45,47,48. “Ey Muhammed! Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahîm, İshâk ve Yakub’u da an. Biz onları âhiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık. Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler. İsmail’i, Elyesa’ı, Zülkifl’i de an. Hepsi iyilerdendir.” Peygamberim, bir de bu güçlü ve anlayışlı kullarımızdan İbrahîm’i, İshak’ı ve Yakub’u da hatırla, onları da gündemine al. Biz gerçekten onları âhireti düşünen, âhireti dert edinen, âhiret yurdunu kafaya takmış, Bize gönülden bağlı kullar kıldık. Ve onlar katımızda seçkin, hayırlı kimseler idiler. İsmail’i, Elyesa’ı, Zülkifl’i de hatırla ki, hepsi iyilerdendi. Yeni imamların, yeni yasal örneklerin huzurundayız. Rabbimiz bize yeni örneklerle tanıştırıyor. Dâvûd aleyhisselâmla tanıştık, sonra onun oğlu Süleyman aleyhisselâm’a misafir olduk, sonra her şeyi elin-den alınan Eyyub aleyhisselâm’a uğradık, onunla beraber olduk, şimdi de başka örneklerle tanıştıracak Rabbimiz. İbrahim, İshâk ve Yâ’-kub. Dede, oğul ve torun. Şimdi de onlarla beraberiz. Onları düşünüyoruz, onlarla beraberlik kuruyoruz, onları gündem yapıyoruz. Bazen tanışmak için uzaktan gelenlere şöyle diyorum: Hayrola gardaş, benden önce tanışman gereken kimseler yok muydu? İbrahim’i, İsmail’i, İshâk’ı, Yâ’kub’u tanıdın mı? Onlarla tanışıp konuştun da sıra bana mı geldi? Diyorum. Acı bir tebessüm ve başlar yerde. Yâni Allah için söyleyin, ne kadar tanıyoruz İbrahim aleyhisselâmı? Unutmayalım ki onları gündeme alabilmemiz onları tanımamıza bağlıdır. Ne kadar tanıyorsak o kadar gündemimizi dolduracaklardır. Şu anda yaşayan örnek arayanlar, aslında yasal örnekler olan peygamberleri tanıma zahmetinden kaçan insanlardır. Gelin vazgeçelim bu bozuk tavırlarımızdan da bu yasal örnekleri tanımaya koşalım. Bu üç peygamberle ilgili bizi ilgilendiren bölüm olarak Allah buyuruyor ki; onlar “eyd” ve “ebsar” sahibiydiler. Eller sahibi, güç sahibi, etkin ve egemenlik sahibi ve de basiret sahibiydiler. Görebilme, fark edebilme, anlayabilme imkânına sahiptiler. Hem güçlüdürler, hem de basiretlidirler. Tüm peygamber böyleydi. Bakın insanlara. Güçlüdürler ama bu güçlerini nasıl ve nerede kullanmaları gerektiği konusunda basiretleri yoktur. Hayatla hakiki bilgi olan vahyi birleştirme bilgileri yoktur. Nerede nasıl hareket edecekleri konusunu bilmemektedirler. Kimileri de bilir, kitabını yazacak kadar bilir ama güç yoktur. Peki acaba bir elinde kılıç, diğer elinde kalem anlamına mı gelir bu dediğim? Bilmem. Ama basiretle gücün, hikmetle iradenin birlik olmasıdır. İşte Allah’ın elçileri böyleydi. Dâr’ın, hakiki yurdun, âhir yurdun, âhiret âleminin gündeme alınması konusunda özelleştirilmişlerdir bu Allah elçileri. İşte bu peygamberler o konuyu anlatıyorlar. Dünya nedir? Dünya ne mânâya gelir? Dünya da kalış nedir? Âhiret nedir? Ona nasıl önem verilmelidir? İşte bu peygamberler bunu anlatırlar, bunu hatırlatırlar, bunu çağrıştırırlar. Bu peygamberleri görenler, onları hatırlayanlar, onları gündeme alanlar bunu hatırlarlar, bunu anlarlar. Öyleyse âhireti hatırlamak, âhireti tanımak isterseniz bu peygamberleri gündeme almak zorundasınız. Eğer bizler de onlarla tanışır, onlarla beraber olabilirsek kesinlikle bilelim ki bizler de “zikreddâr” olabileceğiz demektir. Yâni o zaman bizi görenler de, bizimle beraber olanlar da hep âhireti hatırlayacaklar, Allah’a kulluğu hatırlayacaklardır. Ve onlar bize göre seçkin ve hayırlı kimselerdir. Seçilen, ayrılan, ayrıcalıklı kılınan ve de en hayırlı, en bereketli kullarımızdır onlar. Onlarla alâkalı Rabbimin bize ulaştırdığı bilgilerin peşinde olabilirsek elbette biz de onlarla beraber olabileceğiz demektir. Hani seçkinlerin yediği yemek, seçkinlerin içtiği çay, seçkinlerin giydiği elbise denir ya, işte biz de seçkinlerden olabileceğiz inşallah. Kim bunlar? Bunları tanır ve örnek alırsanız cennet var diyorsa Allah, tanımak zorunda değil miyiz? Bana babam yeter, bana babalarım yeter demek zorunda değiliz artık. Çünkü bunlar zikirdir. Çünkü bunlar hayırlıdır. Allah bunların gündem olmasını istiyor. Başkalarının gündemine cennet var demiyor Rabbimiz.