18. “Rab’lerinin çağrısına gelenlere en güzel karşılık vardır. O'nun çağrısına uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve daha bir katı onların olsa, kurtulmak için fidye verirlerdi. İşte hesapları kötü olanlar bunlardır. Varacakları yer cehennemdir; ne kötü konaktır!” Rab’lerinin çağrısına uyanlar için, Rab’lerinin dâvetine icabet edenler için Hüsnâ vardır. Vahye icabet edenlere Hüsnâ vardır. Allah’ın çağrısına, Allah’ın dâvetine, Allah’ın vahyine icabet demek vahyi tanımak, okumak, öğrenmek ve gereğini yerine getirmek demektir. Vahyi tanıyıp ona sarılmak ve hayatı onunla düzenlemek demektir. Allah’ın dâvetini, Allah’ın çağrısını anlayıp Onun istediği bir hayatı yaşamak demektir. Öyleyse unutmayalım ki dâvete icabet dâveti işitmeyi, dâvete kulak vermeyi, indirileni bilmeyi, tanımayı gerektirir. Bilmek ve tanımak da okumayı ve ondan haberdar olmayı gerektirir. Şimdi söyleyin bakalım: Kitaplarını tanımayan, kitaplarından habersiz bir hayat yaşayan müslümanlar nasıl diyecekler bunu? Ya Rabbi! Biz kitabını işittik ve onunla amel ettik. Ya Rabbi biz senin dâvetini duyduk, anladık ve gereğini yerine getirdik. Bizden istediğin kulluğu kavradık ve o yola girdik. Biz bize düşeni yaptık onun için sen de ya Rabbi bize mağfiret et! Bizim elimizde olmayarak işlediklerimiz konusunda bize mağfiret buyur! Onları görmeyiver ya Rabbi! O kusurlarımızı hesaba katmayıver ya Rabbi! Siliver Allah’ım! Yok farz ediver, kaale almayıver, hesaba katmayıver Allah’ım! Nasıl diyeceğiz bunu? Bunu demeye hakkımız olacak mı yâni? Öyleyse önce bir işiteceğiz kitabı, önce bir kulak vereceğiz Allah’ın dâvetine, önce bir okuyacağız, tanıyacağız Allah’ın kitabını ve sonra itaat edeceğiz onlara, samimiyetle onları uygulamaya çalı-şacağız, bunu yaparken de ufak tefek kusurlarımız olmuşsa o zaman da aman ya Rabbi sen bilirsin diyeceğiz. İşte böyle yaptığımız zaman Allah diyor ki Hüsnâ vardır. En güzel mükâfat vardır, Allah’ın fazl u keremi ve cennet vardır. Ama Allah’ın dâvetine icabet etmeyenler, Allah’ın dâvetine kulak vermeyenler, kitaptan habersiz bir hayat yaşayanlar, sanki Allah’tan kendilerine hiçbir dâvet, hiçbir mesaj gelmemiş gibi davrananlar, sanki Allah’tan bir kitap, bir hayat programı gelmemiş gibi kitaptan yüz çevirenlere, sırt çevirenlere, kitaba karşı ilgisiz kalanlara gelince, onların yeryüzünde olan her şey onların olsa, tüm yeryüzü altınıyla-gümüşüyle, Markıyla-Dolarıyla, malıyla-mülküyle kendilerinin olsa ve hattâ bunun bir katı daha onların olsa, cehennemden kurtulmak için mutlaka hepsini fidye olarak verirlerdi. Kur’an’ın başka yerlerinde de kâfir ve zalimlerin kendilerini ateşten kurtarabilmek için her şeylerini fidye olarak verecekleri, ama onların bu fidyelerinin kendilerinden asla kabul edilmeyeceği anlatılır. Meselâ bakın Âl-i İmrân sûresinde bu husus anlatılırken şöyle buyurulur: “Doğrusu inkâr edip, inkârcı olarak ölenlerin hiç birinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir. İşte elem verici azap onlaradır, onların hiç yardımcıları da yoktur.” (Âl-i İmrân 91) Yine Zümer’de de Rabbimiz şöyle buyurur: “Yeryüzünde onların hepsi ve bir misli daha zalimlerin olsa, kıyâmet günündeki kötü azab için fidye verseler kabul edilemez. Allah katından olanlara, hiç hesaplamadıkları şeyler beliriverir.” (Zümer 47 ) Evet insanlardan kâfir ve zalimler, Allah’ın dâvetine icabet et-meyenler, kitaptan habersiz bir hayat yaşayanlar tüm mallarını ve mülklerini, tüm ekonomik güçlerini fedâya hazır olacaklar. Ya da tüm sosyal çevrelerini, eşlerini, dostlarını, karılarını, kızlarını, kardeşlerini fidye olarak verecekler ve diyecekler ki aman ya Rabbi! dünya dolusu altınım da olsa fedâ olsun! Fidye olarak sana vereyim de bu ce-hennemden beni kurtar! diyecekler de kendilerine hayır! denilecek. Dünya ve bir misli daha kendilerinin olsa onu da verecekler ama bu fidyeleri kendilerinden kabul edilmeyecek. Zaten öbür tarafta mal mülk kimin de? Neye sahip olabilecekler de insanlar? İşte hesapları kötü olanlar bunlardır. Bunlar için çok kötü bir hesap vardır ve bunların varacakları yer de cehennemdir. O cehennem ne kötü bir konak yeridir. Alçaklar, dünyadayken rahmete icabet etmediler, Allah’ın kendileri için açtığı rahmet kapılarından istifade etmeyi reddettiler, kitabı ellerinin tersiyle ittiler, elbette şimdi âhirette de bu rahmetten mahrum kalacaklar ve hesapların en kötüsüyle hesaba çekilip cehennemin berzahını boylayacaklar.