Ra'd Suresine Dön

Ra'dالرعد

20. Ayet

20Ra'd Suresi

اَلَّذ۪ينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْم۪يثَاقَۙ

Onlar ki Allah’ın ahdini (tevhide dair verdikleri sözü) eksiksiz yerine getirir, sözlerini de bozmazlar.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

20. “Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirirler, anlaş-mayı bozmazlar.” Evet işte Kur’an ile beraber olanlarda bulunması gereken birinci özellik. Onlar Allah’a verdikleri ahitlerine riâyet ederler, sözlerine sadık davranırlar. Mîsaklarını bozup nakzetmezler. Peki hangi mîsak-tır bu Rabbimize verdiğimiz mîsak? Araf sûresinde bu mîsak anlatılır. Bir dönem Rabbimiz bizi bize, bizi kendi nefislerimize şahit tutarak: “Ben sizin Rabb’iniz değil miyim” Buyurmuştu. Sizi yaratan, sizi yoktan var eden, sizi doyurup besleyen, size sizin sahip olduğunuz her şeyi veren, sizi koruyup gözeten, sizin üzerinize yegâne hâkimiyet, egemenlik sahibi olan, sizin hayat programınızı belirleyen, sizin nerede nasıl hareket edeceğinizi? Nasıl bir hayat yaşayacağınızı? Hayatınızda nasıl bir hukuk, nasıl bir ekonomi uygulayacağınızı? Nasıl giyineceğinizi, neyi nasıl düzenle-yeceğinizi belirleyen ben değil miyim? Buna ehil olan, buna yetkili olan ben değil miyim? Sizin boyunlarınızdaki kulluk iplerinin ucu elinde olan, sizin adınıza kulluk maddesi alan ben değil miyim? Yalnız kendisine itaat edeceğiniz, yalnız kendisini dinleyeceğiniz, kendisine kulluk edip sadece kendi yasalarını uygulayacağınız Rabb’iniz ben değil miyim? buyurmuştu da bizler de kendi kendimizin şahitleri olarak: “Belâ ya Rabbi! Sen bizim Rabbimizsin, biz buna şahit olduk” Demiştik. Tamam ya Rabbi! Evet ya Rabbi! Bizim Rabbimiz sensin! Bizim hayat programımızı, bizim yaşam biçimimizi belirleyecek, bizim hayatımıza kulluk maddesi alacak, hayatımız boyunca boyunlarımızdaki kulluk iplerinin ucu elinde olacak, kendisine kulluk edip teslim olacağımız, emirlerine boyun bükeceğimiz, seçimini seçim kabul edeceğimiz, çektiği yere gideceğimiz, yasalarını uygulayacağımız Rabbimiz sensin ya Rabbi. Söz ya Rabbi, bizler senden başkalarını Rab tanımayacağız. Senden başkalarına kulluk etmeyeceğiz. Senden başkalarını dinlemeyeceğiz. Senden başkalarının hayat programlarını uygulayıp onlara kulluk etmeyeceğiz. Senden başkalarının hatırına hareket etmeyeceğiz diyerek ona bu konuda söz vermiştik. İşte gerçek mü’minler, Kur’an ile beraberliklerini en güzel biçimde sürdüren, vahiyle hareket eden müslümanların en belirgin özellikleri budur diyor Rabbimiz. Zaten Kur’an ile, vahiyle beraber olmayan bir kimsenin bu ahde sadık kalıp kalmadığını bilmesi mümkün olmayacaktır. Çünkü ezelde kendisine bu şekilde ahit vermiş olan kullarını bu ahitlerinde sadıklar mı? Yoksa bu ahitlerini bozmuşlar mı? Bunu denemek için Rabbimiz her bir dönem insanlığına kitaplar ve peygamberler gön-dererek bu ahitlerini hatırlatmıştır. Evet bir yandan gönderdiği kitaplar ve peygamberlerle bize bu ahitlerimizi hatırlatan Rabbimiz, bir yandan da çevremizdeki görsel âyetleriyle bizi bu ahitlerimize uygun müslümanca bir hayat yaşamaya dâvet etmektedir. Öyleyse hiç bir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız ki bizler tüm hayatımızda Rabbimize verdiğimiz bu ahit üzere yaşarsak o zaman bizler bu ahitlerimize sadık kalmışız demektir. Hayatımızın tümünde yalnız O’nu Rab kabul edip, yalnız O’na kulluk edip, sadece O’nun yasalarını uygulayıp, sadece O’na kulluk edip sadece Onun istediği biçimde yaşarsak sözümüze sadık kalmış olacağız demektir. Aksi takdirde bunun dışında bir hayat yaşarsak, Allah’tan başkalarını Rab bilir, Allah’tan başkalarının yasalarını uygular, Allah’tan başka-larının çektiği yere gider, ya da O’nun gönderdiği kitabı bir kenara bırakıp kendi hevâ ve heveslerimizin istediği bir hayatı yaşamaya kalkışırsak o zaman da bu ahitlerimizi bozmuş ve yoldan çıkmış oluruz. Tabi bu Allah’a verdiğimiz ahit, ahitlerin en başta gelenidir. Elbette Allah’a verdiğimiz bu ahit gereği kullara verdiğimiz ahitlerimizi de yerine getirmek zorundayız. Mü’minler kâfirlere karşı bile verdikleri ahitlerini onlar bozmadıkça bozmazlar, bozamazlar. Ama tabii birinci olmadan ikincinin olması mümkün değildir. Allah’a karşı verdikleri sözlerini bozan kimselerin insanlara karşı sözlerini yerine getirmeleri düşünülemez. Eğer bir kimse Allah’a verdiği bu söze riâyet etmiyor-sa, bu adamın insanlara verdiği sözlerine riâyeti de düşünülemez. Rabbi ile ahdine sadık davranmayan bir kimseden insanlara karşı sadâkat beklenebilir mi? Şair Sadi Şirazi öyle der: Namaz kılmayan birisine sakın borç para vermeyin. Çünkü namazı terk ederek Rabb’ine karşı borcunu düşünmeyen bir adamın sizin borcunuza sadâkatini düşünmeniz aptallıktır. Evet demek ki Kur’an okuyan, vahiyle beraber olduğunu iddia eden kimsede bulunması gereken ilk özellik budur. Başka ne gibi sıfatları varmış o mü’minlerin?