3-4. “Allah’a kulluk edin; O’ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günâhlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Doğrusu Allah’ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!” “Kul olun Allah’a! Allah’a kulluk edin! Sadece Allah’a kul olun ve sadece Onu dinleyin!” Bakın Allah’ın elçileri asla kendilerine kulluk istemiyorlar. Allah hayırlarını versin insanlara din anlatmaya çalışan hocaların en fazla yanıldıkları nokta işte burasıdır. Ne diyorlar? “Aman beni dinleyin! Bana bakın! Beni izleyin! Benden başkasını dinlemeyin! Benim gibi olun! Benim gibi yapın! Benim gibi Müslüman olun.” Bu çok yanlıştır. İnsanları kendimize çağırmamalıyız. Çünkü kendimize çağırdığımız insanlar bizde çakılır kalırlar ve bizi bir adım ileriye geçemezler. Biz kıstas değiliz ki. Öyleyse insanları kendimize değil Allah’a kulluğa çağıralım. Allah’ın kitabına itaate çağıralım. Bakın Allah’ın elçisi Hz. Nuh insanları kendisine değil Allah’a kulluğa çağırıyor. Diyor ki: “Allah’a kul olun! Sadece Allah’a kulluk yapın! Sadece Allah’ı dinleyin! Boynunuzundaki ipleri çözün! Bir tek ip kalsın orada! O da Hablullah olsun, Allah ipi olsun.” Ne ipler yok ki bugün boyunlarımızda!!! “Ey kavmim Allah’a kulluk edin, Allah’a kulluk yapın, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Allah’ı dinleyin, Allah’ın dediklerini yapın, Allah’ın istediği hayatı yaşayın çünkü sizin O’ndan başka sözünü dinleyeceğiniz, rızasını kazanacağınız varlık yoktur.” Biliyoruz ki insanlık Nuh (a.s) dönemine kadar Hz. Âdem ve onun oğulları Hz. Şit ve Hz. İdris dönemlerinde tevhid üzere bir hayat yaşamışlar, yeryüzünde Allah’ın koyduğu düzeni bozmamışlar, Allah’a Allah’ın istediği biçimde kulluğu sürdürmüşlerdir. Hz. Nuh dönemine kadar hayatlarına şirk ve bâtıllar karıştırmadan gelmişlerdi. Ama Hz. Nuh dönemine gelindiğinde, insanlar tevhid inancından uzaklaşmışlar ve şirki, bâtılları hayatlarına hakim kılmışlardı. Toplum, içlerindeki sâ-lih kişileri putlaştırmış, Allah’a yapmaları gereken kulluğu bunlara yapmaya başlamış, Allah’a sığınmaları gerekirken, Allah’a dua etmeleri gerekirken bu sâlih kişilere sığınıp bunlara dua etmeye başlamışlardır. Hz. Nuh (a.s) işte böyle bozulmuş bir topluma gönderiliyordu. Bundan dolayıdır ki Nuh (a.s) o ana kadar gönderilen peygamberler içinde ilk uyarı ile görevlendirilen bir peygamber olarak karşımıza çık-maktadır. Kendi dönemine kadar insanlar tevhid üzere tek millet, tek ümmet iken, Nuh döneminde insanlık bu tek ümmet olma özelliğini kaybetmiş, sadece Allah’a kulluktan kopmuş, Allah’tan başkalarına da kulluk etmeye başlamış ve işte bundan dolayıdır ki Hz. Nuh’un onlara sadece Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka kulluk yapacağınız İlahınız yoktur buyurduğunu görüyoruz. Bu çağdan sonra gelen peygamberlerin hemen hemen hepsinin toplumlarına aynı şeyleri söylediklerine şahit oluyoruz. Demek ki insanlık bu çağdan itibaren, yani “Gurûn-u Ûla” dediğimiz birinci asırdan itibaren bozulmuştur. Meselâ Nuh’un (a.s), Sâlih’in (a.s), Şuayb’ın (a.s) da toplumlarına ilk defa bunu söylediklerini, toplumlarını ilk defa yalnız Allah’a kulluğa çağırdıklarını görüyoruz. Tüm peygamberler insanlığı “La İlâhe illallah” temel esasına çağırmışlardır. Allah’tan başka sözü dinlenecek, hatırı kazanılacak, hayata hakim olan ilâh yoktur. Allah’tan başka kendisine kulluk yapılacak, hayat programı program kabul edilecek varlık yoktur. Zaten ta-rih boyunca en büyük problem işte burada çıkmıştır. Tarih boyunca en büyük problem sadece Allah’a kulluk etmek, sadece Allah’ı dinlemek ve hayata hakim olarak sadece Allah’ı kabul etmek konusunda çıkmıştır. Değilse Allah’a da ibadet konusunda hiç problem çıkmamıştır. Yani ilâhlardan bir ilâh olarak Allah’a da kulluğu herkes kabul etmiştir. Öteki ilâhlar yanında Allah’a da kulluğa kimse ses çıkarmamıştır. Göklerin ve yerin, göklerdekiler ve yerdekilerin yaratıcısı olarak, dağların ve denizlerin yaratıcısı olarak, rızık verici, öldüren, yaratan, yaşatan bir İlâh olarak herkes O’nu kabul etmiştir. Ama inandığınız bu Allah kendisinden başka ilâh olmayandır, ama bu Allah hayata karışan ve kendisinden başka hayata karışıcı olmayandır. Ama bu Allah insanların kulluk programlarını belirleyendir ve kendisinden baş-ka kanun koyucu olmayandır. Ama bu Allah boyunlarınızdaki kulluk ipinin ucu sadece kendi elinde olan ve sadece kendisinin çektiği yere gidilmesi gerekendir. Yani bu Allah kendisinden başka Rabb, Melik, ilâh olmayandır dendiği zaman işte kavga burada başlamıştır. Göklerin ve yerin yaratıcısı, rızık vericisi olarak kabul ettikleri Allah’ı insanlar hayatlarına karışıcı olarak reddetmeye çalışmışlardır. “İlâh olarak Allah’ı kabul edelim ama tek İlâh olarak asla kabul etmeyiz” diyorlar. “İlâhlardan birisi olarak O’nu da dinleyelim, ilâhlardan birisi olarak O’na da kulluk yapalım ama tek İlâh olarak sadece O’na kulluğa hayır,” diyorlar. “Çünkü bizim hayatımıza karışacak başka ilâhlarımız da var. Hayatımızda sözünü dinleyeceğimiz başka Rab-blerimiz de var. Bizim Allah’tan başka hukuk tanrılarımız, eğitim tanrılarımız, şifa, siyaset tanrılarımız da var. Tamam bu tanrılardan birisi olarak Allah’ı da dinleyelim ama öteki tanrılarımızı da dinlemek zorundayız” diyorlar. Aslında bu iddiaların altında Allah’tan, Allah’a kulluktan kurtulup kendi keyiflerince bildikleri gibi bir hayat yaşama arzuları yatmaktadır. Demek ki günümüzde hayata Allah’ın karşımasını reddeden laiklerin, ateistlerin ve tüm demokrat kafalı kâfirlerin söyledikleri yeni bir şey değildir. Tâ birinci asırdan beri Hz. Nuh (a.s) döneminden beri insanların sapma noktasıdır bu. Zaten o günden bugüne insanların hayatlarında teknik bir kısım değişiklikler olsa da, özde, düşüncede ve inançta fazla bir değişiklik olmamıştır. Her dönemde inanan ve inanmayanlar mevcut olagelmiştir. Her devirde peygamber düşüncesine sahip çıkanların yanında Firavunların, Nemrutların, Ebu Cehillerin düşüncesini savunanlar da olmuştur. Hz. Nuh diyor ki: “Ey kavmim! Sadece Allah’ı dinleyin! Yalnızca Allah’a kulluk yapın! Sadece Allah’ın hayat programını uygulayın! Eğitiminizi Allah’ın istediği biçimde düzenleyin! Hukukunuzu Allah’ın istediği biçimde ayarlayın! Ticaretinizi Allah yasalarına göre belirleyin! Evinizi, eşyanızı, kazanmanızı, harcamanızı, hayata bakışınızı, insanlarla olan ilişkilerinizi, gecenizi, gündüzünüzü Allah’ın istediği biçimde ayarlayın! Çünkü sizin için Allah’tan başka sözünü dinleyeceğiniz ilâhınız yoktur. Allah’tan başka hayat programı kabul edilmeye lâyık rabb ve ilâh yoktur. Değilse ben sizin için azîm bir günün azabından endişe ediyorum. Ya sizin için tufan gününden korkuyorum, ya da kı-yamet günü şirklerinize karşılık sizi bekleyen azaptan korkuyorum. Sadece Allah’a kul olun ve: Bunun için de takvalı olun. Yolunuzu Allah’la bulun! Yolunuzu Allah’a sorarak bulun! Hayatınızı Allah için yaşayın! Hayatınızı Allah’ın belirlediği yasalar istikâmetinde yaşayın! Yapacağınızı, yaptığınızı Allah yap dedi diye yapın! Yapmayıp terk ettiklerinizi de Allah yasakladı diye terk edin! Yolunuzu O’nunla bulun! Allah dedi diye yapın! Allah dedi diye terk etin! Her şeyde O’nun rızasını gözetin! Tüm yapacaklarınızı yapmadan önce O’na sorun! O’nun kitabına sorun! O’nun izin verdiklerini, O’nun izin verdiği gibi O’na lâyık biçimde yapın! O’ndan müsaade alamadıklarınızdan da kaçının! Hâsılı Allah’ı görüyormuşçasına O’na kulluk yapın! Her an O’nun kontrolünde olduğunuzu unutmadan bir hayat yaşayın! Rabbinize muhalefet edip, O’nun kitabını, O’nun hayat programını görmezden gelip, O’nun gazabına maruz kalmayın! Ama: ¬–YQ[¬0Ï!«: bu konuda örneğiniz de ben olayım. Allah’a kulluk yapın ama bu kulluğun modelini de benden alın. Bana itaat edin. Kulluk yolunuz benden geçsin. Onu benden öğrenin. Kulluk modelini benden alın. Kulluğunuzu Allah’a sorun, ama Allah’a sorarken de be-nimle sorun. Rabbinize benimle müracaat edin. Kılık-kıyafetiniz, yeme-içmeniz, kazanmanız, harcamanız, mala bakışınız, infakınız, hukukunuz, eğitim anlayışınız, gece hayatınız, gündüz hayatınız, zikriniz, fikriniz, namazınız, orucunuz, tıraşınız bana benzesin,” diyor Allah’ın elçisi. Demek ki kulluk sadece Allah’a yapılır ve kulluk sadece peygamberden öğrenilir. Bilelim ki Allah’tan başka kulluk yapılacak hiçbir varlık, hiçbir makam olmadığı gibi, kıyamete kadar da kulluk öğretecek başka hiçbir makam yoktur. Bunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmayalım. Esasen bugün kullukta örnek arayanlar, örnek insan a-rayanlar, peygamberleri tanıma zahmetinden kaçan insanlardır. Halbuki peygamber kullukta model insandır, motif insandır. Peygamber form dilekçedir. Hani karşısındakilere ders anlatan bir öğ-retmen tahtaya bir şekil çizer ve “çocuklar işte şekilde görüldüğü gibi” diyerek anlattıklarını bir şekille anlatır ya, işte Rabbimiz da bizden istediği kulluğu anlatır anlatır sonra da, “işte şekilde görüldüğü gibi. Bakın peygamberime ve sizden istediğim kulluğu anlayın.” buyurarak peygamberlerini örnek olarak sunar bize. Meselâ İblisle mücâdelede, tevbede, dönüşte Âdem gibi olun, tâğutla mücâdelede Hz. Mûsâ gibi davranın, kadın karşısında Yusuf gibi, cinsel sapıklıklar karşısında Lût (a.s) gibi, ekonomik bozukluklar karşısında Sâlih (a.s) gibi, sâ-lihlerin putlaştırılması karşısında Nuh (a.s) gibi davranın diye bize kul-luk örnekleri sunulmuştur. İşte bizim için en mükemmel imamlar, en mükemmel örnekler peygamberlerdir. Hayatlarında kesinlikle falso olmayan ve bizim kendilerini örnek alıp hayatlarını yaşadığımız zaman kendilerini taklit ettiğimiz zaman kesinlikle hata etmeyeceğimiz mükemmel örnekler. Hayatları Allah tarafından kesinlikle onaylanmış insanlar. Ama biz onları bırakıp da birbirimizi ya da içimizden birilerini örnek aldığımız zaman, Allah’ın onaylamadığı bir hayat sahibi oluruz. “Gelin peygamberlerle beraber olalım. Gelin hayatları Allah tarafından onaylanmış elçilere benzeyelim, gelin kitabın dediği gibi olalım” demeliyiz. Kesinlikle insanları kendimize veya kendimiz gibilere çağırmayalım. “Gelin bizim gibi olun, gelin bizim gibi yaşayın, bizi örnek alın, biz nasıl yaşıyorsak siz de öyle yaşayın” demeyelim. Allah’ın elçisi diyor ki: “Allah’a kulluk yapın, takvalı olun ve bu konuda beni örnek alın. Eğer böyle yaşarsanız, eğer böyle yaparsanız: Allah günâhlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Doğrusu Allah’ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz. Keşke bilseydiniz, anlasaydınız.” Siz böyle yapın ki Allah sizi mağfiret etsin, sizi yarlığasın, sizin eksikliklerinizi, kusurlarınızı görmesin, görmezden gelsin, ciddiye almasın, hesaba katmasın. Rabbiniz yanlışlarınızı doğru kabul etsin, eksiklerinizi tam kabul etsin. Eğer size bir azap gönderecekse belli bir zamana kadar onu tehir etsin. Ama bir kere azabın ucu göründü mü de, tamam kimse bir saat onu geciktiremez. Peygamberler insanların insanlıklarını göz ardı etmezler, onların zaaflarını hesaba katarlar, günâh işleyebileceklerini ya da kullukta falso yapabileceklerini bilirler de onlara tevbe ve istiğfar yollarını öğretirler. Tevbe edin, istiğfarda bulunun ki, Allah sizi belli bir zamana ka-dar ertelesin. Gelin ölmeden önce istiğfar edin. Yani bundan sonra da eğer yaşanacak bir ömrünüz varsa dürüst yaşayın.