Sâd Suresine Dön

Sâdص

2. Ayet

2Sâd Suresi

بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ

(Hayır!) Bilakis kâfirler, (anlamsız) bir kibir ve ayrılık/muhalefet içindelerdir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

1,2. “Sâd; öğüt veren Kur’an’a andolsun ki, inkâr edenler gurur ve ayrılık içindedirler.” Sûre, Huruf-ı Mukatta ile başlıyor. Kur’an sâdıktır. Kur’an’ın mübelliği Muhammed (a.s) sâdıktır. O ne söylemişse, onun iki dudağının arasından ne çıkmışsa Allah onu tasdik edendir, Kur’an ona şehadet edip doğrulayandır gibi mânâlar verilmişse de, önceki sûrelerde dediğimiz gibi dinleyin şu anda Allah konuşuyor. Bu sözler Allah sözleridir. Bunları Allah sözü olarak dinleyin ve hayatınızı bu sözlerle düzenleyin diye Rabbimizin bir uyarısıyla karşı karşıya olduğumuzu anlayacağımız müteşabih bir âyetle muhatap oluyoruz. Zikir sahibi Kur’an. Mü’min zikirle beraber olmalıdır. Çünkü bu Kur’an bütün âlemlerin zikridir. Tüm varlıkların gündemidir. Tüm varlıkların hayat programını belirler bu kitap. İşte bu yetkiye sahip olan Kur’an’a yeminle söze başlar Rabbimiz. Bu zikri, bu gündemi, bu hayat programını örtmek, örtbas etmek isteyen kâfirlerin kendi kendilerine bir izzet ve şeref arayışı içine girdiklerini anlatır. Sonra der ki; onlar şikâk içindedirler. Bölük pörçüktür onlar, darmadağınıktır. Veya şâk olmuşlardır. Karşı durmuşlar, kenar durmuşlar, cephe oluşturmuşlar, karşı gelmişler. Allah’a, Allah’ın kitabına, Allah’ın zikrine, hayat programına, Allah’ın elçisine düşman olmuşlar, cephe oluşturmuşlar, karşı gelmişler. Böyle yapanlar tarihe bir bakıverseler olmaz mıydı? Bunu ilk yapan kendileri değil ki. Onlardan öncekiler de aynı şeyi yapmışlar ve feryadı figan etmişler. Ama bu feryatları onları kurtarmış mı? Hiç düşünmüyorlar mı bunu? Peki Allah’a ve kitabına karşı böyle tavır alan bu hainler acaba bunu hangi mantıkla yapıyorlardı? Dayandıkları bir şey var mıydı? Kur’an’ın zikir olma yetkisine, hayata program yapma yetkisine karşı gelen bu adamlar acaba kendi kendilerince haklı bir sebep bulabilmişler mi? Bakın bundan sonraki âyet onu şöyle anlatır: Evet, Kur’an’a andolsun ki, Kur’an üzerine iyi düşünün ki, Kur’-an’ı anlamaya ve onunla hayatınızı düzenlemeye çalışın ki, o Kur’an zikir sahibidir. Zikir bir anlamıyla küfrün mukabilidir. Bir şey zikredilirse küfredilmez, küfredilirse de zikredilmez. Yâni zikir gündemde tutmak, küfür ise gündemden kaldırmaktır. Bir başka mânâsıyla zikir dille, kalple, hareketle, eylemle, tasavvurla, düşünceyle, tasdikle, tatbikle, destekle bir şeyin gündemde duruşuna kişinin kendini âmâde kılması demektir. Buna göre temel prensip olarak ana zikir konusunun vahiy olduğunu bilen kişi, kendisini bununla görevli bilmelidir. Evet Kur’an zikirdir, gündemdir, gündem oluşturmaya yetkili bir kitaptır. Burada bir misalle konuyu biraz açmaya çalışalım. İnsanlardan iki türlü hayat programı söyleyelim: Bir: Sabahleyin güneş doğduktan sonra keyfi yetince kalkacak, arkasından biraz müzik dinleyecek, biraz televizyonla ilgilenecek, bir iki dizi filan izleyecek. Arkasından bir kahvaltı yapacak, birkaç kadeh atacak. Arkasından şöyle gazetelere bir göz atacak, birilerine birkaç küfür atacak. Sonra işte para düşünecek, yokluktan dem vuracak, krizden bahis açacak. Sonra işi-ne, dükkanına gidecek, alacak verecek. Sonra akşam olacak bir yerlere gitmeyi düşünecek, birilerine takılacak, bir şeylerin akıntısına gi-decek, işte böyle bir program. Gündeminde namaz yok, zikir yok, Al-lah yok, peygamber yok, kulluk yok, Kur’an yok, sünnet yok, kulluk adına hiçbir şey yok. Önce böyle bir program düşünün. Bir de ikinci bir program: Sabah erken kalkıp sabah namazı kılacak, sonra işine, aşına, hayatına devam ederken namaz vakitlerinde namaz kılacak, bazen inşallah maşallah diyecek, bazen programın ara boşluklarında biraz biraz Kur’an okuyacak, bazen komşularıyla, ev halkıyla dinsel içerikli konuşmalar yapacak, bazen hadis okuyacak. Bir de böyle bir program var. Şimdi söyleyin, acaba bunlardan hangisi daha bir Müslümanca? İkisi de değil mi? Niye? Çünkü ikisinin programını da bu Kur’an yapmamış. Çünkü Kur’an zikirdi. Kur’an program yapıcıydı. Programı Kur’an yapmalıydı. Unutmayalım ki gündemini Kur’an’ın yaptığı hayat Müslümanlıktır, gündeminde Kur’an’a yer ayrılan bir hayat değil. Gün-demi belirleyen Kur’an olmalı. Şunu yapacaksın, bunu yapmayacaksın, şuraya gideceksin, burada durmayacaksın, şunu konuşacak, bu-nu yiyecek, beni okuyacak, benimle yol bulacaksın gibi yapılacakların ve yapılmayacakların programını Kur’an belirleyecektir. Ama heyhat ki, bakın hayatını Kur’an ile programlayan olmadığından, Kur’an’ı anlamakta güçlük çekmeyenimiz de yoktur. Ondan dolayıdır ki adam marketini açarken, holdingini kurarken, mesleğini seçerken başta Kur’an merkezli düşünmediğinden, programın onayını Kur’an’dan al-madığından, Kur’an’ı işin o tarafına karıştırmıyor da işleyiş şeklinde, motifinde, motivasyonunda Kur’an’a aykırı bir şey var mı diye soruyor insanlara. Efendim çekleri şöyle yapıyoruz, kârları böyle belirliyoruz, zekatları böyle dağıtıyoruz, bunun Müslümanlığa aykırı bir yeri yoktur değil mi? diye Müslümanlıkla bağdaşmasını istiyor adam. Halbuki Kur’an gündem sahibidir. Gündem yapmaya yetkilidir. Allah için söyleyin; evinizin hangi programında Kur’an yetkili? Hayatınızın hangi bölümünde gündeme yetkili Kur’an? O zaman hayatınızın programını yapmaya yetkili bir Kur’an’ınız yoksa size ne derler? Hayatında Kur’an görmemiş derler değil mi? Kaba bir tabirle, “Kitapsız” derler değil mi? Ama biz buna dayanamıyoruz. Allah korusun ama maalesef tefsir yazan adam kitapsız, Kur’an anlatan adam kitapsız, namaz kılan adam, Müslümanlığını iddia eden adam kitapsız olacak buna göre. Tabii o kitabı Allah’ın kitabı olarak düşünmeyeceğiz. Değilse bizim kitaptan bölümlerimizin olduğunu herkes bilir. Bir “inna ağtayna ile üç kulhü” okuduk mu çok rahat karşımızdakine Müslümanlığımızı yutturur gideriz. Zikir sahibi Kur’an’a andolsun ki kâfirler bir kibir, gurur ve şikâk içindedirler. Evet Kur’an zikirdir, Kur’an gündemdir, Kur’an hayat programıdır, Kur’an yasadır, Kur’an şereftir. Hâfızalarda canlı tutulması gereken bir tezkiradır, bir haritadır, bir pusuladır Kur’an. İşte böyle bir kitaba yemin olsun ki, kâfirler kendileri için bir gündem olan, bir hayat programı olan bu kitaba karşı, bu kitabın mübelliğine karşı boş bir gurur, kibir ve şikâk içinde bocalayıp durmaktadırlar. Onlar böyle bir kitaba ve peygambere karşı şâk olmuşlar, şikâk olmuşlar, şaklaşmışlar, ayrılıp parçalanmışlardır. Kitabın ve peygamberin yolundan ayrılmışlar, parçalanmışlardır. Allah’ın kitabının ve Resûlü’nün ortaya koyduğu dine, hayat programına karşı alternatif bir din, bir cephe oluşturmuşlardır. Allah ve Resûlü’ne karşı savaş açmışlardır. Allah ve Resûlü’ne, Allah’ın kitabına ve peygamberinin yoluna muhalefet ederek mü’minlerin yolundan başka yollara gitmektedirler. Yapmayın, etmeyin ey kullarım. Bu gidişiniz yanlıştır. Siz bilirsiniz. Bakın değilse tarihte siz gibi olanlar da vardı, buyurarak bizi tarihle yüz yüze getirecek bundan sonra: