Ra'd Suresine Dön

Ra'dالرعد

28. Ayet

28Ra'd Suresi

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

Onlar ki iman edip, kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain/huzur ve güven içinde olanlardır. Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

28. “Onlar inanmışlar, Kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.” Allah’a iman, Allah’tan gelenlerin tümüne iman demektir. Al-lah’a iman, Allah’ın hayata karışacağına iman demektir. Allah’a iman, O’nun Rab, Melik, ve İlâh oluşuna iman demektir. Allah’a iman, Allah’ın emir ve yasakları çerçevesinde bir hayat yaşamaya iman demektir. Allah’a iman, Allah’ın hayata karışacağına imandır. Allah’a iman, Allah’ın hayatı düzenlemek üzere hayat programı gönderdiğine imandır. Allah’a iman, Allah’ın belirlediği hayat programına iman demektir. Allah’a iman, kişinin boynundaki kulluk ipini yalnız Allah’ın eline vermeye imandır. İşte o mü’minler böylece Allah’a iman ederler ve: Kalpleri inandıkları Allah’ın zikriyle mutmain olmuştur onların. Kalpleri zikrullah ile itminana kavuşmuştur. Kalpleri Allah’ın zikri olan kitabıyla, kitabın âyetleriyle doyuma ulaşmıştır. Buradaki zikirden kasıt Kur’andır, vahiydir. Öyleyse anlıyoruz ki kalpler ancak Kur’an ile mutmain olur. Ancak Kur’an ile itminan bulur, ancak onunla yatışır ve sükûnete kavuşur. Çünkü kalp Allah’ın âyetlerini duydukça, tanıdıkça, Allah bilgisine ulaştıkça cehaletten, bilgisizlikten, şüphe ve tereddütlerden kurtulup doyuma ve itminana ulaşacaktır. "Mü'minler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Karşılarında Allah’ın âyetleri okunduğu zaman da imanlarını artırır ve yalnız Rab’lerine tevekkül ederler." (Enfâl: 2) Allah’ın âyetleri okundukça, mü’minler âyetlerle karşı karşıya geldikçe kalpleri coşar, taşar, sanki kabına sığmaz hale gelir. Kalbin sükûnete ve doyuma ulaşmasının birinci yolu Allah’ın kitabıyla birlikte olmak, Allah’ın âyetlerini tanımaktır. Yine Bakara sûresinin 260. âyetinin anlattığına göre kalplerin mutmain oluşunun ikinci yolu da Allah’ın meşhûd âyetlerdir. Hani İbrahîm (a.s): Ya Rabbi ölüleri ölümünden sonra nasıl dirilttiğini görmek istiyorum! demişti de Allah: “İnanmıyor musun ey İbrahîm?” buyurunca: İnanıyorum ya Rabbi! Ancak kalbim itminana kavuşsun için istiyorum demişti ya. İşte anlıyoruz ki kalplerin tüm tereddütlerden, şüphelerden kurtulup, tüm cehaletlerden sıyrılıp doyuma, sükuna ulaşmasının yolu bu iki yoldur. Birisi şu elimizdeki Allah’ın kitabının âyetlerini tanımak, ötekisi de Allah’ın kâinatta serpiştirdiği görsel âyetlerine muttali olmak, o âyetlerin bilincine ermektir. İşte o Rab’lerine inabe edenler, Rab’lerinin dâvetine icabet edenler, Rab’lerine yönelenler, nerede ve hangi durumda olurlarsa olsunlar kıblelerini, pusulalarını Rab’lerine doğru çevirip Rab’lerinin hayat programını kabullenenler Allah’ın zikriyle, Allah’ın âyetleriyle mutmain olurlar. Sürekli Allah’ın kitabıyla beraber olurlar. Allah’ın kitabıyla yol bulurlar. Tüm hayatlarını kitap kaynaklı yaşarlar. Kitaptan asla uzak kalmazlar. Allah’ın kitabıyla mutmain olup başka şeylere ihtiyaç duymazlar, başka yollara gitmezler. Allah’tan başkalarına yönelip müracaat etmezler. Tüm problemlerini Allah’a havale ederler. Allah nasıl istemişse öylece yaparlar ve rahat ederler. Çünkü Allah’ın istediği, kitabın emrettiği şeylerin tamamı insan fıtratına uygun şeylerdir. Fıtratı yaratan, fıtratı en iyi bilen Rab’lerinden gelen bu kitapla o mü’minlerin kalpleri itminana kavuşuyor. Evet unutmayalım ki kalplerdeki şüphe, tereddüt, küfür, şirk, nifak ve tüm diğer hastalıklara şifa olsun diye gelmiştir bu kitap. Ve yine kesinlikle bilelim ki bu kitapla tanışmadan, bu kitaptan haberdar olmadan, bu kitabın âyetleriyle birlikte olmadan kalplerin sıhhate ulaşması, doyuma ulaşması asla mümkün olmayacaktır. Tüm kalbi hastalıklara şifadır bu kitap. Bedeni, kalbî, aklî, ruhî, ailevî, toplumsal ne tür hastalık olursa olsun onların tümüne şifadır, çaredir, çözümdür bu kitap. Kalplerinizin huzursuzluğundan mı şikâyet ediyorsunuz? Cinlerden, perilerden, şeytanlardan mı korkuyorsunuz? Gamların, ke-derlerin kalbinizi istilasından mı dem vuruyorsunuz? Bir onulmaz karasevdaya mı tutuldunuz? Veya toplum olarak ekonominizin bozukluğundan mı şikâyet ediyorsunuz? Hukukunuzun felç olduğunu mu söylüyorsunuz? Toplumunuzun ahlâken sükut ettiğini mi düşünüyorsunuz? Ailevi bir huzursuzluk, bir geçimsizliğinizden mi dem vuruyorsunuz? Başınızın ağrısı, gözünüzün sancısı mı var? Oğlunuzdan, kızınızdan bir şikâyetiniz mi var? Ne tür bir hastalığınız, ne tür bir sıkıntınız olursa olsun bilesiniz ki bu Kur’an tüm hastalıklarınıza şifadır. Yönelin Kur’an’a, okuyun kitabı, uygulayın kitabın âyetlerini, mutlak sûrette şifa bulacaksınız. Bundan zerre kadar bir şüpheniz olmasın. Kalp Allah için niyet taşıyorsa, dil Allah namına konuşur, göz Allah’ın istediklerini görür, kulaklar Allah adına duyar, ayaklar Allah’ın istediği yere gider. Kalp mü’minse tüm azalar da mü’mindir, kalp kâfirse, kalp bozuksa tüm azalar bozuk demektir. Manevi yönden bu böyle olduğu gibi organik yönden de böyledir. İnsanın kalbi sıhhat-teyse tüm vücudu sıhhattedir, kalp hastaysa tüm vücut hastadır. Bugünkü tıbb-ı nebeviye alternatif olarak çıkmış ve nerdeyse müslümanlara bile Rasûlullah’ın tıbbını unutturacak kadar hüsnü kabul görmüş şu materyalist tıpla İslâm tıbbının ayrıldığı nokta işte buradadır. İslâm insanı ruh ve bedenin bileşkesi görürken bugünkü mo-dern tıp Veya Hipokrat tıbbı insanı sadece organizmadan ibaret kabul etmektedir. Rasûlullah efendimiz bu hadisleriyle son derece açık ve net bir biçimde beden hastalıklarının kaynağını ruhta görürken bu-günkü materyalist tıp maddeci olduğundan, ruhu, manayı reddettiğinden hastalığın kaynağı olarak organizmayı kabul etmektedir. Halbuki Rasûlullah efendimizin bu hadisine göre hastalığın kaynağı ruhtur, kalptir. İnsandaki ruhsal bir dengesizliğin, ruhsal bir