14. “Ey İnananlar! Allah'ın dininin yardımcıları olun. Nitekim, Meryem oğlu Îsâ, Havarilere: “Allah’a giden yolda yardımcılarım kimlerdir?” deyince, Havariler: “Allah’ın dininin yardımcıları biziz” demişlerdi. İsrâil-oğullarının bir takımı böylece inanmış, bir takımı da inkâr etmişti; ama Biz, inananları düşmanlarına karşı destekledik ve üstün geldiler.” Öyleyse ey mü’minler, Rabbinizin bütün bu vaadlerine, bütün bu ikramlarına karşılık haydi sizler de Allah’ın, Allah dininin yardımcıları olun. Tıpkı Meryem oğlu Îsâ’nın Havarileri gibi. Bir zaman Hz. Îsâ (a.s) baktı ki, İsrâiloğullarının dört duvarı yıkık… Yıllar yılı peygamberlerini öldürmüşler, kitaplarını tahrif etmişler, kitaplarını dürüp arkalarına atmışlar, kitaplarından habersiz bir hayatın mahkumu olmuşlar, Allah dinini, Allah yolunu terk edip kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayata yönelmişler… Hz. Îsâ (a.s.) onları bu vaziyette görünce, üzülerek şöyle demişti: “Allah yolunda bana kim yardımcı olacak? Allah yolunda girişeceğim bir kavgamda kim bana yardımcı olup, benim yanımda yer alacak? Allah’a dâvet, Allah’ı insanlara duyurma yolumda, Allah’ın emirlerini dinleme, Allah’ın emirlerini uygulama konusunda kim bana yardım edecek? Bu kitabın âyetlerini çok uzaktaki insanlara götürme, yeryüzünde Allah’ın yasalarını hakim kılma konusunda kim bana yardımcı olacak?” Allah’ın dinini anlama ve yaşama, Allah’ın istediği gibi Müslüman olma konusunda aslında peygamberin hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Hiç kimse kendisine yardımcı olmasa da, peygamber tek başına kulluğu icrâ edendir. Yani peygamber Allah’ın kendisine yüklediği görevini yapamadı da, birilerinden bu konuda yardım istiyor değildir. Allah’ın elçisi, görevini yapmakla birlikte, cemaatle yaşanma karakterindeki bu dini ikâme konusunda birilerinin yanı başında olmasını, birilerinin kendi menfaatleri icabı Müslüman olup yükünü hafifletmesini istiyordu. Cemaat ya da ümmet, bir Peygamberin yükünü hafifleten, der-dini ve sorumluluğunu paylaşan en büyük destektir. Müslüman, yaşadığı şehrin her mahallesinden, her evinden sorumludur. Allah dinini, Allah âyetlerini her yere götürmek, ulaştırmak zorundadır. Gelin beraber olalım. Gelin beraber çalışalım, gelin birlikte o-muzlayalım Allah dinini. Gelin birlikte öğrenip, birlikte tebliğ etme ve yaşama kavgası verelim. Eğer Kitapsız ve sünnetsiz din olmayacağına inanır, bu yükü omuzlarınızda hissederseniz, o zaman sizler de bu dine yardım etmiş olursunuz. Şunu da göz ardı etmeyelim ki, eğer bizler de peygamberler gibi, onlar kadar bu mübârek yükü çekmeyi iliklerimize kadar hissedersek elbette Allah bize de onlara verdiği yardımcıları gönderecektir. Peygamberlere yardım, onların görevlerine yardım şeklinde olur. Peygamber (a.s), dünyada Allah’ın istediği adâleti gerçekleştirmek, insanların dünyada Allah’ın istediği hayat programını yaşamalarını sağlamak, insanların sadece Allah’a kul olmalarını gerçekleştirip onların cennet yollarını açmak, cehennem yollarına barikatlar koymak için gelmiştir. İnsanların