23,24. “İffetli, habersiz, mü'min kadınlara zina isnat edenler dünya ve âhirette lânetlenmişlerdir. Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahitlik ettikleri gün onlar büyük azaba uğrayacaklardır.” Tertemiz, namus ve iffet sahibi kadınlara, bir şeyden habersiz sâliha kadınlara, iffet ve hayasını koruyan kadınlara zina suçu atanlar var ya işte dünyada ve âhirette en büyük onlar içindir. Ve onlar için büyük bir azap vardır. Allah korusun. Hiç bir şeyden haberi yok, tertemiz bir kadın. Hiç bir oyun oynaş bilmeyen, kalbinde hiçbir ahlâksızlık düşüncesi taşımayan, hile ve desisesi bulunmayan, ismi hiçbir şüphe çağrıştırmayan iffet ve haya abidesi bir kadın, iffet ve hayasını korumak için çırpınıyor. Allah’a ve eşine bağlı, asla ne kocasına ne de Rabbine ihanette bulunmamış bir kadın düşünün. Kalkmış birisi böyle bir kadına iftira atıyor. İşte az evvel anlatıldı, Ayşe anamız, ya da bir başka Müslüman hanım. Kıyâmete kadar Ayşeler, Fatmalar, Hacerler ne fark eder? Çünkü hiçbir Müslüman kadının iffet ve namusunun korunması Ayşe annemizden aşağı değildir. Tüm Müslümanların iffet ve hayalarının değeri aynen peygamber hanımlarının değeri gibidir. Çünkü tüm Müslümanlar peygamber ve hanımları gibi yaşamak zorundadırlar. Tüm Müslümanlar iffet ve hayalarını korumak zorundadırlar. Evet kim böyle Allah tarafından korunma altına alınmış bir Müslümana iftira ederse onun cezası dünyada ve âhirette lânete uğramaktır. Dünyada da âhirette de melundur bunlar. Allah’ın rahmetinden kovduğu uzaklaştırdığı kimselerdir bunlar. Allah kime lânet edip de rahmetinden mahrum etmişse artık ona kimse yardımcı olamaz ve kimse onu Allah’ın gazabından, azabından kurtaramaz. Çünkü Allah’ın lânetine uğramak, Allah’ın dostluğunu kaybetmekten daha büyük bir kayıp yoktur. Çok dikkat etmeliyiz buna. Bir gün gelir ki o gün dilleri, elleri ve ayakları kendi aleyhlerinde yaptıklarına şahitlik yapar. Şimdi dilediğimizi yapabiliriz. İstediğimiz gibi bir hayat yaşayabiliriz. Dilediklerimizi karalayalım, dilediklerimize iftira edelim, dilediklerimize çamur atalım, dilediklerimizin namus ve iffetiyle oynayalım, dilediklerimize zulmedelim, dilediğimiz gibi ağzımızı kullanıp Allah’ın razı olmadığı sözleri konuşalım, yazalım. Ama unutmayalım ki bir gün gelecek dillerimiz, ellerimiz, ayaklarımız, kulaklarımız artık bizim emrimizde değil Rablerinin emrindedirler. Bakın Fussilet sûresi bunu şöyle anlatıyordu: “Nihâyet oraya vardıkları zaman kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları şeyler hakkında onların aleyhinde şahitlik ederler." (Fussilet 19,20) Evet o gün onların kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları şeyler hakkında kendi aleyhlerinde şahitlikte bulunurlar. Kendi azaları, kendi organları kendileri hakkında şahitlikte bulunurlar. Yâsînin beyanıyla da Rabbimiz buyurur ki o gün onların ağızlarına mühür vuracağız ve sonra uzuvlarına da haydi konuş diyeceğiz. Uzuvları da dünyada yapıp ettiklerinin tamamını sayıp dökmeye başlayacak. Ya Rabbi benimle filan zaman şunu yaptı, benimle bunu etti, benimle şuna, şuna iftira etti, benimle şuna, şuna zulmetti diyerek her şeyi ortaya dökecekler. Sonra kişi konuşmak için serbest bırakılacak. O zaman da şöyle diyecek: Canınız cehenneme! Lânet olsun size! Ben sizi savunuyordum! Ben sizin kurtuluşunuz için mücâdele veriyordum! Halbuki siz benim işimi zorlaştırdınız! Beni rezil rüsva ettiniz! diyecek. Bu konuda pek çok hadis vardır. Öyleyse gelin ey Müslümanlar, Allah’ın değer yargısına göre bir hayat yaşayalım. Gelin Allah’ın istediği iffet ve haya anlayışına göre bir dünya yaşayalım. Gelin Allah’ın nikâh ve temizlik yasasına göre ilişkilerimizi ayarlayalım. Unutmayalım ki bir gün gelecek hiçbirimizin hiçbir yetkimiz kalmayacak. Hiç kimse bizi dinlemeyecek, azalarımız bile bizi dinlemeyecek, hiç kimse bizi kurtaramayacak. Bugün belki birilerinin istediği gibi yaşadığımız zaman birileri bizi alkışlayacak, bize diplomalar verecek, statüler verecek. Belki birileri tamam işte bizim istediğimiz insan tipi böyle olmalı diyecek. İşte kadın böyle giyinmeli, erkek böyle olmalı diyecek. Ama unutmayın ki o gün onların da bir yetkileri kalmayacak. O gün onların elleri, ayakları da kendi aleyhlerinde konuşmaya başlayacak. Onların değer yargıları da o gün bitecek. Bugün bizi alkışlayan, hah böyle olmalısın! diyenler yarın bizim gibi âciz bir konuma düşecekler. Öyleyse niye bugün bizler onların değer yargılarına göre, onların arzularına göre bir hayat yaşayalım? Niye onların beğenilerine kendimizi kurban edelim de? Öyleyse öyle bir hayat yaşayalım ki yarın bizi yargılayacak Rabbimizin değer yargıları istikâmetinde olsun. Öyle bir hayat yaşayalım ki şahitlerimiz aleyhimizde değil lehimizde konuşsunlar. Tüm azalarımızın Müslümanlığımıza şahit olsunlar. Tüm azalarımız desin ki: “ Ya Rabbi işte bu kulun senin istediğin şekilde tertemiz bir hayat yaşadı. İffet ve hayasını senin istediğin şekilde korudu. Senin için bizi kullandı. Senin rızan istikâmetinde bizleri kullandı” desinler. Çünkü o gün: