Ra'd Suresine Dön

Ra'dالرعد

15. Ayet

15Ra'd Suresi

وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ

Göklerde ve yerde olanların tamamı, ister istemez Allah’a secde etmektelerdir. Onların gölgeleri de sabah ve akşam (Allah’a secde etmektedir).

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

15. “Yerde ve göklerdeki kimseler de, gölgeleri de, sabah akşam, ister istemez Allah'a secde ederler.” Göklerde ve yerde canlı-cansız ne varsa hepsi Allah’ın yasalarına boyun büküp itaat ederler. Tüm varlıklar tav’an ve kerhen, isteyerek ve zoraki Rab’lerinin önünde eğilmektedirler. Rab’lerinin yasaları, Rab’lerinin buyrukları önünde diz çökmektedirler. Herkes ve her şey Allah yasalarına teslim olmaktadırlar. Rabbimiz tüm varlıkları yaratmış ve onların varlık sebeplerini, varlık fonksiyonlarını, misyonlarını, rollerini, ne yapacaklarını, nasıl bir hayat yaşayacaklarını, problemlerinin neler olacağını, nasıl mutlu olacaklarını, ne yaptıkları zaman huzurlarının kaçacağını belirlemiş ve onlar da Rab’lerinin kendileri için belirlediği hayat tarzını, kendilerine yüklediği rollerini zerre kadar aksatmadan yerine getirerek Rab’lerine secde etmekte, Rab’lerini dinlemekte ve Rab’lerinin önünde eğilmektedirler tavan ev kerhen. Yâni ister isteyerek, isterse istemeyerek her hal ü kârda Rab’lerine itaat etmektedirler. Demek ki; gökler, yer, göktekiler ve yerdekiler, melekler ve di-ğer tüm varlıklar Allah’ın kuludurlar ve Allah’ın bu yüce kulları ne kadar da yüce olurlarsa olsunlar, ne kadar da günâhsız olurlarsa olsunlar onların Allah karşısındaki konumları kulluktan başka bir şey değildir. Allah’ın yarattığı mahluklar ne kadar da cesim olurlarla olsunlar, ne kadar da yüce varlıklar olurlarsa olsunlar yine de kuldurlar. Kul ne kadar da yüce olursa olsun yine de yaratıcısına muhtaçtır. Abd her yerde her zaman ve mekânda yine abddır, Mâbud da Mâbud dur. Yaratılmış olan herkesin ve her şeyin yaratıcı karşısında konumu kulluktur. Çünkü göktekiler ve yerdekiler konusunda söz sahibi O’dur. Gökler ve yer onun koyduğu İlâhî yasalara uymaktadır. Her ikisinde olanlar da Allah’ın emrine boyun bükmektedirler. Öyleyse nasıl ki canlı ve cansız tüm varlıklar yaratıcılarına boyun bükmüşler, sadece Onu dinliyorlarsa o zaman elbette ki yaratılış yönünden onlardan farklı olmayan, onlar gibi kul olan insan da sadece Allah’a secde etmeli, sadece Allah’ı dinlemeli, sadece Allah’ın kanunlarına boyun bükmeli, sadece Allah’ın yasalarına itaat etmelidir. Fıtraten zaten insan Allah’ın yasalarına boyun bükmektedir. Kâfirler de şu anda Allah yasalarına boyun bükmektedir. Allah’ın yarattığı bu insan yaratılış yönünden üşümekte, acıkmakta, uyumakta, yorulmakta, hasta olmakta, erkek ve kadın olmaktadır. Mü’min kâfir hiç kimse bu Allah yasalarının dışına çıkamamaktadır. Mü’minler de doğmakta, ölmektedir, kâfirler de. Yâni insan fıtraten Allah’ın koyduğu yaratılış yasalarının dışı-na çıkamamaktadır. Ama fıtrî hayatında kerhen Allah yasalarına boyun büken kâfir ihtiyarî, ya da günlük hayatında Allah’a itaat etmemektedir. İşte insan fıtrî hayatında böylece Allah’ın yasalarına boyun büktüğü gibi günlük hayatında da Allah’ın yasalarına boyun bükmek zorundadır. Değilse fıtrî hayatında Allah’ın yasalarına boyun büken bu insan günlük hayatında başkalarının yasalarına boyun bükerse, hayatının birinde Rabb’inin İlâhî yasalarına ötekisinde de beşer yasalarına teslim olursa, yâni iki Rabbi, iki İlâhı olursa onun, yâni onun fıtrî hayatıyla günlük hayatı çatışma içine girerse o zaman bu ikisi arasında insan ezilip gidecektir. Çatışan bu iki hayat arasında insan mahvolup gidecektir. Bu âyetleriyle Rabbimiz; Allah’ı bırakıp, yaratıcıyı diskalifiye edip, kendilerini putlaştırarak, onlara güç kuvvet izafe ederek secde ettikleri yaratılmışların tamamının kendisine secde ettiğini haber vererek tüm kâfir ve müşriklere şu mesajı veriyor: Ey kâfirler! Ey müşrikler! Şu sizlerin tanrılaştırıp huzurunda secde ettiğiniz tüm varlıklar bana secde ederken, benim yasalarıma boyun büküp, sadece beni dinlerlerken size ne oluyor ki benim yaratıklarıma secde etmeye kalkışıyorsunuz? Nasıl oluyor da benim yaratıklarımı bana denk tutmaya çalışıyorsunuz? Ne hakkınız var bana yetki sınırlaması getirmeye? Ne hakkınız var benim yetkilerimi benim kullarıma vermeye? Size ne oluyor ki benim buyruklarım önünde eğilmiyorsunuz? Niye hayat programınızı benden değil de benim kullarımdan almaya çalışıyorsunuz? Niye benim yarattığım varlıklarımı bana denk tutmaya çalışıyorsunuz? Neden benim sıfatlarımı ve yetkilerimi hakkınız olmadığı halde o benim kullarıma vermeye kalkışıyorsunuz? Nereden, kimden aldınız bu yetkiyi? Bundan sonra Rabbimiz; sor bakalım onlara peygamberim bu-yurarak bir sorgulama yapacak, inşallah kitabımızla birlikteliğimizi sür-dürmek ve sûrenin bundan sonraki âyetlerini tanımak için 9. ciltte bu-luşmak üzere Allah’a emanet olun. Vel hamdü lillâhi Rabil âlemîn.