29. “Hayır; zulmedenler, körü körüne kendi heveslerine uymuşlardır. Allah'ın saptırdığı kimseleri kim doğru yola eriştirebilir? Onların yardımcıları da yoktur.” Ama zalimler akıllarını kullanmıyorlar. Zalimler Allah’ın bu misallerini anlamıyorlar, anlamaya yanaşmıyorlar. Bilâkis onlar Allah âyetlerini bırakıp hevâ ve heveslerine tabi oluyorlar. Bilgisizce, cahilce kendi hevâlarının peşine düşüyorlar. Mülkte, saltanatta, yetkide, egemenlikte zalimler şu anda geçici de olsa bunların sahibi biziz. Bu mülkte, bu köyde, bu şehirde, bu ülkede söz sahibi biziz. Bizler dilediklerimizi yapabilme imkânına sahibiz. Dilediğimiz gibi karar verip, dilediğimiz gibi bir hayat yaşama yetkisine sahibiz. Tabii imtihan gereği Rabbimiz kendilerine geçici olarak bu yetkiyi vermiştir. Ve bu adamlar kendilerine verilen bu güç ve kuvvetin, bu mülkün bitmeyeceğini zannediyorlar. Hayatın, ülkenin yasalarını koyma hakkı bizdedir diyorlar. İşte görüyoruz. Allah’ın dininin hakim olmadığı tüm ülkelerde hakim güçler bunu söylüyorlar. Allah’tan başkalarına, Allah’ın yaratıklarına yetki veriyorlar da Allah’a yetki vermemeye çalışıyorlar. Allah’ın mülkünde, Allah’ın arzında Allah’a söz hakkı vermemeye çalışıyorlar. Allah’ın kullarının Rabbim Allah demelerine bile izin vermemeye çalışıyorlar. Veya işte Allah yeryüzünde bir imtihan gereği birilerine ötekilerden daha fazla ekonomik güç veriyor. Ötekilerine vermediği mal, mülk veriyor. Aynı zamanda ona verdiği mal ve mülkte başkalarının da haklarının olduğunu beyan ediyor. Birine bir milyar vermişse diyor ki bu paranın tamamı senin değildir. Senin ailen, çalıştırdıkların, işçilerin, kölelerin, câriyelerin, fakir akrabaların, yetimlerin, komşuların, Müslümanların, hayvanların da hakları vardır. Yâni bir Müslümana verilenler üzerinde verilenler oranında başkalarının hakkı vardır. Meselâ bir Müslümana bir milyar verilmiş, ama yüz Müslüma-na bir milyar dahi verilmemiş. Bu verilmeyenler verilenlerin emri altında çalışmak zorundadırlar. Onların işyerlerinde çalışıyorlar. İşte o yüz Müslümanın kendisine milyar verilmiş kimsenin ekonomik gücünde hakları vardır. Allah yasayı böyle belirlemiştir. O yüz Müslümanın geçiminden de o tek Müslüman sorumludur. O yüz Müslümana ayrı ayrı kendi ekonomik gücünden verip onları kendi hayat standardına ulaştırmalıdır. Ama bakıyoruz böyle yapmıyorlar. Çalıştırdığı insanlara diyorlar ki bakın sizin işiniz gücünüz yok, paranız pulunuz yok, gelin benim işyerimde çalışın diyor. Onlar çalıştıkça onlara Allah’ın istediği şekilde hak vermeyen o kişi bu sefer onların alın terleriyle önceki gücünü on misline çıkarıyor. Onların çalışmaları sonunda elde ettiği kazancın sadece onda birini onlara veriyor, onda dokuzu yine kendisine kalıyor. Allah’ın verdiği ekonomik güçte başkalarına hayat hakkı ta-nımıyor. Göklerin ve yerin sahibi olan Allah’a bu konuda hayatına ka-rışma hakkı vermiyor. İşte bu zulümdür, haksızlıktır. Allah diyor ki ba-kın zalimler Allah’ın isteklerini, Allah’ın yasalarını bırakıp kendi hevâ ve heveslerine tabi oluyorlar. Evet Allah’ın istemediği bir hayatı yaşayan herkes zalimdir. Allah’ın saptırdığına kim hidâyet edebilir? Allah’ın saptırdığına kim yol gösterebilir? Öyleyse yeni baştan iman etmek, yeni baştan imanımızı tazelemek, yeni baştan hayatımızı Allah’ın âyetleriyle düzenlemek zorundayız. Hayatımızı Allah’a, Allah’ın kitabına, Resûlünün sünnetine arz etmek zorundayız. Ya Rabbi bilir bilmez ben bir hayat yaşıyorum, bilir bilmez içinde bulunduğum toplumun, devletin değer yargılarına göre bir ekonomik anlayış benimsiyorum, acaba bu doğru mudur, yanlış mıdır? Sen nasıl bir ekonomik düzen istiyorsun? diye kendimizi sorgulamak zorundayız. Bu mal sadece bana mı ait? Sadece kendime harcayayım diye mi bunları bana verdin? Benim malımda başkalarının da hakkı var mı? Ben işyerimde çalıştırdığım işçilerimi doyurmak zorunda mıyım? Ben son model arabalarda gezerken bunlar hâlâ bisikletle benim işyerime gelmeye devam mı etmeliler? Ben kazancın onda birini bunlara verip onda dokuzunu kendim mi almalı mıyım? Ben evime götürdüklerimden onların evlerine de götürmeli miyim? Yoksa kazancı aramızda eşitçe paylaşıp, kendi harcamalarımı kısıp onları da kendi hayat standardına çekmeli miyim? Acaba şu dükkanımda çalıştırdığım kadınları kızları evlerinde durdukları halde beslemek zorunda mıyım? diyerek uygulamalarımızı bir daha gözden geçirmek zorundayız. Bunun için de şunu yapmak zorundayız: