Sâd Suresine Dön

Sâdص

32. Ayet

32Sâd Suresi

فَقَالَ اِنّ۪ٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّ۪يۚ حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ۠

Demişti ki: “Benim hayra (atlara) olan sevgim, beni Rabbimi zikretmekten alıkoydu.” Nihayet o da perdenin arkasına gizlendi. (Güneş battı, ibadet vakti çıktı.)

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

31,33. “Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu. Süleyman: “Doğrusu ben bu iyi malları, Rab-imi anmayı sağladıkları, için severim” demişti. Koşup toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: “Artık yeter, onları bana geri getirin” dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.” Sarayında Süleyman aleyhisselâmla birlikteyiz. Sarayda im-kânları var, büyük saltanatı var. Rüzgarlar onun emrinde, ama rüzgar gibi koşan atları da var. Cinlerden, şeytanlardan, kuşlardan hizmet-çileri de var. Devleti var, saltanatı var, otoritesi var. Savaş atları, devletin idaresinde kullanılan atları var. Böyle sürüler halinde yaşayan, kendi başına buyruk atlar sürüsünü hiç gördünüz mü? Âl-i İmrân sûresi atların insanlar için süslü gösterildiğini, iştiha konusu olduğunu anlatır. Anlıyoruz ki Süleyman aleyhisselâm dünyanın en güzel atlarına sahip. O zaman elbette sarayda atlar için bir bölüm olacaktır. Uçsuz bucaksız bir sahada şu anda atlar sahnede. Öyle ki, bir ayağını tırnak üzerinde tutmuş, üçünün üzerinde sabit duran, ama sanki uçmaya hazır atlar. Sadece bir emir, bir işaret bekliyorlar sanki. Peki ne olacaktı bu kadar at? Gereği var mıydı, yok muydu? Diye bir soru ak-lınıza geldiyse, bunu bir bilene sormak zorundasınız. Kim o bilen? Elbette Muhammed aleyhisselâmdır o bilen. Sorun peygambere, at sevilir mi? Bu kadar at taşınır mı? At ne için kullanılır? Kim hangi şartlarda at taşır deyin. Bakın bir defasında İmam Buhârî efendimiz aracılığıyla sormuştum peygamberime de, o şöyle buyurmuştu: “Atlarla beraberlik üç ana programda mümkündür. 1- Rızık endişesi için, para kazanmak için, geçimlik için. 2- Şöhret için, şan için, hava atmak için, gurur kibir için at sahibi olmaktır ki bunu Resûlullah efendimiz yasak-lıyor. 3- Allah’ın dinini hâkim kılmak, düşmanlara karşı güç varlığı ola-rak cihadda kullanmak üzere at bulundurmak ki işte Süleyman aley-hisselâm’ın atları bunun içindi. İşte bu atlar kendisine arz edilmiş, seyrediyordu onları. Fıtratı bozulmamış bir peygamber, cihad adına beslenmiş atların sevgisiyle kalbi dopdolu bir beşer olarak atlarının karşısında. Süleyman (a.s) kitabımızın başka sûrelerinde de anlatılır. O kadar büyük saltanat sahibiydi ki, kendisine atlar takdim ediliyor. Çalımlı, cins koşu atları arz ediliyor. Şöyle bir ayağını çekmiş tırnağının üzerinde, öteki üç ayaklarını neredeyse hareket halinde, neredeyse uçmaya hazır, neredeyse gözden kaybolmaya hazır bir vaziyete getirmiş at sürüleri. Kendisine arz edilen bu atlar karşısında Süleyman (a.s) dedi ki: “Ben bu atları bana Rabbimi gündemde tutuyorlar,” diye seviyorum. “Ben bu malları, ben bu atları seviyorsam Rabbimi zikir mânâsına seviyorum, Allah’ı anma mânâsına seviyorum.” Ben bunları severken Allah’ı anmıyorum, namaz kılmıyorum, kitabını okumuyorum, tesbih etmiyorum, atı anıyorum, atı seviyorum ama bunu Allah izin verdi de onun için yapıyorum. Hattâ işte bunu söylerken baktı ki, atlar gözden kayboluverdiler. Rüzgar gibiydiler. Şimşek gibi, yıldırım gibiydiler. O kadar seyyâldılar ki, bir anda gözden kayboluverdiler. Dedi ki, “getirin onları bana. Getirin de seveyim onları, okşayayım.” Getirdiler. O da atların boyunlarını, yelelerini, bacaklarını okşamaya, sevmeye başladı. Dedi ki, ben atları seviyorum. Ben bu malları severim. Buradaki “hayır” kelimesi mal anlamınadır. Ben bu atları seviyorum, ama Rabbimi gündeme getirmekten dolayı seviyorum onları. Rabbim dedi diye, Rabbim bunu bana böylece zikredip ifade etti diye. Yâni ben onu öylece Rabbimden öğrendim diye. Ve o atlar benim için, bana Allah’ı gündemde tuttular diye onları seviyorum. Evet onlar bana Rab-bimi hatırlattıkları için seviyorum onları. İşte şu anda ben onlar karşısında Rabbimi zikrediyorum. Onlarla alâkalı Rabbimi düşünüyorum. Onları bana veren Rabbimdir diyerek, onları O’na kullukta kullanmalıyım diyerek, onlarla Allah adına cihada koşmalıyım diyerek hep Rab-bimi zikrediyorum, onları bunun için besliyorum, onları bunun için seviyorum. Derken, bu konuşma sürerken atlar kayboluverdiler ufukta. Gözden uzaklaştılar. Dedi ki Süleyman aleyhisselâm; getirin onları bana. Getirdiler. Başladı boyunlarını, yelelerini, bacaklarını okşayıp sıvazlamaya. Bu, insan fıtratında vardır. Her insan uzaktan gördüğünü yakın görmek ister, yakınındakine dokunmak ister, dokunduğuyla daha bir yakından messetmek, ilgi kurmak ister. İşte Kâbe’ye giden insan fıtratının Haceru’l Esved karşısındaki nasıl açığa çıktığını görüyoruz. Hemen varıvermek, öpüvermek, dokunuvermek, onunla beraber oluvermek isterler.