39. “İnkâr edenlerin işleri engin çöldeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur ve O da hesabını görür. Allah hesabı çabuk görendir.” Kâfirlere gelince, o gün onlar için çok korkunç günler olacak. Allah’ı örtenler, Allah’ın âyetlerini örtenler, Allah’ın nûrunu örtenler, Allah’ın vahyini örtenler, fıtratlarını örtbas edenler var ya gerçekten onlar için çok korkunç azaplar başlayacak. Allah’ın hidâyetiyle, Allah’ın nûruyla ilgilenmeyen, Allah’ın dinine karşı nötr davranan kimselerin, kâfirlerin, nankörlerin, nasipsizlerin, Allah’ın diniyle şereflenmek istemeyenlerin kıyâmet günündeki durumlarını anlatıyor Rabbimiz. Allah’ın nûrunu, Allah’ın kitabını, Allah’ın elçilerini kapatıp, gündemden düşürüp bir hayat yaşayanların durumu anlatılıyor. Biraz önce Allah’la beraber olan mü’minlerin aydınlık dünyaları anlatıldı, şimdi de Allah’ın istemediği bir hayatı yaşayanların karanlık dünyaları anlatılıyor. Kâfirlerin amellerinin benzeri de şöyledir. Onların amelleri bir serap gibidir. Çöl yolculuğuna çıkmış, günlerce yol yürümüş, susamış bir kişi düzlükte, çöl düzlüğünde karşısında bir serap belirir. Uzaktan bir göl, bir deniz, bir su birikintisi görür. Susuzluğu had safhaya varmıştır adamın. Ölümle karşı karşıya kalmıştır. Susayan o kişi karşısında gördüğü o serabı su zanneder ve can havliyle ona doğru koşar. Fakat yanına vardığı zaman da; zannettiğinin su olmadığını görür. Evet dünyada her şeye sahip olabileceğini, her şeye ulaşa-bileceğini zanneden bir kâfir, dünyada her şeye egemen olabileceğini zanneden bir kâfir, dilediği gibi bu dünyada bir hayat yaşayabileceğini, yaşadığı bu hayatın sonunda asla hesaba çekilmeyeceğini, sümen altı edileceğini zanneden bir kâfir, yaşadığı bu hayatın bir sonunun olmadığını, ölmeyeceğini zanneden bir kâfir, ölüm sonrası bir dirilişin olmayacağını, kıyâmetin kopmayacağını, cehenneme gitmeyeceğini zanneden bir kâfir, bir zavallı zanneder ki karşısındaki bir su. Ama ne zaman ki o serabın, o su umudunun yanına varır, orada umduğu hiçbir şeyi bulamaz ve onun yanında Allah’ı bulur. Allah’ın hesabını, kitabını, Allah’ın sorgulamasını, Allah’ın azabını ve cehennemini bulur... Hiç beklemiyordu halbuki bunu. Dünyada diskalifiye ettiğini zannediyordu Allah’ı. Dünyada Allah’ın nûrunu kapattığını, Allah’ın kitabını, Allah’ın âyetlerini ortadan kaldırdığını, Allah’ın sistemini yok ettiğini, peygamberleri öldürdüğünü, İslâm’ı ve Müslümanları susturduğunu zannediyordu. Artık yeryüzünde Allah’ı yendiğini, Allah’ın dinini sildiğini zannediyordu. Ama işte şimdi karşısında Allah’ı buldu. Öldü, dirildi ve kabirde Allah’ı buldu. Kabirden kalktı Mahşerde Allah’ın hesabıyla karşı karşıya geldi. Cehenneme girdi Allah’ın azabıyla burun buruna geldi. İşte kâfirin amelleri budur. O hiçbir amelini Allah’ın belirlediği yasalara bina etmemişti. Allah onun da hesabını alır ve tamı tamına amellerinin karşılığını eksiksiz olarak verir. Çünkü Allah hesabı çok seri olandır. Onun saymaya, ölçüp biçmeye ihtiyacı yoktur. Birisinin hesabıyla uğraşması başkasının hesabını görmesine engel değildir. Ya da Allah’ın hesabı çok yakındır. Göz açıp yumacak kadar yakındır. Uzun süre yaşayan o kâfir zannetti ki kendisine asla ölüm gel-meyecek. Zannetti ki ebedîliği yakaladı. Zannetti ki dünyada her şeye güç yetirebilecek. Zannetti ki Allah’la savaşabilecek, zannetti ki Allah’ın dinine karşı galip gelebilecek, zannetti ki elindeki ekonomik ve siyasal gücüyle, askeri gücüyle Rabbim Allah diyen Müslümanlara bu dünyayı zindan edebilecek, zannetti ki İmam Hatipleri kapatacak, Kur’an kurslarını bitirecek, Müslümanlara istediği gibi zulmedecek. Zannetti ki bu dünyada Allah yetkilerini eline alacak, zannetti ki tanrı kendisidir, zannetti ki İlâh kendisidir, zannetti ki herkes önünde secde edecek, ama işte Rabbi ile karşı karşıya kaldı. Allah’ı bitirdik dediği bir anda Allah’la karşı karşıya buluverdi kendini. Aradan binlerce yıl geçmiş de olsa hesabı çok seri olan Allah işte onu karşısına aldı ve hesabını süratle görüverdi, defterini çabucak dürüverdi. Ve sonunda amellerinin boşa çıktığını, hiçbir işe yaramadığını anlayıverdi o kâfir. İşte onun amelleri bir serap gibi oluverdi. Yâni kendi değer yargılarının, kendi kişisel değerlendirmelerinin beş para etmediği görüverdi. Hani Ğaşiye sûresinde de bu husus anlatılıyordu değil mi? “Zor işler altında bitkin düşmüştür. Yakıcı ateşe yaslanırlar.” (Ğaşiye 3,4) Yâni bu kâfirler dünyada çalışıp çabalamışlar ama tüm a-melleri, tüm yaptıkları, tüm enerjileri boşa gitmiştir. Zira amel Allah’-ın istediği biçimde olmalıdır. Çalışma Allah’ın belirlediği yasalara uy-gun olmalıdır. Kâfirlerin koşturmaları, yorulmaları Allah yolunda ol-madığı için onlarınkilerin tamamı boştur, boşa gitmiştir. Bakın Kehf de bunu şöyle anlatır: “Ey Muhammed! “Size, amelce en çok kayıpta bulunanları haber vereyim mi?” de. Dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar, güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı.” (Kehf 103,104) Dünya hayatında amelleri boşa giden ve insanların en zararda olanlarını size haber vereyim mi? Onların dünya hayatında tüm sa’yleri, tüm mesaileri, tüm yaptıkları ve kazandıkları boşa gitmiştir. Ya da onlar tüm çabalarını tüm plan ve programlarını dünya adına harcamış kimselerdir. Yâni bunlar dünyayı kıble edinmiş, tüm plan ve programlarını dünyayı kazanmak adına yapmış, dünyalık elde etmek üzere, dünyada zengin ve başarılı olmak üzere yapmış insanlardır. Tüm yatırımlarını dünyada kalıcı ve âhirete intikal etmeyici şeylere yapmışlardır. Dünyada zengin olmak ve dünyada başarmak onların tek amacıydı. Âhiret adına bir endişeleri yoktu onların. Bu yüzden hayatlarında Allah’ı diskalifiye etmişler, peygamberi unutmuşlar, kitabı yok farz etmişler, hesabı yok farz etmişler. Hesabı yok farz edince de kendilerini her türlü sorumluluktan azâde saymışlar ve tıpkı hayvanlar gibi sorumsuzca bir hayat yaşamışlar. Bunu yaparken de çok iyi bir şey yaptıklarını zannetmişler. Böylece hayatlarını mahvetmişler. Tüm yaptıkları boşa gitmiş, ken-dilerini de kendilerine verilen imkânlarını da boşa harcamışlar. Çünkü yaptıkları ve kazandıklarının tamamı dünyada kalmıştır. Zaten bu tür insanlar sermayelerini bile kaybetmiş insanlardır. Sermayeyi kaybeden birinin kâr etmesi de düşünülemez. Onlar sonunda Hamiye bir ateşe yaslanacaklardır.