yeryüzünde Rabb olarak Allah’ı, din olarak İslâm’ı, kitap olarak Kur'an’ı ve bu konuda örnek olarak da Hz. Peygamber’i tanımaları için gelmiş olan Peygamberin bu görevini, bu fonksiyonunu kendimize görev edinir, dert edinir, iş edinir, din edinirsek, biz de onlara yardımcı olmuş oluruz. Onların inandığına inanır, yaptıklarını yapar, sevdiklerini sever, reddettiklerini de reddedebilirsek, varlıklarını ve programlarını kendimize program kabul edebilir, isteklerine köstek değil destek olabilirsek, o zaman biz de onlara yardımcı oluyoruz demektir. Biz de Ensârullah’ız demektir. Allah’ın peygamberi Îsâ diyor ki: “Kim bana yardımcı olacak?” Onun bu talebine karşılık: Havariler, Îsâ’nın (a.s) arkadaşları, Îsâ’ya (a.s) iman etmiş Müslümanlar, Allah ve peygamber yolunun yardımcıları, beyazlar, beyaz elbiseliler, beyaz elbiseli görünenler. Hz. İsâ'nın yardımcıları. Bu kişilerin kassâr (çamaşırcı) veya avcı oldukları söylenir. Bazı bilginlere göre bunlara Havâri denmesinin sebebi; onların, insanların ruhlarını din ve ilim öğreterek arındırmalarından dolayıdır... Avcı olmaları ise, insanların ruhlarını kararsızlıktan kurtararak Hakka döndürmelerindendir (Râğıb Isfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, Mısır 1970, s. 192) Nitekim beyaz giydikleri için bu ismi aldıkları da söylenir (Buhârî, Fedâilu's-Sahâbe, 13). Bunlara, "Hz. İsa'nın, dini yaymak için seçip gönderdiği elçileri" de denilmektedir. Havâriler Peygamberlerin yakın takipçileri olan seçkin kimselerdir. Zeccâc, "Havâriler Peygamberlerin hâlis ve samimi dostlarıdır ve hayırlı kimselerdir" demiştir. Buna delil olarak da Hz. Peygamber'in "Her Peygamberin havârisi vardır, benim havârim de Zübeyr İbn Avvam'dır" hadisini zikretmiştir (Buhârî, Cihâd, 40, 41; Müslim, Fedâilu's-Sahabe, 48; İbn Mâce, Mukaddime, 11). Peygamber Efendimiz: "Zübeyr benim ashabımın seçkinlerin-dendir ve yardımcımdır" demek suretiyle, havârilerin peygamberlerin yardımcıları olduklarına işaret etmek istemiştir. Yine Zeccâc'a göre Hz. Peygamber'in ashabının tamamı havâridir (İbn Manzur, Lisânü'l Arab, Beyrut (t.y), IV, 220). Havârilerin, Peygamberlerin yakın dostları ve talipçileri olduğu-na Kur'an-ı Kerim'de şöyle işaret edilmektedir: "İsa onların inkarlarını hasredince: "Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?" dedi. Havâriler şöyle dediler, "Biz Allah'ın yardımcılarıyız, Allah'a inandık, O'na teslim olduğumuza şahit o!", "Rabbimiz! İndirdiğine inandık, Peygambere uyduk; bizi şâhit olanlarla beraber yaz..."dediler (Al-i İmrân, 3/52-54). Havâriler'in Hz. İsa'dan, Allah'ın gökten bir sofra indirmesini istedikleri Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle ifade edilmektedir: "Havâriler: "Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demiş-lerdi de, "Înanıyorsanız Allah'tan sakının" demişti. "Ondan yemeyi, kalplerimizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi, ona şâhit olmayı istiyoruz" dediler...Allah, "Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, dünyalarda kimseye azap et-meyeceğim şekilde ona azap edeceğim" dedi" (el-Mâide, 5/111-115) Evet, işte bu Havâriler dediler ki: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız, biz senin yardımcılarınız.” İşte Allah yolunda peygambere yardım budur. “Ey peygamber, sen şahit ol ki biz iman ediyoruz ve imanlarımızı amel haline getirip Müslüman oluyoruz. Allah’a inanıyoruz ve inancımızın gereğini yerine getiriyoruz. İşte namaza inanıyoruz ve kılıyoruz. İşte içkisiz sofrada oturmaya inanıyor ve içkisiz sofraya oturuyoruz. Oruca inanıyoruz ve tutuyoruz.” Çünkü peygambere iman, onun orucuna, namazına, cihadına iman demektir. Kitaba iman demek, hayatı onunla düzenlemeye ve kıyamete kadar onun geçerli olduğuna iman demektir. Allah bizden kendisine ve peygamberine yardım etmemizi is-tiyor. Allah’a yardım, Allah’ın dinine yardımdır. Allah’ı korumak, Allah-ın dinini korumak demektir. Allah’ı korumak, Allah’ın emir ve yasaklarını, Allah’ın hukukunu korumak demektir. Allah önce iman, amel, ih-las ve ihsan ile korunacaktır. Allah’a yardım, Allah’ın emirlerini yerine getirme ve yasaklarından kaçınmakla gerçekleşecektir. Allah’ın dininin hâkimiyeti adına çalışıp çırpınmakla gerçekleşecektir. Allah’ın dininin hâkimiyeti adına mal ve can fedâ etmekle gerçekleşecektir. Allah’a yardım, O’nun dini adına şehadeti göze almakla gerçekleşecektir. Unutmayalım ki, bir yasa olarak Allah kendi dinine yardım edenlere yardım edecektir. Allah, dinini koruyanları koruyacaktır. Öy-leyse Rabbimiz tarafından korunmayı, düşmanlarımız karşısında ayaklarımızı sabit tutup zafere ulaştırmasını istiyorsak, biz de Allah’ın dinine yardım edeceğiz. Yani kendimiz için, kendi kurtuluşumuz için Allah’ın dinine yardımcı olacağız. Değilse hâşâ, Allah’ın bizim yardımımıza asla ihtiyacı yoktur. Çünkü dininin hakim olacağını zaten Allah müjdelemektedir. Kendi lehimize Allah’ın dininin hâkimiyeti adına vereceğimiz yarım hurma, dökeceğimiz birkaç damla ter ve kan, bizim cennet yolunda ayaklarımızın kaymamasına, cennete ulaşmamıza sebep olacaktır. İşte Allah’a yardım, Allah’ın dinine yardım budur. Allah’a, Allah’ın istediği biçimde, Kitabında bize anlattığı mükemmel sıfatların sahibi ve noksan sıfatlardan münezzeh olarak inanmak, gönderdiklerine Allah’ın istediği biçimde iman etmek, emirlerini yerine getirip ne-hiylerinden kaçınmak, O’na istediği biçimde kulluk yapmak, sevdiklerini sevmek, düşmanlarını düşman bilmek, rızası sebebiyle razı olmak, gazabıyla gazaplanmak, O’nun dininin, O’nun yasalarının egemenliği adına malla ve canla cihad etmek, hâsılı tüm hayatı O’nun istediği biçimde değerlendirmektir. Tabii ki Allah’ın dinine yardım edebilmek, Allah’ın hukukunu koruyabilmek, Allah’ın dinini muhafaza edebilmek için elbette Allah’ın dinini tanımak şarttır. Allah’ın kitabını koruyabilmek için kitabı tanımak şarttır. Allah’ın kitabını, Allah’ın yasalarını tanımayan bir kimsenin onları koruması ve savunması mümkün değildir. Birileri bozuk para gibi Allah’ın âyetlerini harcarken, birileri kendi hukuklarını yerleştirebilmek, kendi yasalarını hakim kılabilmek için Allah yasalarını ezip bozarken, Allah yasalarından habersiz yaşayan insanların beri tarafta seyretmesi kaçınılmazdır. Şunu da asla unutmayalım ki, kendi dinine yardım ettikleri için Allah’ın yardım ettikleri asla mağlup olmayacak, asla zelil bir hayatın adamı olmayacaklardır. Eğer sizler Allah’ın dininin yardımcıları olur da Allah da size yardımcı olursa, kesinlikle bilesiniz ki size galip gelecek, sizi mağlup edecek yoktur. Allah’ın yardımı ve desteği sizinle olduğu sürece yeryüzünde hiçbir güç ve kuvvet size galip gelemez. Hiçbir güç sizi alt edemez. Allah sizi galip getirmeyi murad etmişse, sizin üzerinize galip gelecek yoktur. Ama eğer sizler Allah’ın dinine yardım etmezseniz, Allah da sizi terk eder, sizden desteğini çeker, sizi sahipsiz ve yardımcısız bırakırsa, ondan sonra size yardım edecek yoktur. Eğer sizler Rabbinize itaatten çıkarak, Rabbiniz yolunda cihadı terk ederek, Rabbinizin yasalarını terk ederek, Rabbinizin desteğinden, onun korumasından, yardımından uzak bir hayat yaşamaya kal-kışırsanız, size kim yardım edebilir ki? Kim destek olabilir size? Kim başarıya ve zafere ulaştırabilir sizi? Düşmanlarınız karşısında sizi kim koruyabilir? Problemlerinizi çözmeniz konusunda kim yol gösterebilir size? Kâfirlerin ayakları altında ezilmekten kim kurtarabilir sizi? Evet, böylece İsrâil oğullarından, ehl-i kitaptan bir grup iman edip Ensârullah olurken, bir grup ta küfretmiştir. Kitap ehli içinde Allah’a, Allah’ın elçilerine Allah’ın istediği biçimde iman etmişler vardır. Size indirilen Kur’an’a ve daha önce kendilerine indirilmiş olan kitaplara da inanmışlar vardır. Daha önce Mûsâ’ya (a.s) iman edip, O’na iman edenler, daha önce Îsâ’ya (a.s) iman edip, sonra Muhammed (a.s) gelince de hemen Muhammed’e (a.s) iman edenler… Daha önce Tevrat’a ve İncil’e iman edip, sonra da Kur’an gelir gelmez hemen ona iman edenler vardır. Onlar Allah’a iman ediyorlar, kendi kitaplarına, Tevrat’a, Zebur’a, İncil’e iman ediyorlar, gönderilen son kitaba ve son elçiye de iman ediyorlar. “Biz onlardan inananları düşmanlarına karşı destekledik, yardım ettik de, onlar düşmanlarına karşı galip geldiler, üstün geldiler. Ehl-i kitaptan inananları inanmayanlara galip getirdik. Elbette Müslümanları da kâfirlere karşı destekleyip galip getireceğiz buyuruyor,” Rabbimiz. Öyleyse ey mü’minler, safınızı iyi belirleyin. Kimin safında olduğunuzu iyi düşünün. Allah safında mısınız? Peygamber safında mısınız? İnananların safında mısınız? Yoksa Allah’la savaşanların, peygamberleri reddedenlerin safında mısınız? İman edenlerin safında mı, inkâr edenlerin, yalanlayanların, reddedenlerin safında mısınız? Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenlerin safında mı, yoksa zillet içinde bir dünya hayatını tercih edenlerin safında mısınız? Peygamber yolunun yolcusu mu yoksa başka yolların yolcusu musunuz? Kimin yolunda olacaksanız, onu iyi tanıyın. Çünkü başka çaresi yok, sizler şu anda ya peygamber safında yer alacak, ya da karşı gelenlerin safında yerinizi belirleyeceksiniz. Ya Resul gibi Allah’a kul olacak, hayatınızı Allah’ın belirlediği yasalar istikâmetinde Allah için yaşayacaksınız, yahut da Firavunlar, Nemrutlar, Karunlar, Hâmanlar, Ebu Cehiller yolunda olacaksınız. Ya Peygamber gibi hayatınızı, hayat programınızı Allah’a soracak, vahiyle yol bulacaksınız, yahut da Ebu Cehil, Velid bin Muğire gibi kendi kendinizi putlaştırıp hayat programınızı kendiniz yapmaya kalkışacaksınız. Ya İbrahîm gibi hayatınızın tümünde Allah’a teslim olacak, Müslüman olacak, sonunda onun gittiği cennete gideceksiniz, yahut da Nemrut gibi Allah’la savaşa tutuşarak cehenneme yuvarlanacaksınız. İyi belirleyin safınızı… Allah safında, peygamber safında, melekler ve inananlar safında yerinizi alın. Eğer bu safta yerinizi alırsanız, kesinlikle bilesiniz ki Allah sizi tüm dünyaya galip getirecektir. Allah sizi izzet ve şerefe ulaştıracaktır. Tüm yeryüzü kâfir olsa, yeryüzünde bir tek Müslüman biz kalsak ne gam! Safımızda Allah var ya! Safımızda melekler var ya! Melekler bizimle beraberler ya! Melekler bizim desteğimizdeler ya! Düşünebiliyor musunuz? O meleklerden sadece bir tanesinin, bir tek kanadının yanında bile dünya çok küçük kalır. Düşünün ki şu anda yeryüzünün bütün kâfirleri toplansa, bütün Yahudiler, Hristiyanlar, Mecusiler, Sabiîler, ateistler, laikler toplanıp, topuyla, tankıyla karşımızda saf tutsa, üç-beş tane gariban, silahsız Müslüman da onların karşısına çıksa, ama Allah onların safında olsa, melekler onların yardımında olsa, onlara karşı kim galip gelir? Allah’ın, meleklerin yenilmesi düşünülebilir mi? Allah desteğindeki mü’minlerin mağlup olabileceğini kim düşünebilir? Saff sûresi, bizim safımızı belirliyor. Bu sûreyi tanıyan, bu sûreye inanan, bu sûreyi kuşanan bizler, bu sûreyi tanımadan bir hayat yaşayanlar gibi olamayız. Öğrendiğimiz bu sûrenin muhtevası istikâmetinde hemen tercihlerimizi yapıp safımızı belirlemeliyiz. Kimler gibi düşünüyoruz? Kimler gibi inanıyoruz? Kimlerin safındayız? Kimlerle beraberiz? Kimlerle beraber olma heveslisiyiz? Allah, melekler ve mü’minlerin safında mıyız yoksa karşı tarafta mıyız? Bunu açık ve net bir biçimde ortaya koymak zorundayız. Unutmayalım ki açık ve net bir biçimde bu tavrımızı ortaya koyuncaya, safımızı belirleyinceye kadar da bu izzetsizliğimiz ve şerefsizliğimiz devam edecektir. İşte bu saf belirlemenin ortaya koyduğu bir din, bir yol, bir hayat tarzı, bir yaşam biçimi, bir hayat programı vardır ki, bunun adı İslâm’dır ve bizler Müslümanlarız. İradelerimizi Allah’a teslim etmiş, Allah’ın seçimini kendimiz için seçim kabul etmiş, boyunlarımızdaki kulluk iplerinin ucunu Allah’ın eline vermiş ve sadece Allah’ın çektiği yere giden insanlarız. Yani bizler Allah’tan başka İlâh kabul etmeyip sadece Allah’ın İlâhlığını kabullenince, hayatımızın her bir bölümünde sadece Allah’ı söz sahibi bilince o zaman karşımıza İslâm çıkacaktır. Bizim dinimiz, hayat programımız İslâm’dır ve onun dışında başka din, başka yol bilmiyoruz. Bu sûre ile alâkalı da bu kadar söz yeter. Rabbim gereğiyle amel eden kullarından eylesin. Vel’hamdü lillahi Rabbil’âlemîn.