Rahmân Suresine Dön

Rahmânالرحمن

61. Ayet

61Rahmân Suresi

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız?

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

60-61. “İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir? Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” İhsanın karşılığı ihsan olmaz mı? İyiliğin karşılığı iyilik değil mi-dir? Kulluğun ve itaatin karşılığı ihsan değil midir? Dünyada Rablerini görüyormuşçasına O’na kulluk yapanların, Rablerinin yasalarını çiğnememek, sınırlarını tecavüz etmemek, gazabına maruz kalmamak için bir ömür çırpınanların karşılığı ihsan değil midir? Dünyada her an Allah kontrolü altında olduklarının bilincinde bir kulluk hayatı yaşayan, kendilerini, amellerini, niyetlerini, hayatlarını Rabblerine beğendirmeye çalışan kulların, muhsinlerin hakkı değil midir ihsan? İhsan Allah’ı görüyormuşçasına Ona kulluk yapmaktır. İhsan tüm hayatı Allah huzurunda, Allah kontrolünde ve Allah için yaşamaktır. İhsan her an Allah’ın kendisini gördüğü şuuru içinde olmak ve yaptıklarının tümünü O’na lâyık ve O’nun adına yapmaya çalışmak demektir. Kişinin yaptığı her şeyi, attığı her adımı, konuştuğu her cümleyi Allah huzurunda Allah kontrolünde yapma şuuru içinde olmasıdır. Rasûlullah Efendimizin bir hadislerinden öğreniyoruz ki; imanın en üstünü kişinin her nerede olursa olsun Allah’ı yanı başında bilmesidir. İnsanın bu şuuru elde etmesidir. Farz edin ki arabanızla bir yere gidiyorsunuz. Yanınızdaki arkadaşlarınızdan birisi; arkanda trafikler var! diye sizi uyarsa biraz daha dikkatli davranırsınız değil mi? Veya dükkanda ticaret yapan birisine; “maliyeciler burada!” dendiği zaman biraz daha farklı davranır değil mi? Veya; “bu yolda radar var!” İkazını alan bir sürücü biraz daha kendisine çeki düzen verecektir değil mi? İşte ihsan budur ve bu şuura eren kimse, her an Allah huzurunda ve Allah kontrolünde olduğunu bilen kimse tüm davranışlarına dikkat edecek, tüm yaptıklarını Allah’a lâyık yapmaya çalışacaktır. İşte bu ihsan dediğimiz Allah’ı görüyormuşçasına O’na kulluk İslâm’ın en büyük kaidelerinden birisidir. İslâm tüm kanunlarını işte bu kaide üzerine bina eder. Siyasal, ekonomik, hukuki, içtimaî, ferdî ailevi tüm yasalarını bu esasın üzerine bina eder. İnsanların birbirleriyle münasebetleri, insanların diğer varlıklarla münasebetleri, insanların Rabbiyle münasebetleri, savaş, barış her şey bu esasa bina edilir. Tüm ilişkilerinde tüm kararlarında ve davranışlarında kişi kendisini yaratan, kendisini yaşatan Rabbinin huzurunda ve karşısında olduğunu unutmaz. Bütün kalbiyle bütün varlığıyla bütün benliğiyle, zahiriyle batınıyla, içiyle dışıyla, zamanıyla mekanıyla Allah huzurundadır. Hani Allah’ın Resûlü Cibril hadisinde: “Her ne kadar sen onu görmüyorsan da O seni görüyor ya” buyuruyordu. İşte bu duygu insanın ruhunu, bedenini her şeyini kaplayan bir ürpertidir. Bu şuuru kavrayan bir mü’min her an Rabbinin basîret nazarının mevcudatın her zerresine nüfuz ettiğini iliklerine kadar hissedecek ve hayatına çeki düzen verecektir. Her şeyden haberdar olan her şeyi gören ve her şeye nüfuz eden gözün sürekli murakabesi altında bulunmanın korkusu içinde samimi bir kalple ona yönelecek, hiç bir zaman hiç bir eyleminin O’ndan gizli kalmadığını anlayacak, O’nun göremeyeceği bir harekette bulunmasının mümkün olmadığını kavrayacak, içini dışını temizleyip O’na lâyık hale getirecek, O’nun rızasını kazanmak için elinden gelen her şeyi yapmak için çırpınacaktır. İhsan, hayatın her şeyinde ihsan. Hayatın her bir bölümünde ihsan isteniyor bizden. Savaşırken ihsan, öldürürken ihsan, ölürken ihsan, infak ederken ihsan, kurban keserken, yerken, yedirirken, namaz kılarken, oruç tutarken, haccederken, savaşırken, barışırken hep ihsan isteniyor bizden. Yani hayatı Allah için yaşamak isteniyor. İhsan budur işte. Hayatı Allah için ve Allah’ın gördüğü şuuru içinde yaşamak. İşte Allah böyle kendisini görürcesine kendisine kulluk yapanları sever. Allah’ın her an ve her zaman kendisini kontrol ettiğine inanan ve her an Allah huzurunda bir hayat yaşadığı bilincine eren bir müslüman elbette tüm yaptıklarını Allah’a lâyık yapmaya çalışacaktır. Bu murakabe mü’mini tek başına iken de insanlar arasında iken de hiç bırakmayacak ve siyasetinde, iktisadında, ticaretinde, alışverişinde, dersinde, sohbetinde, almasında, vermesinde, küsmesinde barışmasında hep etkili olacaktır. Mü’min tüm hayatında sadece Rab-bine, Rabbinin rızasına teveccüh edecek ve böylece hep Allah huzurunda bulunduğunun şuurunda olan mü’minin tüm yaptıkları, tüm hayatı ibâdete dönüşecektir. Şimdi böyle bir mü’minin yalan söylemesi, insanları kandırması, Allah’ın kendisinden istediği emirleri konusunda tembellik yapması, zarar olduğunu bildiği bir eylemi gerçekleştirmesi, Allah’ın kullarını günaha sokacak bir kıyafetle sokağa çıkması, yeryüzünde fitne ve fesada yönelmesi, çevresindekilere zulmetmesi asla mümkün olmayacaktır. Böylece her an ve her zeminde Allah tarafından ihata edildiğinin şuurunda olan mü’min kendisinden uzak olana asla teveccüh etmeyecek, kendisinden uzak olanlara dua etmeyecek, daraldığı bunaldığı zaman Allah’tan başkalarını imdadına çağırmayacaktır. Bir de Rabbinin kendisine bu kadar yakın olduğunu bilen ve bunun şuurunda olan bir mü’min kendisini daima kuvvetli hissedecek ve şartlar ne olursa olsun hiç bir şeyden ve hiç kimseden korkmamayı becerebilecektir. İşte dünyada muhsince bir hayat yaşayanlara tüm bu nimetlerini ihsanda bulunuyor Rabbimiz. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerine yalan diyebilirsiniz?