33,34. “İnsanlar bir darlığa uğrayınca Rablerine dönerek O'na yalvarırlar, sonra Allah, katından onlara bir rahmet tattırınca içlerinden bir takımı kendilerine verdiklerimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Safa sürün bakalım, yakında göreceksiniz.” İnsanlar bir darlığa düştükleri zaman, kendilerine bir zarar isabet ettiği zaman hemen Rablerine yönelip dua dua yalvarıp yakarırlar. Bir sıkıntı, bir dert, bir hastalık, bir fakirlik dokunduğu zaman bütün varlıklarıyla Allah’a yönelerek dua ederler. Sonra Allah onlara katından bir rahmet tattırdığı zaman da onlardan bir grup Rablerine şirk koşmaya, ortaklar koşmaya başlıyorlar. Evet kendisine bir zarar, bir felâket, bir musîbet geldiği zaman hemen Rabbine yönelerek dua ediyor, aman ya Rabbi zaman ya Rabbi! Bu belâdan beni kurtarsan, kurtarsan sen kurtarırsın! Sen korursun! diye dua dua yalvarıp yakarıyor. Ama sonra kendisine Rabbinden onun mukabili bir nimet ulaşınca, Allah onu bir nimetle değiştirince de daha önce dua ettiği Rab-bini unutup Ona ortaklar bulmaya, Ona şirk koşmaya başlayıveriyor. Allah’a müşrikçe bir karşı koyuşa geçiveriyor. Allah’ın yetkilerini sınırlandırmaya, Allah’ı hayatına karıştırmamaya başlayıveriyor. Ne kötü bir tavır değil mi? Sıkıntı, deprem, felâket anlarında dua dua yalvardığı Allah’ı unutuyor ve artık ya Rabbi kusura bakma, sana ihtiyacım kalmadı diyor. Arada Seni memnun etmek için üç beş kuruş bir dilenciye vereyim, ama Sen benim malımın tümüne, hayatımın tümüne karışamazsın demeye başlayıveriyor. Arada bir işte bayramlarda namaz da kılayım ama tüm zamanlarımı sana veremem demeye başlayıveriyor. Yönetimime, hukukuma, ekonomime, mektebime, kazanmama, harcamama, dükkanıma, evime karışamazsın demeye başlayıveriyor. İşte görüyoruz hastayken dua dua Allah’a yalvarıp şifa bekleyen adam iyi olunca bakıyorsunuz ki adam kendisini hastalıktan kurtaran Rabbine hamd edecek yerde, Ona kulluğa yönelecek yerde, Onu gündeme getirip şükredecek, teşekkür edecek yerde Onu unutarak şirk koşmaya başlayıveriyor. Beni doktor kurtardı, bana şu ilaç şifa verdi, beni filanlar, feşmekânlar kurtardı demeye, onlara hamd etmeye başlayıveriyor. Eğer onlar olmasaydı halim perişandı diyerek Allah’a nidler, ortaklar bulmaya başlayıveriyor. Daha önce dua ettiği Allah’ı diskalifiye ederek işte kafamı çalıştırdım. Aklımı kullandım. Falan müdür, filan efendi yetişti de beni kurtardı demeye başlayıveriyor. Bu nimetin kendisine Allah’tan geldiğini unutuveriyor. Veya işte adam önceleri fakirdir, dar gelirlidir. Dua dua Allah’a yalvarıp yakarır. Ya Rabbi bana imkân ver diye. Sonra Allah ona zenginlik verir, ekonomik, siyasal güçlere ulaşır, sonra kendisine bunları veren Allah’ı unutarak sevinmeye, şımar-maya başlıyor. Namazı, niyazı terk ediveriyor. Örtülüyse açılıp saçılmaya, Allah’a hamd edeceği yerde, bu verdiklerinden ötürü daha çok Ona kulluğa koşacağı yerde Ona nidler, ortaklar bulmaya, onlara hamd etmeye başlayıveriyor. Efendim, beni bu noktalara falanlar, filanlar taşıdılar. Efendim ben bütün bunları diplomamla kazandım. Bunları ben hak ettim demeye ve Rabbine karşı kulluğu, teslimiyeti, ibadeti, itaati bitiyor, cennet, cehennem, âhiret, hesap, kitap unutuveriyor. Yâni kötü gününde Allah’ı hatırlıyor, ama iyi gününde, işi bitti mi Allah’ı unutuveriyor. Haydi faydalanın bakalım. Faydalansınlar bakalım biraz. Biraz nimetlenip keyfetsinler bakalım. Mallarıyla, mülkleriyle, dünyalarıyla biraz yaşasınlar bakalım. Yakında bileceksiniz. Ne kadar keyf içinde bir hayat yaşayabilir insan? Ne kadar devam edebilir keyfi? Ne kadar devam edebilir sıhhati? Tekrar hastalanacak değil mi? Tekrar sıkıntılar gelmeyecek mi? Tekrar bir felâket daha gelmeyecek mi başına? Kıyamet kopmayacak mı? Ölüm gelmeyecek mi? Nasıl böyle bir tavır sergileyebilir insan Rabbine karşı?