depresyonun bedenin en zayıf yerinde patlak vermesinin adına hastalık diyoruz. Ya da kalbin uyumsuzluğunun bedende tezahürüdür hastalık. Çünkü kalp sıhhatteyse tüm beden sıhhatlidir, kalp hastaysa tüm beden hastadır. Kalpte bir uyumsuzluk, bir dengesizlik varsa bu bedenin an zayıf yerinde patlak verir. Kalpteki bir uyumsuzluk kimisinin midesi zayıftır orada patlak verirken, kimisinin dişi zayıftır orada patlak verir. Ruhun uyumsuzluğu ve dengesizliği de onun gıdası olan vahiyden mahrum oluşu ve günahlardır. Evet ruhun hastalığı imansızlık ve günahlara bağlıdır. Onun içindir ki meselâ bundan yüz sene önce tıp bu kadar gelişmediği halde hastalıklar da o derece azdı. Bugün müşrik tıbbın zirveye ulaştığı söyleniyor ama hastalıklar da ona nispetle beş misli artmıştır. Acaba bunu neyle izah edeceğiz? Tıp bu kadar ilerledi de hastalıkların kökü neden kesilmiyor? Hayır hayır, bunun sebebi toplumda günahların artması ve insanların ruh dengelerinin bozulmasıdır. Ruhlar artık yüz yıl öncesinde olduğu gibi gıdasını alamaz olmuş, ruhlar vahiyden mahrum kalmış, ruhlar doyuma ulaşamamış ve dengeleri bozulmuştur. Kalpler bozulunca da bedenler bozulmuştur. Öyle değil mi? Yüz yıl önce tıp bu kadar ilerlemiş değildi. Günümüzde tıp zirveye çıktı deniyor, ama hastalıklar da önceki dönemlere göre çok fazlasıyla artmıştır. Bunun sebebi insanlarda ruh-beden dengesi bozulmuştur. Vahiyle doyurulamamış ruhlar, günahlara batmış kalplerdeki depresyonlar bedenlerde kendini gösterir olmuştur. Evet işte kalp budur, işte hastalık budur ve işte tedavisi de va-hiydir. Allah düşmanları insanları vahiyden koparıyorlar, verdikleri materyalist eğitimleriyle insanları maneviyattan boşaltıyorlar tüm toplumu hasta ediyorlar sonra da tedavi edeceğiz diye materyalist tıplarının verileriyle insanları soymaya çalışıyorlar. Benim bu konuda dinim budur. Benim bu konuda, benim her konuda dinim vahiydir, kitaptır, sünnettir bundan başkasını da bilmem. Peygamberimden duyduğum bir hadise karşı tüm dünyayı delil olarak getirseniz bile benim için vız gelir. Çünkü Allah’a bilinen bilgi, vahiyle bilinen bilgi yüz de yüzden de öte kesin bir bilgidir ve de imanın konusudur. Dileyen buna böylece inanır mü’min olur dileyip inanmayan da dilediğini tercih eder. Öyleyse gelin ey insanlar, tüm dertlerimizi, tüm hastalıklarımızı Allah’ın şifa kaynağı olarak gönderdiği elimizdeki bu kitabımızla tedavi edelim. Unutmayalım ki insanlar, aileler, toplumlar, kalpler, sadırlar bu kitapla şifa bulacaktır. Genç, ihtiyar, kadın, erkek, mü’min, kâfir, Yahudi, Hıristiyan fark etmez kim yolunu şaşırmış, kim bir problemle karşı karşıya gelmiş ama çözüm yolu bulamamışsa mutlaka bu kitaba yönelmek zorundadır. Şu anda yeni dünya düzenleri, şu veya bu düşüncelerle, şu veya bu tedbirlerle sizleri bu sıkıntılardan kurtaracaklarını iddia etseler de işte görüyoruz hastalıkların, problemlerin çözümü şöyle dursun onları çoğaltmanın ötesinde bir şey yapabildikleri yoktur.