Ra'd Suresine Dön

Ra'dالرعد

40. Ayet

40Ra'd Suresi

وَاِنْ مَا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ

Onlara vadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana göstersek veya (hiç göstermeden) seni vefat ettirsek de (fark etmez). Sana düşen ancak tebliğ etmektir. Hesap görmek de bizim işimizdir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

40. “Ey Muhammed! Onlara vaat ettiğimiz azabın bir kısmını sana göndersek de, senin canını alsak da, vazifen sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek Bize düşer” Ey peygamberim! Biz onlara vaat ettiğimiz azabın bir kısmını dünyada sana gösteririz, yahut da biz seni onların arasından çekip alırız. Sen bunu hiç düşünmeden, bunun hesabına girmeden tebliğ görevine devam et. Tabi her dâvâ adamı hayatındayken dâvâsının yeşerdiğini, dâvâsının galibiyetini, dâvâsının önünü kesmek isteyen düşmanlarının mağlubiyetini hayattayken gözleriyle görmek ister. Bunu dünyada görememeye dayanamaz. Mutlaka bunun için sabırsızlanır. İşte zaman zaman düşmanlarının zâhiren güçlüymüş gibi göründüğü, dâvâsının zâhiren hüsnükabul görmemiş görünmesi karşısında Rasûlullah efendimiz de sabırsızlanıyor, üzülüyor, sıkıntı çekiyordu. Allah dâvâsının bir an evvel insanlar tarafından anlaşılıp sahiplenilmesini istiyordu. İnsanların cehenneme gidişine dayanamıyordu. Rabbimiz buyuruyordu ki ey peygamberim sen bunu hiç düşünme. Dâvânın galibiyetini hiç kafana takma. Bu dâvâ benim dâvâmdır ve bu dâvâyı galip getirecek olan benim. İşte hayat budur. İşte Rabb’inin vadi budur. Allah yeryüzünde kendisini kendisinin tanıttığı gibi tanımaya, kendisinin istediği gibi kendisine kulluğa yanaşmayanlara mutlaka azap vaat etmiştir. Al-lah’ın bu konudaki azabı kesindir. Ama bu hemen olmayabilir. Dün-yada acilen olmayabilir. Bunu sen hayatında görebilirsin de görme-yebilirsin de. Öyleyse ey peygamberim! Sen sabret! Her şeye rağmen, tüm bu karşı gelmelere, tüm bu alay edişlere, tüm bu müstekbirce davranışlara karşı sen sabret, dayan, diren! Aldırış etmeden yoluna devam et! Bıkma! Usanma! Şunu kesinlikle bilesin ki Allah’ın vaadi haktır. Allah seni ve dâvânı mutlaka galip getirecektir. Allah senin düşmanlarını mutlaka mağlup edecektir, bundan en küçük bir endişen olmasın. Sen görevini yap gerisini düşünme. Şunu kesinlikle unutma ki netice sana ait değildir. Bu dâvâ senin dâvân değil Allah’ın dâvâsıdır ve de bu dâvâ seninle bağımlı değildir. Dünyada, hayatında bu dâvânın galibiyeti veya düşmanlarının kahredilişi düşüncesiyle sen kendini meşgul etme. Senin görevin sadece çalışmak ve Rabb’inin istediği biçimde yürümektir. Ama bilesin ki sana onlara, düşmanlarına vaat ettiğimiz azabın bir kısmını sana hayattayken göstereceğiz. Ya da senin hayatına son vereceğiz. Seni kendimize alacağız. Dâvânın ulaştığı yüceliklerin bir kısmını veya düşmanlarına yaptıklarımızın bir kısmını göreme-yebilirsin. Öyle de olmuş nitekim. Rabbimiz Bedir günü düşmanlarından en büyüklerinin geberişini ona göstererek Rabbimiz peygamberinin gözünü aydın etmiş, sonra hayatındayken Mekke’nin fethini ve Arap yarımadasının hemen hemen tamamının fethini göstererek peygamberini sevindirmiştir. Ama bir kısmını göremesen bile ne gam onlar sonunda benim huzuruma gelecekler ve onlara ne yapacağımı sana o zaman göstereceğim. Öyleyse sen bunu kafana takma! Sen bu konuda hiç endişe etme! Sen yoluna devam et, bizim buna gücümüz yeter! Sen hiç üzülme! öyle de böyle de olsa onlar kesinlikle Allah’ın azabından kurtulamayacaklardır onlar. Öyleyse peygamber yolunun yolcusu olarak bize düşen de bu insanlara Allah’ın dinini duyurmaktır. Bir daha, bir daha duyurmak, herkese duyurmak. Ama bunu yaparken de herhangi bir hesabın içine girmemektir. Efendim şöyle yaparsak, şöyle bir metot izlersek, önce şunlara, şunlara anlatırsak, şunları kazanırsak yığınlarla insan kazanacağız. Önce zenginleri kazanmalıyız, önce toplumun elit tabakasına anlatmalıyız, zeki insanları bulmalıyız gibi hesapların içine girmemeliyiz. Çünkü bu işin hesabı bize ait değildir. Hesabı yapan Allah’tır. Ama işte bu âyetlerin işaretinden anlıyoruz ki zaman zaman bir insan olarak dâvâsının galibiyetini tez zamanda görmek isteyen Allah’ın Resûlü de böyle hesapların içine girdi. Meselâ bu köleler varken senin yanına gelmeyiz. Onları yanından kov ki gelip bizler de seni dinleyelim diyen Mekke’nin elit tabakasını bu dine kazandırıp, bu dinin önündeki engeli kaldırmayı düşünen peygamberini Rabbimiz Abese sûresinde, En’âm da ve Kehf sûresinde uyarıverdi. Peygamberim vazgeç bu düşüncelerinden, bunun hesabını yapmak bana aittir, sen hesap yapma buyuruverdi. Bakın Allah nasıl hesap yaparmış?