36. “Kendilerine kitap verdiklerimiz, ey Muham-med, sana indirilenden memnun olurlar. Karşı gruplar içinde ise, onun bir kısmını inkâr edenler vardır. De ki: “ Ben ancak Allah'a kulluk etmekle ve O'na asla ortak koşmamakla emrolundum. Hepinizi ancak O'na çağırıyorum ve dönüşüm Onadır.” Hani önceki âyetlerinde Rabbimiz onlar zikirle, kitapla mutmain olurlar, kalpleri Allah’ın kitabıyla doyuma ulaşır buyurmuştu ya, işte burada da aynısı anlatılıyor. Ey peygamberim, o kendilerine kitap verdiğimiz ehl-i kitap sana indirdiğimiz bu kitapla sevinip övünürler. Onlar, Allah tarafından kitap gönderilen, kendilerini bir kitaba izafe eden, benim de bir kitabım var, ben de kitap sahibiyim diyen müslü-man, Yahudi, Hıristiyan herkestir. Yâni bu ehl-i kitap kavramından sadece Yahudi ve Hıristiyanları anlamayacağız. Bizler de ehl-i kitabız. Çünkü biliyoruz ki bizden önceki iki kitap ehli toplum, Yahudi ve Hıristiyanlar Allah’ın kendilerine gönderdiği kitaplarını bozup tahrif ettiler. Kitaplarının işini bitirip kendi hevâ ve heveslerine tabi oldular. Kuranda Rabbimiz ısrarla bize onları anlatarak onların durumuna düşmememiz konusunda bizi uyardığı halde maalesef şu anda müslümanlar da kitaplarına karşı aynen onlar gibi davranmaktadırlar. Tıpkı onlar gibi bugün müslümanlar kitaplarıyla bağlarını koparmışlar, kitaplarına karşı ilgisiz kalmışlar, kitaplarını arkalarına atıp kendi hevâ ve heveslerine tabi olmuşlardır. Tıpkı onlar gibi bugün müslümanlar da kitaplarından habersiz bir hayat yaşamaktadırlar. Müslümanlar da şu anda kitaplarını oku-muyorlar, kitaplarını tanımıyorlar. Kitap kaynaklı bir hayat yaşamı-yorlar, hayatlarını kitaplarıyla düzenlemiyorlar. Okumadan, anlamadan sahiplendikleri, bağırlarına basıp kendilerini izafe ettikleri kitapları başka, hayatlarını düzenledikleri kitapları farklıdır. Bu açıdan ken-dilerine kitap verildiği halde bu kitabı tanımayan kitap ehli olan Ya-hudi ve Hıristiyanlarla müslümanların bir farkı kalmamıştır. Kitaplarını tahrif edip, onun âyetlerini kendi hevâ ve heveslerine göre yorum-layan önceki ehl-i kitapla şu anda kendi yaşadıkları hayatlarına göre, kendi düşüncelerine göre kitaplarını yorumlayarak, kitaba uyacakları yerde kitabı kendilerine uydurmaya çalışan müslümanların hiçbir farkları kalmamıştır. Elbette kitabı tanımayanların bu kitapla sevinip övünmeleri mümkün olmayacaktır. Burada anlatılanlar kitaplarını okuyan, kitaplarını tanıyan, kitapla yol bulan, hayatlarını kitaba göre düzenleyen mü’minlerdir. İşte bu kitabı kabullenip kulluk için ona muhtaç olduklarının bilincine erenler, onsuz Sırat-ı Müstakîmi bulamayacaklarını, onsuz cennete ulaşamayacaklarının şuurunda olanlar bu kitapla sevinip coşarlar, içleri bu kitapla huzur bulur, kalpleri bu kitapla yatışır. Çünkü bir müslüman için bu kitap dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlıdır. Evet gerçek mü’minler bu kitapla huzura kavuşup, bu kitabın değerini anlayıp, onu ellerinden, dillerinden, kalplerinden, zihinlerinden, gözlerinden, kulaklarından düşürmezlerken, kimileri de bu kitabın bir kısmını örterler. Kitabın işlerine gelen bir bölümünü kabullenirler, ama işlerine gelmeyen bir kısmını örtüp, örtbas edip gündeme getirmezler. Bakıyoruz şu anda müslüman cemaatler aynı şeyleri yapıyorlar. Her bir grup Kitabın bir kısmını, bir bölümünü gündemlerine alıp, bir kısmını örtmeye çalışıyor. Veya şu anda müslüman olduklarını söyleyen kimi demokrat ve laiklerin kitabın bir kısmının mü'mini bir kısmının da kâfiri olduklarını görüyoruz. Kimi müslümanların da kitabın tehlike boyutuna varmayan bir kısmını gündeme getirip, onları eyleme dönüştürme çabası içine girerlerken, düzenle çatıştığı için tehlike boyutunda olan bir kısmını görmezlikten gelmeye çalıştıklarını görüyoruz. Allah korusun bugün bu konu hemen hemen bütün