19-20. “Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O’-dur.” O Allah ki yeryüzünü sizin yaşamanıza müsait hale getirmiş, yeryüzünü sizin için daha sizi yaratmadan önce hazırlamış ve sizin için rahat edebileceğiniz bir beşik, bir yatak kılmıştır. Yeryüzünde si-zin için, insan için her türlü ihtiyacı karşılamış, her türlü yaşam rahatlığını hazırlamıştır. Sizin Rabbiniz, sizin kendisine kul olmanız, sizin kendisini vakar mevkiinde tutmanız gereken, hayat programlarınızı kendisinden almanız gereken Rabbiniz o Allah ki, o öyle lütuf sahibi bir Allah ki, şu altınızdaki yeri sizin için bir döşek yapmıştır. Size bir yatak yapıp, sizin rahatınıza sunmuştur onu. Orada yatıp kalıyor, orada uyuyup uyanıyor, orada dayanıp oturuyorsunuz. Altınızdan çekiliverseydi bu döşek nerede karar kılardınız? Öyle olmasaydı nerede yatıp nerede otururdunuz? Demek ki bizi yaratan ama yarattığı gibi öyle başı boş bırakmayan, kendi halimize terk etmeyen ve hayatımızın devamı için dünyada yaşam şartlarımızı da ayarlayan bir Rabble karşı karşıyayız. Buraya kadar Nuh’un (a.s) toplumuna Allah’ı kabul ettirme ça-balarını gördük. Öyle deliller ileri sürdü ki Allah’ın elçisi, bunların inkârı mümkün değildir. Bunların Allah’tan başkalarına izafesi kesinlikle mümkün değildir. Ama buna rağmen eğer birileri Allah’ı inkâr ederek tüm bunları Allah’tan başkalarına verebiliyorlarsa, ya bunu şeytan, Ebu Cehil, Firavun, Ebu Leheb gibi inadına, bilebile yapıyorlardır, ya da benim Allah dediğime o başka bir isim veriyordur da onun için inkâr ediyordur. Meselâ suyun Farsça adı “âb”tır. Ben suya “âb” desem, bir diğeri de bunu bilmese. Ben, “vallahi, billahi bu odada bir bardak âb var” desem, başka birisi de “hayır kesinlikle bu odada âb yok, su var” dese, ne yapmış oluyor? Bilmeden suyun varlığını reddediyor de-ğil mi? İşte aynen bunun gibi ben Allah diyorum, berikisi tabiat diyor. Ben Allah diyorum, berikisi toplum diyor. Bizim Allah dediğimize insanlardan kimileri toplum, kimileri tabiat diyorlar. Allah yerine getirip tabiatı oturtuyor, toplumu yerleştiriyorlar. Toplum güçlüdür, toplum her şeye hakimdir, toplum her şeyin en iyisini, en doğrusunu bilir, toplum kahirdir, toplum ezicidir, topluma isyan edilmez, topluma karşı gelinmez, topluma ters düşülmez. Toplum ne istiyorsa, nasıl istiyorsa aynen yapmak gerekir. Topluma karşı gelirsen ezilirsin, yok olursun diyorlar. Toplum, toplum, toplum... Varsa da yoksa da toplum diyorlar. Peki nedir bu toplum? Kimdir bu toplum dedikleri? Acaba bu toplum dedikleri bir ülkede, bir bölgede, bir köyde yaşayan insanların sayısal değeri midir? Yani acaba bu toplum denen güç, bir kasabada yaşayan 1 + 1 + 1 + … = 300 kişinin ortak bir gücümüdür? Bakıyoruz ki hayır. Bunların ortak gücü de değildir bu toplum. Zira o topluma hükmeden güç bu insanların, bu 300 kişinin dışında bir güçtür. A.B.D’den mi geliyor? Avrupa’dan mı geliyor? Yoksa o topluma egemen olan, topluma kendi düşüncelerini zorla dayatan bir avuç egemen azınlıktan mı geliyor? Öyle bir güç işte. Çünkü bakıyoruz o toplumda yaşayan insanların hiçbirisi olup bitenlerin hiçbirisinden razı değil. Öyleyse toplum dedikleri hikâyeden başka bir şey değildir. Kimileri de bizim Allah dediğimize ısrarla tabiat demeye çalışıyorlar. Her şeyi tabiata borçluyuz. Tabiat güçtür, tabiat denge unsurudur, tabiat besler, tabiat yaratır, tabiat doyurur. Tabiat anadır, tabiata karşı gelinmez, tabiata isyan edilmez, tabiat ezer geçer, vs. vs… Peki nedir bu tabiat dedikleri? Kimdir bu tabiat? İşte hava, su, ateş, ağaç, dağ, taş, su, toprak. Sanki bütün bu varlıklar bir araya gelmişler, kanun yapıyorlar. İnsanlar da dahil tüm varlıkların uymaları gereken yasaları belirliyorlar. Toplanıyorlar ormanın bir yerlerinde ve karar alıyorlar. Diyorlar ki, “söyleyin bakalım, su ne yapsın? Suya nasıl bir görev verelim?” Diyorlar ki, “su aksın.” “Başka?” “Ateşi söndürsün.” “Ateş yaksın, şahin serçeyi yakalayıp yesin, büyük balık küçük balığı yesin, insan belli bir süre yaşadıktan sonra ölsün” filan. Bundan daha büyük bir saçmalık ve mantıksızlık olur mu? Yani hiçbir varlık kendi varlığına son verecek bir varlığın varlığına, ya da kendi varlığının itlâfına karar verir mi? Halbuki bunların tümünün üzerinde, hiçbirisinin itiraz edemeyeceği, hepsinin boyun büktüğü tabiata egemen, tabiata kanun koyan bir varlık vardır ki, O Allah’tır. Aslında kâinatta kanun koyan, hayatı düzenleyen egemen bir varlığın varlığını onlar da kabul ediyorlar ama bu varlığın adını koyma noktasında hata ediyorlar. Allah’a ait sıfatları kâh topluma, kâh tabiata izâfe ediyorlar. Bundan sonra Nuh’un (a.s) şöyle dediği anlatılıyor: