29. “Ey Muhammed! Sana indirdiğimiz bu kitap mübarektir; âyetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.” İşte bir kitap. İşte bir yasa ve yazgı. Ki Biz onu seni ve senin şahsında kıyamete kadar gelecek tüm mü’minleri şereflendirelim, tüm insanlık için bir gündem, bir hayat programı yapalım diye sana indirdik. İşte bu işleri haberdar edendir bu kitap. İşte tüm bu konularda kıstastır bu yazgı. Mübârektir bu kitap, bereket kaynağıdır. İşte bu kitabın bir bereketi de, kimin mü’min kimin kâfir olduğunu, kimin takvâ ehli, kimin fısk-ı fücûr ehli olduğunu haber vermesidir. İlk bereketi semâvât ve arzın varlık sebebini haber vermesidir. Semâvât ve arzın bâtıl yere, boş yere yaratılmayıp hak bir yasaya istinat ettiğini haber vermesidir. Bu dediyse tamam, kimse değiştiremez, kimse bozamaz, kimse aksini söyleyemez. Kimin iman etmiş ve iman kaynaklı bir hayat yaşar olduğunu, kimin yeryüzünde ifsât özelliğiyle açığa çıktığını, kimin takva sahibi, kimin füccâr olduğunu bu kitap söyleyecek. Başka hiçbir kimse, hiçbir varlık, hiçbir kitap yetkili değildir. Yâni hangi yolun insanı cennete, hangi yolların da cehenneme götüreceğinin beyânı sadece bu kitaba aittir. Çünkü yasa ve yazgıdır bu kitap. Değiştirilmesi mümkün olmayan kitabedir bu. Allah’ın hayata, Allah’ın zihinlere, Allah’ın fıtratlara nakşettiği yasalar ve yazgılardır bu kitap. İnsan hayatının, toplum ve birey hayatının değişmez kurallarıdır bu kitap. İşte bu değişmez yasalarını Rabbimiz peygamber efendimize, onun şahsında hepimize indirmiştir. Hepimizin hayatına, hepimizin gündemimize, ağzımıza, kulaklarımıza indirmiştir. Allah’ın yaptığının tamamen tersini mi yapıyoruz bugün? Yâni Kur’an’ı, Allah’ın indirdiğini, elimizden, ağzımızdan, kulağımızdan, evimizden uzak tutmaya, kaldırmaya mı çalışıyoruz? Elimizin altında, dilimizin altında, masamızın üstünde, kalbimizin yakınında cebimizde olsun diye Allah’ın gönderdiği bu kitabı yoksa kaldırıp uzaklarda tutmaya, ulaşılamayacak yükseklerde tutmaya mı çalışıyoruz? Allah için her birerimiz ne yaptığımızı bir düşünelim. Acaba Allah’ın indirdiği bu kitap benim neremde? Ben ne yapıyorum bu kitaba karşı? Bu kitap bana inmiş mi, iniyor mu şu anda? Herkes bunu ciddi ciddi bir düşünsün. Bu kitap mübârektir, bereket kaynağıdır, insanları berekete, hayra, güzelliğe, sevaba, cennete ulaştırandır. Kur’an’la beraber olan kişi tüm bereketlere, tüm hayırlara ulaşacaktır. Kur’an’la beraber olanlar hayatta daha mutlu, daha dengeli, daha huzurlu olacaktır. Ama âyetlerini tedebbür etmek şartıyla. Âyetleri tedebbür edilecek bu kitabın. Âyetler üzerinde düşünülecek, kafa yorulacak, anlamaya çalışılacak. Bu âyet bana ne dedi, benden nasıl bir görev istedi diye kafa yoracak ve onların dediklerini yapma ve yaşama yolunda olduğumuz müddetçe bu kitap bize bereketlerini sunacaktır. Hattâ öyle ki, tecrübelerimle sabittir ki böyle yapınca bir çok problemlerimizin çözüme ulaştığını, pek çok sıkıntılarımızın giderildiğini, nice hastalıklarımızın şifa bulduğunu bizzat gözlerimizle göreceğiz Allah’ın izniyle. Bugüne kadar gerek ailevî, gerek bedenî, gerek sosyal, gerek ekonomik nice sıkıntıların bu kitapla çözüme kavuştuğuna bizzat gözlerimle şahit oldum. Aile geçimsizliği yaşayan birilerine, kanlı bıçaklı birbirlerine düşmüş ortaklara, ata evlât ilgisizliği yaşayan birilerine, bunalım yaşayanlara, hattâ tıbbın yapacak bir şeyimiz kalmadı dediği bir deri bir kemik kalmış nice erkek ve kadınlara ben bu yöntemi tarif ettim. Dedim ki; buyurun, bereket kaynağı bir kitap, dertlere derman bir kitap, müracaat edin ve onun bereketlerinden istifade edin diye tavsiye edip de hayırlı sonuç aldığım sayılamayacak kadar çok olmuştur. Ama ne yazık ki sıkıntı içinde kıvranan nice insanlar bu bereket kaynağından gafildirler. Bunu anlayanlar akıllılardır diyor Rabbi-miz. Bu gerçeği anlayamayanlar, bereket kaynağından habersiz yaşayanlar akıllı insanlar değildir. Evet üzerinde düşünenler, anlamaya, kavramaya ve gereğini yerine getirmeye çalışanlar için bu kitap bereket kaynağıymış. Peki acaba bundan önceki kitaplar da böyle bereket kaynağı mıymış? Onu da bundan sonraki âyetinde şöyle haber veriyor Rabbimiz: Ama bu kitabın bereketli, mübârek, bereket kaynağı olması için, insanların cennet yollarını açması, cehennem yollarına barikatlar koyması için şu şarttır: Bu kitabın âyetleri üzerinde tedebbür edilmelidir, akıl yorulmalıdır, anlaşılmaya çalışılmalıdır. Yattığınız yerden anlaşılmaz bu kitap. Yattığınız yerden bereketlerini açmaz size bu kitap. Anlamak üzere okumazsanız, tedebbür etmezseniz, âyetlere kafa yormazsanız anlaşılmaz bu kitap. Açmaz size bereketlerini. Bereket kaynağı olmaz o zaman size. Aklınızı bu kitaba takacak, gönlünüzü buna açacak, kafanıza bunu koyacaksınız. En büyük dert, en öncelikli iş olarak bunu kabul edeceksiniz. Üzerinde düşünecek, tefekkür edecek, zikredecek, aklınızın en üst köşesine koyacaksınız. İşte ancak o zaman bu kitap mübârek olacak, o zaman berekete ulaşmış olacaksınız. Bunu becermiş, Allah âyetlerini anlamış, onlarla hayatı yorumlamış, onların bereketine ulaşmış örnek bir kul mu istiyorsunuz? İşte Dâvût (a.s). Bakın Allah ona da bir mübârek Süleyman lütfetmiştir.