3. “Onlardan önce nice nesiller yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.” Kendilerinden önce Allah’a, kitabına ve elçilerine şak olmalarından ötürü, cephe açmalarından, karşı gelmelerinden, kafa tutmalarından ötürü Bizim nice nesilleri helâk ettiğimizi, kendilerine bizim yı-kımımız geldiği zaman yapabilecekleri hiçbir şeyleri olmadığı için ciyak ciyak feryatlar ettiklerini bilmiyorlar mı bu insanlar? Kendilerine helâkimiz geldiği zaman, “aman ya Rabbi! Zaman ya Rabbi! Bizi bağışla! Bizi affet!” diye feryâd-ı figân ettiler, yalvarıp yakardılar ama ar-tık o zaman kurtuluş zamanı değildir. Tövbe edeceklerse zamanında tövbe etselerdi. Hayattayken, fırsat eldeyken yapmalı değiller miydi bunu? Unutmayın ki, Benim kendilerine gönderdiğim zikirle ilgilenmeyen sizin gibi niceleri vardı tarihte, dinlemez misiniz onları? Kulak vermez misiniz onlara? Bakın ki o kâfirler havalanıyorlardı. Uçuyorlar, ne yaptıklarını bilmiyorlardı. Paramparça, ihtilâf etmiş kimseler olarak. “Şair” diyorlardı Allah elçilerine, “kâhin” diyorlardı. Kimileri, “biz asarız, biz keseriz,” diyordu. Bizim helâkimiz kendilerine geldiği zaman feryat ettiler, bağırıp çağırdılar. İnsanlardan, çevrelerinden yardım beklediler, imkân aradılar. Ama kaçma imkânları kalmamıştı. Neye güçleri yeterdi ki? Hani bir bedevi çocuk kumlar üzerindeki karıncalarla oynu-yormuş. Yolunu şaşırmış bir karınca bu tarafa gitmeye çalışırken, çocuk şöyle elini onun yoluna koyup engel oluyormuş. Onun elinin engelini gören karınca öbür tarafa dönüyor, bu defa da bu tarafa elini koyan çocuk: “Lâ menase leke, lâ menase lek” diyormuş. Yâni sana bir çıkış yok, sana bir gidiş yok, kaçış yok, kurtuluş yok diyormuş. Allah korusun, ya yarın aynısı bize de denirse. Farz edin ki yarın biz bir melek karşısında şu anda o çocuğun karşısındaki karınca kadar küçülmüş ve kaçıp kurtulmaya çabalarken çok güçlü bir melek: “Dur bakalım, hayır o tarafa değil, La menase lek,”deyiverse ne yapabiliriz?