Rahmân Suresine Dön

Rahmânالرحمن

8. Ayet

8Rahmân Suresi

اَلَّا تَطْغَوْا فِي الْم۪يزَانِ

Mizanda (adalet ölçüsünde) haksızlık yapmayın.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

5-10. “Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir. Yıldızlar ve ağaçlar O’nun buyruğuna boyun eğerler. O, göğü yükseltmiştir; tartıyı koymuştur. Artık tartıda tecavüz etmeyin. Tartmayı doğru yapın, tartıyı eksik tutmayın. Allah, yeri canlı yaratıklar için meydana getirmiştir.” Ay ve güneş de Allah’ındır. Onların yaratıcısı da Allah’tır. Rab-bimiz onlara da belli yasalar koymuştur. Tıpkı sizin yaratılışınız gibi, ay ve güneş de öyle gelişigüzel değil, belli bir hesaba göre yaratılmıştır. Rabbiniz ayın ve güneşin hareketlerini de belli bir yasaya bağlamıştır. Bu da sizin için bir nimettir. Sizler Rabbinizin o ay ve güneşe takdir buyurduğu yasalardan istifade ederek günlerin, ayların, yılların hesabını yapabiliyorsunuz. Onlar sizin için takvimcilik yapmaktadırlar. Rabbinizin koyduğu bu yasalardan hareketle önceden güneş tutulmasını, ay tutulmasını bilebilmektesiniz. Rabbiniz dilediği fevkalade bir durum, bir mûcize olmadıkça bu yasalarını da değiştirmiyor. Yıldızlar ve ağaçlar da Rabblerine secde ederler. Yıldızlar ve ağaçlar Rabblerinin buyruğuna boyun büküp teslim olurlar. Rabbleri kendilerine neyi emretmişse, hangi fonksiyonu icra etmelerini istemişse, onlar da Rabblerinin yasalarına teslim olurlar. Allah kendileri için nasıl bir kulluk programı belirlemişse, onu mutlaka yerine getirirler. Allah’ın belirlediği yörüngenin dışına asla çıkamazlar. Sadece onlar değil, insanın dışındaki tüm yaratıklar bir an bile yaratıldıkları gâyenin dışına çıkamazlar, Rabblerine kafa tutamazlar. Dağlar “Yeter artık ya Rabbi! Bizler biraz da senin yasalarının dışına çıkacağız!” diyemiyor. Güneş “Yeter artık bugün doğmayacağım! Bugün insanlara, kullarına ısı ve ışık göndermeyeceğim!” diyemiyor. Bulut yağmur yağdırmamayı tercih edemiyor. Bal arısı, “Yeter ya Rabbi artık ben bu kullarına bal yapmayacağım!” İnek, “süt vermeyeceğim!” diyemiyor. Elma ağacı elma vermezlik edemiyor. Kıyamete kadar Rabbimiz hangi varlığa ne misyon yüklemişse Rabblerinin emrine boyun büküp itirazsız onu yerine getiriyorlar, itiraz edemiyor, dışına çı-kamıyorlar. Üstelik bunların hiçbirisinin cennete girme gibi bir dertleri, cehennemden kurtulma gibi bir endişeleri de yoktur. Ama insan cehennemle kuşatılmışken, her an cenneti kaybetme ve cehenneme yuvarlanma durumuyla karşı karşıyayken, çok zalim ve cahil davranıyor, kendi kendisine zulmediyor, Allah’a kafa tutuyor, Allah’la çatışma içine giriyor ve Allah’ın kendisi için belirlediği hayat programını yerine getirmiyor, Allah’a secde etmiyor, Allah’ın emir ve yasaklarına riâyet etmiyor. İnsanın dışındaki tüm varlıklar ise bakın işte Rabbimizin beyan ettiği gibi O’nun buyruklarına boyun büküyorlar. “Biz semayı yücelttik. İnsanın üzerine semâyı yükseltip bina ettik.” Onu da biz yarattık. Onun yasasını da biz koyduk. İşte gördüğünüz gibi direksiz, desteksiz, payandasız semâyı da üzerinizde biz durduruyoruz. Allah tüm bu varlıkları yarattığı gibi, onların uyacakları kanunları da koymuş, onlar için bir denge sistemini de belirlemiştir. “Ey insanlar! Tartıda tecavüz etmeyin. Allah’ın koyduğu adâlet ölçüsünü, dengeyi bozmayın. Allah’ın koyduğu adâlet terazisine, Allah’ın koyduğu denge yasasına müdahale edip bozmadan yana bir tavır sergilemeyin! Benim fıtrî yasalarımı