11. “Muhammed'in eşine o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o, sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günâh karşılığı ceza vardır; içlerinden ele başılık yapana ise büyük azab vardır.” Evet Peygamberin eşine karşı o uydurulmuş, düzmece yalanla gelenler sizin içinizden, sizinle birlikte olan bir gruptur, bir topluluktur. Bir grup gelecek ve anamıza iftira edecek. Ama ey Müslümanlar sakın ha sakın bunu kendiniz için şer sanmayın, şer kabul etmeyin. Bu sizin hakkınızda hayırlı olmuştur. Peki nasıl bir hayır? Anamıza iftira ediliyor. Peygamber zevcesine iftira ediliyor. Peygamber ailesi küçük düşürülüyor. Peygamber ailesi ağlatılıyor. Kâfirler, münâfıklar gülüyor. Nasıl hayırlı olabilir böyle bir şey? Rabbimiz bu sûresiyle temizdir peygamber, temizdir Ayşe, temizdir peygamber ailesi, temizdir Müslümanlar diyecek, hiç kimsenin yalanına kulak asmayın buyuracak ve bunu bizzat kendi sözleriyle tescil edecek. Kıyâmete kadar Rabbimizin bu sûresiyle bu konu perçinlenmiş olacak. Eğer böyle bir hadise olmamış olsaydı ve Rabbimiz peygamberinin, ailesinin ve Müslümanların temizliğine dair bu âyetleri indirmemiş olsaydı o zaman sadece o günkü kâfirlerin ve münâfıkların değil kıyâmete kadar gelecek Yahudilerin, Hıristiyanların, kâfirlerin, oryantalistlerin, ateistlerin, dinsizlerin iftiralarına hiç kimse, hiçbirimiz bu kadar olgun ve dolgun cevap veremeyecektik. Onların ve kı-yâmete kadar gelecek Allah ve peygamber düşmanlarının bu tür iftiralarına cevabı Rabbimiz o gün verdi ve o gün için gerçekten peygamberin ve Müslümanların aleyhine gibi olan bir konu böylece bizim için hayır olarak, hayırlı olarak sonuçlanmış oldu. Artık hiç kimse Peygamberin temizliği konusunda, ailesinin paklığı konusunda, onun yolunun yolcuları olan Müslümanların berraklığı konusunda tek kelime bile söyleyemeyecektir. Söyleyenler bu Allah cevabıyla karşı karşıya kalacaklardır. Evet bu hadise Müslümanların lehine olmuştur. Müslümanlar münâfıkları tanımışlar, onların bu tür oyunlarına, komplolarına karşı uyanık hale gelmişler ve güçlenmişlerdir. Sonra yine Müslümanlar Peygamber (a.s) in gaybı bilmediğini, Onun bildiğinin sadece vahiyle sınırlı olduğunu bütünüyle anlamışlardır. İşte anlatıldı. Allah’ın Resûlü bu konuda kendisine vahiy gelinceye kadar hep tedirgin olmuş, bir ay süresince konuyu bazen hizmetçisinden, bazen diğer hanımlarından, bazen öteki Müslümanlardan, bazen da bizzat Ayşe annemizin ağzın-dan öğrenmeye çalışmış, sorup soruşturmuştur. Hiç gaybı bilseydi Allah’ın Resûlü karısı Ayşe’yi üzecek bu tür ifadelerde bulunur muydu? Hiç karısına eğer böyle bir şeyi yaptıysan tevbe et der miydi? Belki de vahyin gecikmesinin hikmeti buydu. Peygamber zevcesine, mü’minlerin annesine o iftirayı atanların her birine kazandığı günâhtan bir ceza vardır. Kimi susmuş, kimi gülmüş, kimi de konuşmuş, yaymış. Herkesin durumuna göre vebali vardır. Ama o iftiranın büyüğünü yüklenen, onu kuran, onu yayma işini üzerine alan kişi ki; Abdullah Bin Übey Bin Selül’dür. Medine’de münâfıkların reisi konumundaydı. Onun için de büyük bir azap vardır. Çünkü o iftirayı ilk ortaya atan, propaganda yapan oydu. Müslümanlar içinden de şair Hassan ve Mıstah gibi safdil kimseler de onun dümen suyuna kapılmışlardır. Evet ey Peygamberim, ey Müslümanlar bunlar sizin aranızdan bir gruptur. Ve üstelik bir iki kişi değil, bir gruptur onlar, bir cemaattir. Müslümanların kalplerine şüphe tohumları ekmeye çalışan münâfık bir gruptur onlar. Durum Rabbimizin bu sûresiyle yapacağı beyana kadar yaklaşık bir ay sürüverdi.