müslümanların umumî belâsı haline gelmiştir. Bakıyoruz toplumda, salonlarda, mescitlerde, kürsülerde bir bölüm âyetler gün yüzüne çıkarılırken, bir kısım âyetler de kenara çekilmeye çalışılıyor. Bir kısım âyetler hep gündemde tutulmaya çalışılırken, kimi âyetler duyulmasın diye âdeta ağıza bile alınmamaya çalışılıyor. Veya bakıyoruz müslümanlardan kimileri sadece zikir, fikir, tesbih, gece namazı âyetlerini gündeme getirirken öteki âyetleri sanki görmezden geliyorlar. Tamam bunlar da var Kur’an’da, bunlar da bilinmeli, bunlar da anlaşılmalı, ama ötekiler niye hiç ağıza alınmıyor? Bakıyoruz bir başka müslüman grup da işte vatan, devlet, nizam, intizam, Allah’ın indirdiği âyetlerle hükmeden hükmetmeyen filan, sadece o âyetleri gündeme getirmeye çalışıyorlar. Bir başka grup müs-lüman da kıssa ile başlıyor, kıssa ile bitiriyor. Sanki Kur’an’da başka âyet yokmuş gibi sadece bunları gündeme getiriyor. Allah diyor ki; onlardan kimileri kitabın bir kısmına inanır da bir kısmını inkâr ederler. Kitaba karşı böyle davranmanın sonucunun Rabbimizin Kur’an’ın değişik yerlerinde anlattığına göre dünyada rezillik, rüsvalık, horluk, hakirlik, kölelik ve Allah’ın lânetine hak kazanmadır. Öncekiler bunu tattılar zaten dünyada da, şu anda da müslümanlar tadıyorlar bu horluğu, bu alçaklığı iliklerine kadar. Kitabı parçalayıp onun bir kısmını kabul edip bir kısmını reddeden, işlerine ge-lenleri kabul edip, işlerine gelmeyenleri reddeden kimselerin cezası çok çetindir dünyada. Bakaradakileri kabul, ama Âl-i İmrân’dakilere hayır diyenler, Kur’an’ın namazını kabul ama, hukukunu reddederiz diyenlere, Kur’-andaki ibadet âyetlerine evet, ama aynı Kur’an’ın ekonomik düzenlemelerine hayır diyenler, Kur’an’ın orucunu kabul, ama kitabın siyasal bakış açısına hayır diyenler, kitabın sosyal yapılanmalarına hayır diyenler, kitabın bir kısmına inanıp da bir kısmını reddetmeye çalışanlara, kitabın tamamına iman etmeyenlere yeryüzünün en büyük belâları ve Allah’ın lâneti gelecektir. Çünkü bu suç suçların en büyüğüdür. Böyle kitaplarını parçalayanlara, hayatlarını parçalayıp bir bölümünü Allah kaynaklı, kitap kaynaklı öteki bölümlerini de başka kitaplar, başka tâğutlar kaynaklı yaşayanlara de ki peygamberim: Sizler ne yaparsanız, nasıl düşünürseniz düşünün, ne suç işlerseniz işleyin. Benim sizinle ve yaptıklarınızla bir ilgim alâkam yoktur. Bana gelince, ben sadece Allah’a kulluk etmekle, hayatımı parçalamadan her bir bölümünü sadece Onun yasalarına göre düzen-liyorum. Ben sadece Allah’a kulluk etmek ve kesinlikle Ona hiçbir şeyi ortak koşmamakla, Allah’a hiç kimseyi şirk koşmamakla emrolun-dum. Eğer sizler hem müslüman olduğunuzu iddia ediyor, hem Allah’a hem de başkalarına kulluk etmeye çalışıyorsanız, hem Allah’ı hem de başkalarını dinliyorsanız, hayatı parçalıyor ve bir bölümünü Allah kaynaklı, bir bölümünü de başkaları kaynaklı yaşamaya çalışı-yorsanız, kitabın işinize gelen âyetlerini kabul ediyor, işinize gelme-yenleri reddetmeye kalkışıyor, reddettiğiniz bölümleri tâğutların yasalarına göre düzenlemeye çalışıyorsanız o zaman bilesiniz ki ben sizin Allah’tan başka taptıklarınızın hiçbirisine tapmam. Sizin tüm küfür anlayışlarınızdan, şirk anlayışlarınızdan uzağım. Ben sizin kendi hevâ ve heveslerinizden kaynaklanan fikirlerinizden, felsefelerinizden, sizin tüm hayat anlayışlarınızdan beriyim. Ben ancak Allah’a kulluk ederim. Ben sadece Allah’a teslim olmakla em-rolundum. Sadece Allah’a iman edenlerden olmakla, hayatımın her bir anında sadece Allah’a teslim olanlardan olmakla emrolun-dum. Sizin gibi hayatın bazı alanlarında Allah’a söz hakkı verip, öteki alanlarında başka İlâhlara, başka Rab’lere kulluk etmemekle, hayatı parçalamamakla, hayatın tümünde Onun yasalarını uygulamakla emro-lundum. Çünkü sizin bu yaptıklarınız şirktir.