bozmayın!” diyor, ama gelin görün ki, insanlar önce kendi içlerindeki Allah’ın fıtrî yasalarını, denge unsurlarını bozmuşlar. Tevhid üzerine yaratıldıkları halde, kendilerini sadece Allah’a kulluk ortamından uzaklaştırmışlar, Rabblerine karşı bir takım varlıkları ortak koşmuşlar, şirkin içine düşmüşler. Sonra içlerinde gerçekleştirdikleri bu serkeşliği çevrelerine yansıtmışlar. Dağların fıtratını, yenilen, içilen yiyeceklerin fıtratını, bitkilerin, hayvanların, üzümün, suyun, kadının, erkeğin fıtratını bozmuşlar. Daha çok kazanmak, daha çok ekonomik güce ulaşmak için insan sağlığını hiçe sayarak her şeye müdahale etmişler. Allah diyor ki, “ölçüyü, teraziyi bozmayın.” Allah’ın koyduğu fıtrî yasalara müdahale etmeyin. Ölçtüğünüz zaman doğru ölçün, adâletli ölçün. Başkalarına zulmederek, başkalarının hakkına müdahale ederek kıyamet günü sizin için tutulacak terazinize yazık etmeyin. Her şeye bir denge koyan, her şeyi belli bir hak yasaya bağlayan Allah, hayatınızı, aile, toplum, ekonomik hayatınızı belli bir düzene koymuştur. Tüm hayatınızda Allah’ın istediği şekilde davranarak, Allah’ın yasalarına riâyet ederek, Rabbinizin koyduğu kurallara boyun büküp, teslim olarak ne Rabbinize, ne kendinize, ne de başkalarına karşı zalim konumuna düşmeyin. Kendi kendinizi ve toplumunuzu denge bozucu olarak, fesat çıkarıcı olarak helâke sürüklemeyin. Bakın Rabbi-miz bu kitabının pek çok yerinde bireysel ve toplumsal dengeleri bozan nice toplumların helâk olduklarını anlatmaktadır. Toplumun ticarî dengelerini alt üst eden Medyen halkı helâk olmuştur. Toplum içinde Allah’ın koyduğu cinsel yasayı bozan Lût kavmi helâk edilmiştir. Özellikle burada ticaretteki ölçü ve tartıya riâyet isteniyor. İnsanların mala bakışlarının Allah’ın istediği gibi olması, Allah’ın haram-helâl yasalarına riâyet edilmesi, mal konusunda ölçüye-tartıya riâyet etmeleri emrediliyor. Şuayb’ın (a.s) toplumu olan Medyen ahalisinin en büyük hastalığı muamelat konusuna Allah’ı karıştırmamak ve ölçü-tartıya riâyet etmemekti. Ölçü ve tartıda kapitalist bir hayatı ortaya koymaktı. Maddeci ve materyalist bir anlayışın doruklaştırılmasıydı. Yeryüzünde Allah’ın koyduğu dengeyi bozuyor, insanların mallarını eksiltiyor, ihtiyaç olmayan malları reklamlarla ihtiyaçmış gibi yutturuyor, parayı eksiltiyor, paranın değerini düşürüyor ve haksız yere insanların ceplerine el atıyorlardı. Sadece kendi menfaatlerini düşünüyor, tüm dünya kendilerine verilse bile bir türlü doymuyorlardı. Ekonomik insan olup çıktıkları için, insanlara ölçüp tartarken hep eksik ölçüp tartıyorlar, zulmediyorlardı. İşte şu anda, günümüzde bunların her çeşidini gördüğümüz bu ahlâksızlıklar bir toplumun helâkine sebep olmuş suçlardır, Allah korusun. Sonra, Allah yeryüzünü de tüm mahlukâtı için yaratmış, meydana getirmiş, alçaltmış, sermiş, düzene koymuştur. Bizim istifademize sunmuş, bizim için onu zelil hale getirmiş, bize boyun büktürmüş, uysal hale getirmiştir. Yeryüzünü bir sergi olarak, bir döşek olarak bizim altımıza serivermiştir. Yani eğer şu anda bizler yeryüzünün omuzlarında gezip dolaşabiliyor, ona hükmedebiliyorsak, bilelim ki, biz ken-dimiz onu teslim aldığımızdan değil, Rabbimizin onu bize zelûl kıldığından, itaatli kıldığından, bizim emrimize âmâde kıldığındandır. Altımızda rahat durması için dağları kazıklar olarak arza çakmış, dağların arasından da bizim için geçitler, yollar açmış, ekip dikmemiz için ovalar kılmış, her şeyiyle onu bizim hizmetimize sunmuştur.