12. “Onu işittiğiniz zaman, erkek kadın mü'minlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda bulunup da: "Bu apaçık bir if-tiradır" demeleri gerekmez miydi?” Şimdi Müslümanlara yönelik bir sorgulama. Onu işittiğiniz zaman erkek ve kadın mü’minler olarak, Allah’a ve elçisine iman etmiş kimseler olarak nefisleriniz adına hayırlı bir zanda bulunup, bu açıkça uydurulmuş bir iftiradır demeniz gerekmiyor muydu? Müslümanlar kendileri hakkında, kendi içlerinden olan hemcinsleri hakkında hüsnü zan beslemeleri gerekmiyor muydu? Kendi nefisleriyle kıyasta bulunmaları ve kardeşlerinin asla böyle bir şey yapmayacaklarına hükmetmeleri gerekmiyor muydu? Kendilerinden bir şüpheleri olmadığı gibi kardeşleri hakkında da şüphelenmemeleri gerekmiyor muydu? Müslümanlar hakkında beraat-i zimmetin asıl olduğunu bilmeleri ge-rekmiyor muydu? Birer Müslüman olarak en iyi, en akıllıca yapılacak iş bu iftiradan başka bir şey değildir demeniz ve bu işin peşine düşmemeniz gerekli değil miydi? Sizden beklenen böyle bir davranış değil miydi? Peygamberinizin hanımına böyle bir iftiranın vaki olduğunu duydukları anda Müslüman erkek ve kadınların tavrı şöyle olmalıydı diyor Rabbimiz: Bu apaçık bir iftiradır. Bizler ne Ayşe’den, ne de diğer Müslümanlardan asla şüphe edemeyiz. Peygamber de, onun pak eşleri de temizdir demeli değil miydiniz? Peygamberin eşi bir sebeple kervandan geri kalıyor, geride kalmış bir Müslüman da onu devesine bindirip kervana yetiştiriyor hepsi bu. Hiç bir Müslüman böyle bir durumda kalmış bir kardeşini, bir komşusunun, bir dostunun karısını hemen kirletmeye kalkışır mı? Bir Müslüman kendisinin böyle bir şeyi yapamayacağını bilmez mi? Ve üstelikte eğer o kadın kendisinin annesi makamında kendisine haram kılınmış bir peygamber eşiyse böyle bir şeyi düşünmek bile mümkün değildir. Ve yine üstelik bu işi yaptığı söylenen Müslüman Bedirde tüm varlığını ortaya koyarak liderinin komutasında savaşan birisidir. Böyle bir durumda, böyle bir suçlamada bulunan insanların ahlâken sükut etmiş münâfıklardan başkası olamayacağı çok açıktır. Onun içindir ki bir münâfık kendi nefsi böyle bir şeyi kabullenebildiği için bunu rahatlıkla söyleyebilirdi, ama Müslümanların bunu hemen anında reddetmeleri gerekiyordu. Peki acaba niçin Rasûlullah ve beraberindeki Ebu Bekir gibi Müslümanlar hemen ilk planda reddetmeleri gerekirken bu kadar önem verip üzerinde durdular? Böyle bir olayda kocanın da, babanın da durumu çok farklıdır. Bir koca, bir baba yakiynen tanıdığı karısından, kızından asla şüphe etmese de, hemen bunu reddetseler de suçlayanlar onların bu reddedişlerini kaale almazlar. Kadının babasını, kocasını kandırdığını, ya da kendi kızı, kendi karısı olduğu için onların bu olayı örtbas ettiğini söylerler. İşte baba olarak Ebu Bekir’in de, koca olarak Rasûlullah efendimizin de içinde bulundukları sıkıntı buydu. Değilse o kızından, Rasûlullah ta karısından şüphe etmiyordu. Ama ortada bir dedikodu vardı ve dev adımlarla herkesin diline dolanıyordu. Nitekim Rasûlullah efendimiz hutbesinde ne karısından, ne de kendisine iftira edilen Safvan’dan herhangi bir şüphesi olmadığı açıkça ortaya koymuş ve bu iftirayı atanları kim cezalandıracak buyurmuştu. İslâm toplumunda, Müslümanların arasında hüsnü zan esastır. Ortada açık ve net bir durum, açık ve net bir delil olduğu zaman ancak sû-i zanda bulunulabilir. Ortada böyle bir şey olmadığı zaman Müslümanların suçsuzluğu, yâni beraat-i zimmeti esastır.