamı gerçekten çok müthiş: Böylelerinin durağı, barınağı, gidecekleri, sığınakları cehennemdir ve ne kötü bir dönüş yeridir orası. Evet yaşadıkları coğrafya-larda Allah’a kullukları engellendiği halde, Allah’ın yasalarını uygula-ma imkânları ellerinden alındığı halde, Allah’tan başkalarına kul köle durumuna düşürülüp inançlarının aksine rezil bir hayata mahkûm edildikleri halde Habeşistan’a, Medine’ye hicret eden Müslümanlar gibi hicret ederek özgür bir hayata gitmeleri de mümkünken, hicret etmeyerek bu rezil hayata boyun büken kimselerin gidecekleri yer cehen-nemdir diyor Allah. Evet hicret imkânları olduğu halde hicret etme-yenler, bu kadar yerlerinde yurtlarında çakılıp kalacak kadar zayıf ve güçsüz olmadıkları halde güçsüzlük psikozuna düşmüş insanlar cehenneme gidecektir. Bundan istisna edilen, yâni onlar gibi kuru bir iddia sahibi olmayıp gerçekten mâzeretleri bulunan ve Rabbimizin affı umulan kimseler de bakın şöyle açıklanıyor: