Nûh Suresine Dön

Nûhنوح

6. Ayet

6Nûh Suresi

فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَٓاء۪ٓي اِلَّا فِرَارًا

“Benim davetim, yalnızca onların kaçışını arttırdı.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

5-6. “Nuh dedi ki: “Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece-gündüz çağırdım. Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı.” Allah’ın elçisi diyor ki: “Ya Rabbi, ben kavmimi, toplumumu ge-ce-gündüz, yaz-kış uyardım, düğünde, nişanda uyardım, doğumlarında, ölümlerinde uyardım. Ama benim uyarım, benim dâvetim sadece onların firarlarını artırdı. Ben gittikçe onlar kaçtı, ben anlattıkça onlar firar ettiler.” Allah’ın elçisi Nuh (a.s) bir defa gitti anlattı, sövdüler; ikinci de-fa gitti dövdüler, üçüncü defa gitti komalık ettiler. Her tarafı kanların içinde evine dönmek zorunda kaldı. Bari evinde kendisini karşılayacak, yaralarını saracak, derdini dinleyecek, ona destek olacak nûrlu, şefkatli bir el olsaydı! Ne gezer, evinde de bir kobra yılanı vardı sürekli onu sokan. Karısı da kâfirdi Hz. Nuh’un. Gerçekten müthiş bir şey. Kimse onu anlamasa, dinlemese de hiç olmazsa karısı destek olmalıydı. Ama o da kâfirdi. 950 yıllık bir peygamberlik dönemini düşünün. Ve kendi durumlarınızla onun durumunu bir kıyaslayın. 950 yıl, dile kolay. Birisinin ayağına birkaç defa gidip onu adam edemeyince nasıl bıkıp usanıveriyoruz değil mi? Sizin o birkaç gidişlerinizi binle, on binle çarpın ve Allah’ın elçisinin sabrını, tahammülünü anlamaya çalışın. Asırlara kat-lanan bir sabır deneyiminden geçtiğini anlıyoruz Allah elçisinin. Hz Nuh’un toplumu küfürde o kadar ısrarlı bir toplum ki, meselâ bakın adam yaşlanmış, ölmek üzereyken oğlunun, ya da torununun elinden tutup Hz. Nuh’un evinin önüne kadar getiriyormuş ve ona: “Bak evlâdım, bu Nuh’tur. Bu adam bizim ezeli ve ebedî düşmanımızdır. Yarın öbür gün ben ölürsem sana vasiyetimdir, sakın bu adama benden sonra iman etme!” diye çocuklarına bile küfrü vasiyet edecek kadar küfürde ısrarlı bir toplum. Onlar küfür de ısrarlı, o da onlardan çok dâvette ısrarlı. Onlar inanmama konusunda sabırlı, Hz. Nuh da Rabbinin emriyle onları uyarmada onlardan daha fazla sabırlı. Hattâ bir ara toplanıp gelmişler Nuh’a (a.s) da şunu teklif etmişler: “Ey Nuh gel seninle anlaşalım! Eğer bıkıp usanmadan bizi uyarırken bütün derdin yarın Allah huzurundaki hesap-kitap döneminde vazifeni yapmış olarak kendini temize çıkarmaksa, kıyamet gününün endişesiyle bizi uyarmaya çalışıyorsan vallahi sana söz veriyoruz, yarın bu konuda sana şahitlik edip seni temize çıkaracağız. Eğer derdin buysa vallahi sana şahitlik edelim! Ama bundan böyle artık bizi rahatsız etme! Seni görmek ve duymak istemiyoruz! Bizim huzurumuzu kaçırıyorsun! Bizim iştahımızı kaçırıyorsun! Varlığınla, sözlerinle, bize hatırlattıklarınla programlarımızı altüst ediyorsun! Bize Allah’ı hatırlattıkça, bize kıyametten, âhiretten ve ölüm ötesi hayatın hesabından-kitabından söz ettikçe keyfimizi kaçırıyorsun! Seni duymak is-temiyoruz! Eğer derdin Rabbine karşı yarın vereceğin hesapsa, vallahi de billahi de biz senin görevini yaptığına ve tüm suçun bizde olduğuna şahitlik yapalım! Yeter ki sus artık” diyorlar ve ondan kaçıyorlardı. Müddessir’de şöyle buyrulur: “Ne oluyor bu adamlara ki yaban eşekleri gibi kaçıyorlar?” (Müddessir 51) Adamlar tıpkı boynuna hiçbir şey takılmamış, ayaklarına bir şey vurulmamış, alabildiğine hoyrat, alabildiğine azman bir yaban eşeğinin aslanı gördüğü zaman kaçtığı gibi kaçıyorlar. Allah’ın peygamberinden, peygamberin ortaya koyduğu haktan böylece uzaklaşıyorlar.