98. “Çaresiz kalan, yol bulamayan zavallı erkek, ka-dın ve çocuklar müstesnadırlar.” Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan mus’tazaflar olup Allah için hicrete çare bulamayan, yol bilmeyen, yol bulamayan, hastalıkları, fakirlikleri, acizlikleri sebebiyle yerlerinden yurtlarından çıkamayan gerçek mus’taz’aflar bunun dışındadır diyor Rabbimiz. A’râf’ı sizinle mi okumuştuk? Evet iki sene önce birlikte A’râf’ı okurken müstekbirler ve mus’taz’aflarla alâkalı epey söz etmiştik. Müs’taz’aflar, zayıflar, müstekbirler tarafından güçsüzleştirilmişler aciz bırakılmış insanlardır ki eğer bu âyetleri günümüz Müslümanları üzerinde düşünecek olursak Kur’an-ı Kerîmde bunların üç grupta anlatıldıklarına şahit olmaktayız. 1- Birinci gruptakiler elçilerinin tebliğlerinin üzerinden uzun bir süre geçtiği için vahiyden uzaklaşmışlar, müstekbirlerin zulüm ağlarına düşürülerek Allah’ın kitabından ve Resullerinin sünnetinden uzaklaştırılmışlar, veya müstekbirlerin kendilerine enjekte ettikleri morfin sonucu uzun yıllar dinlerinin temel kaynaklarından koparılmışlar, toplumlarına ve hayatlarına hâkim olan zalimlerin kendilerine verdik-leri eğitim sunucu köleleştirilmiş, dinlerini, imanlarını, kitaplarını, peygamberlerini, namuslarını iffetlerini her şeylerini kaybetmişler. Uzun yıllar böyle geçtikten sonra nihâyet kitaplarıyla, peygamberlerinin sün-netiyle tanışmaları sonucu azıcık morfinin tesiri geçip kendilerine gel-meye başlayınca, gözleri açılınca anlamışlar ki her şeylerini kaybetmişler. Kendilerine egemen olan kâfirler, müstekbirler tüm hayatlarını değiştirmişler. Dinlerini, imanlarını, tarihlerini, takvimlerini, yazılarını alfabelerini, kılıklarını kıyafetlerini, hukuklarını, eğitimlerini, düşüncelerini, kabullerini, retlerini her şeylerini değiştirmişler. Hayatlarında ne Allah’ın kitabı kalmış, ne Resûlünün sünneti kalmış, ne din kalmış, ne iman kalmış, ne namus kalmış, ne iffet kalmış. Her şeylerini kaybetmişler. Müstekbirler onların hayatından Allah’ın kitabını ve Resûlünün sünnetini kaldırmışlar ve onların yerine kendi yasalarını koymuşlar. Onları Allah’a kulluktan koparıp kendi yasalarına kul köle edinmişler. Bunlar birazcık gözleri açılıp kendilerine geldikleri andan iti-baren anlıyorlar ki her şeylerini kaybedip müstekbirlerin zulüm ağlarına yakalanmışlar. Anlıyorlar ki Allah’ın sisteminden uzaklaştırılıp müstekbirlerin yasalarına kul köle edilmişler. İşte bu gerçeği anlar an-lamaz gecelerini gündüzlerine katarak bu zulüm ağından kurtulmak için, bu esaret zincirlerini kırabilmek ve yeniden Allah’ın kitabına ve Resûlünün sünnetine dönmek ve Allah’ın yasalarının hâkimiyetinde bir hayat yaşamak için müstekbirlerle, zalimlerle mücadeleye tutuşmuş müs’taz’aflar. Böyle bir hayattan kurtulup Allah’ın istediği hayata ulaşmayı ve bu uğurda malıyla canıyla mücadeleyi hayatında birinci işi bilmiş ve bu olmadan ötekiler olmaz inancıyla gece gündüz çırpınan Müslümanlar. İşte bunlar birinci grupta anlatılan müs’taz’aflardır ki Rabbimiz Kur’an’ın pek çok yerinde bu müs’taz’afları yeryüzünün doğusuna batısına varis kılacağını haber veriyor. Çünkü bunlar gerçeği anlar anlamaz bu durumdan kurtulmak içim Allah’a güvenerek, sabrederek, Allah düşmanı müstekbirlerle kıyasıya mücadele vererek Allah’ın yeryüzünde vaz ettiği yasalara riâyet eden müs’taz’aflar ki Allah onlara mutlaka yardım edecek ve onları yeryüzüne egemen kılacağına dair söz veriyor. 2- Kur’an-ı Kerîmde yine uzun uzun durumları anlatılan ikinci grup müs’taz’aflara gelince bunlar da şunlardır. Bunlar da tıpkı birinci gruptakiler gibi kendilerine verilen müşrik bir eğitim sonucu, ya da müstekbirler tarafından kendilerine vurulan uyuşturucular sonucu zalimlerin zulüm ağlarına yakalanmışlar. Her şeylerini kaybetmişler. Her şeyleri ellerinden alınmış. Nihâyet aradan geçen bir zaman sonra gözlerini açınca gerçeği anlamışlar, ama öncekilerden farklı olarak bunlar müstekbirlerden korkuları, müstekbirlerden gelebilecek sorgulama, kınama, hapis, meslekten atılma, maaşın kesilmesi gibi korkuları, Allah’a güvenmemeleri, Allah’a ve Allah’ın yardımına itimat etme-meleri sebebiyle, birtakım zaafları ve menfaatlerinin elden gitmemesi sebebiyle zalimlere karşı ses çıkarmamayı, müstekbirlere karşı susmayı tercih etmiş ve böylece âdeta yeryüzündeki, ülkelerindeki istik-bara, zulme fesada karşı göz yummayı yeğleyenler. İşte bunlar da ikinci grup müs’taz’aflardır ki Kur’an’ın beyanıyla yarın bunlar cehennemi boylayacaklardır. Bunların durağı cehennemdir ve bunlar müstekbirlerle aynı âkıbeti, zalimlerle aynı ateşi paylaşacaklardır. İbrahim sûresi 21, Sebe’ sûresi 31,33 Nisâ sûresi 97 âyetleri ve daha pek çok âyet bunların cehenneme gideceklerini anlatmaktadır. 3- Mustaz’afların üçüncü gurubunu da işte şu anda okuduğumuz Nisâ sûresinin bu âyetleri haber vermektedir: Ancak çaresiz kalan, yol bulamayan zavallı erkek, kadın ve çocuklar müstesnadırlar. İşte Allah’ın bunları affetmesi umulur. Allah Affedendir, Bağışlayandır. Evet toplumda çocuklar vardır henüz mükellef değillerdir. Zavallı, hasta yatalak erkekler vardır ve de kadınlar vardır. Bunlar konumları itibariyle ne cihada ne de hicrete yol bulamayan, imkân bula-mayan insanlardır ve işte Allah’ın affetmesi, bağışlaması umulan müs’taz’aflar da bunlardır. Çocuklar, kadınlar ve de bedenî, zihinsel, aklî veya cismanî zaafları sebebiyle vahye muhatap olmayan veya vahye muhatap oldukları halde vahyi tanımaya imkân bulamamış doğru yola erememiş hidâyeti bulamamış olanlar. Ya da azalarından kimileri olmadığı için, yatalak durumda hasta oldukları için istikbara ve zulme karşı koyacak bedenî güçleri ve malî imkânları olmayanlar, hicrete güç yetirip yol bulamayanlardır. İşte gerçek müs’taz’aflar, gerçek güçsüzler ve zayıflar bunlardır ve Allah’ın bunları affetmesi umulmaktadır. Öyleyse çocuk değilsek, yatalak değilsek, kadın da değilsek peki biz neyiz? Biz hangi gruptanız? Bizim yerimiz neresi? Mustafa, gardaş bu soruyu sadece sen değil hepimiz kendimize sormalıyız. Hani birileri bir köprüyü, bir geçidi tutmuşlar, oradan geçenlerden ver-gi alıyorlarmış. Her bir adem kişiden yüz akçe, her bir merkepten de elli akçe alıyorlarmış. Bir adem kişi gelmiş, oradan geçecek, cebine bir el atmış ki sadece elli akçesi var. Ellerini şöyle yere koyup eğilerek elli akçeyi uzatmış. Demişler ki hayrola emmi, biz onu merkepten alıyorduk. Adam eğile büküle demiş ki yahu beni de eşşekten sayıverin, zaten ondan bir farkım yok demiş. Yoksa biz de bizi kadınlardan sayıverin mi diyoruz? Bizim kadınlardan bir farkımız yok mu demeye çalışıyoruz yoksa? Öbür odada bizi dinleyen hanım kardeşlerimiz var. Onlardan özür diliyorum. Onları küçümseme adına demedim bunu. Gerçi şu anda onlar belki bizlerden daha ciddi, daha onurlu bir mücadele sergiliyorlar. O zaman bilelim ki başka çaremiz yoktur, ya birinci grup hicret eden, müstekbir-lerle kıyasıya savaşı sürdüren müs’taz’afların içinde yerimizi alacağız ya da Allah korusun ikinci grubun içindeysek müstekbirlerle aynı azabı paylaşmaya razı olacağız demektir.