30. “Ey Muhammed! Sana vahy ettiğimizi okuman için, seni de onlardan önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik; o ümmet merhametli olan Allah'ı inkâr eder; de ki: O benim Rabbimdir, O'ndan başka İlâh yoktur, yalnız O'na güvenirim, dönüşüm de Onadır.” Evet, ey peygamberim, seni kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği, nice toplumların konup göçtüğü bir topluma, bir ümmete gönderdik ki o ümmet merhametli olan, kendilerine karşı Raûf ve Rahîm olan Rab’lerini küfretmektedirler. Rab’lerini, Rablerinin kitabını örtmekte, örtbas etmekte, görmezden ve duymazdan gelmektedirler. Sen de ki onlara: O Allah benim Rabbimdir. O’ndan başka ken-disine kulluk edilecek, O’ndan başka sözü dinlenecek, O’ndan başka yasaları uygulanıp çektiği yere gidilecek İlâh yoktur. Ben sadece O’na güvenir, sadece O’na teslim olurum. İşlerimi, problemlerimi sadece O’na havale eder, sadece O’nun dediklerini yaparım. Çünkü dönüşüm Onadır. Allah niye gönderirmiş elçisini? Kulları adına aldığı kulluk maddelerini, kulluk programını ihtiva eden ve değeri hiçbir şeyle, hiçbir nimetle değişilmeyecek olan bu kitabı insanlara duyurmak, bu kitabı onlara okumak için. İşte peygamberin geliş sebebi budur. Çünkü Allah’ı tanıtan, kitaptır, kulluğu anlatan, kitaptır, sıratı gösteren, kitaptır, cenneti gösterip kazandıran, cehennemi gösterip ondan kurtuluş imkânı sağlayan, kitaptır. Evet insanları cennete ulaştıracak ve ateşten koruyacak olan bu kitaptır. Ve işte peygamberin temel görevi de bu kitabı insanlara okumak, bu kitabı insanlara duyurmaktır. Öyleyse peygamber yolunun yolcuları olarak, peygamber misyonunun sahipleri, sâlikleri olarak unutmamalıyız ki bizim görevlerimiz de budur. Biz de tıpkı örneğimiz, önderimiz gibi topluma Allah’ın kitabını okuyacak, Allah’ın âyetlerini okuyacağız. Toplumda bu âyetleri duymamış bir tek insan kalmayacak biçimde okuyacak, duyuracak, anlatacak, öğrenmek isteyenlere öğreteceğiz. Kadın, erkek, genç, ihtiyar herkese okumak zorundayız. E peki zaten bu insanlar Kur’an’a iman ediyorlar onlara niye okuyacağız? demeyeceğiz. Çünkü Kur’an müslümana da uyarıdır, kâfire de uyarıdır. Bilelim ki Kur’an müslü-mana hatırlatmadır, kâfire de uyarıdır. Bu okuma görevi bizim en temel görevimizdir. Herkese okuyacağız bu kitabı. Bu okuduğumuz insanlar arasından öğrenmek isteyenlere öğreteceğiz. Yâni Kur’an’ı pratikte yaşamak isteyenlere de işte kitabın pratiği budur diye onun pratiğini de göstereceğiz ve böylece o insanların Rahmân’ı örtmekten, Rahmân olan Allah’ın kendilerinden istediği kulluğu örtbas ederek bir hayat yaşamaktan kurtaracağız. Değilse işte Rabbimiz anlatıyor ki bu kitabı tanımayan insanlar kendilerini yaratan, her şeylerini kendilerine lütfeden Rab’lerini örtecekler, Rab’lerini gündemlerinden düşürecekler ve Rab’lerinin hayat programını bilemedikleri için ondan razı olmayacaklardır. Rab’lerinin kitabından habersiz yaşayan bu insanlar cahilce Rab’lerini dışlayacaklardır. Rab’lerine kulluğu bir kenara bırakıp başkalarına kulluk edeceklerdir. Ama eğer bizler bu insanlara Rahmân olan Rab’lerini tanıtabilirsek, Rahmân olan Rab’lerinin kitabının âyetlerini tanıtabilirsek onlar kesinlikle Rab’lerine kulluğa yöneleceklerdir. Bilmiyorlar bu insanlar. Halbuki O Allah kullarının hayatını düzenleyendir. Halbuki O Allah Kullarına hayat programı göndererek onarın velâyetlerini elinde tutandır. O Allah sadece kendisine tevekkül edilecek, sadece kendisine güvenilecek, kulluk iplerinin ucu sadece kendisine teslim edilecek olandır. Herkes yaşadığı bu hayatın sonunda O’nun huzuruna dönecek ve yapıp ettiklerinin hesabını O’na ödeyecektir.